Her iki dünyada da huzur istiyorsak bize bırakılan iki büyük nimetin kıymetini bilmeliyiz. Kur’an’a dört elle sarılmalıyız. Ehlibeyte ve sünnete de tüm takatimizle uymaya çalışmalıyız. Allah’ın koyduğu sınırları aşmazsak iki dünyada da huzura kavuşuruz. Biz Müslümanlar, Yahudiler gibi sadece dünya için çalışamayız. Hristiyanlar gibi sadece ahiret için çalışıp dünyamızı da azaba çeviremeyiz. Dünya da ahirette de mutluluk İslam’ın parolasıdır. Allah bizi hak yoldan ayırmasın…

Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde, “bıraktığım şeyler sizi sapıtmaktan alıkoyar. Eğer onlara tutunursanız sapıtmazsınız. Onlar: Kitabullah ve benim ehlibeytimdir” buyuruyor. Allah’ın kitabı Kur’an-ı Azimşşan, doğru ile yanlışı ayırt etmek için bizlere rehberdir. İki cihan saadetini kazandıran yoldur. Fakat onu bazen anlamak zor olabilir. Çünkü Kur’an-ı Kerim genel prensipleri içerir. Aynı anayasa gibidir. Her kanun buna göre yürütülüyor. Her prensip buna göre işliyor. İnsanlar sadece anayasaya bakarak kanunları anlayamazlar. Hatta anayasa profesörleri bile kanunları farklı yorumlayarak birbirleriyle tartışıyorlar. Detaylara girilirse anayasayı kimse okumaz. Şimdi anayasayı açıklamak için kanun hazırlanıyor. Ceza kanunu, eşya kanunu, ticaret kanunu, borçlar kanunu gibi kanunlar hazırlanıyor. Bu kanunları da daha açıkça aktarmak için tüzükler hazırlanıyor. Tüzükler de tam anlaşılamadığı için yönetmelikler çıkarılıyor. Yönetmelikleri de herkes anlayamıyor. Onlar içinde genelgeler çıkarıyorlar. Kur’an-ı Kerim’de de aynen böyledir.  Eğer Kur’anda bütün detayları açıkça beyan etseydi ciltler dolusu bir kitap olurdu ve hiçbir yere taşınmazdı. Okunmazdı. Anlaşılması çok uzun sürerdi. Velhasıl maksada ulaşılamazdı. Ayrıca ezberi de çok zor olacağından hıfzedilemezdi. Netice de Kur’an hafızlar vesilesiyle muhafaza edilmiştir. Onun için Kur’an bir anayasa hükmündedir. Onu daha iyi anlayabilmek için hadislere ve tefsirlere bakmamız gereklidir. Hadisleri de sadece okuyarak anlamak da kolay değildir. Hadisi tam manasıyla anlamak için onun dizinin dibinde oturmuş, Peygamber tarafından eğitilmiş, sahabe olmak gerekir. Sahabe efendilerimiz vefat etti ancak onların peygamber efendimizin sünnetlerini nasıl ifa ettikleri, bizlere kitaplarla ulaşmıştır. İşte bunun tamamına icma denmektedir. Sahabelerden sonra da müctehidler gelmiştir. İmam’ı Azam Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Ahmet bin Hanbel, İmam Malik gibi müçtehitler gelmiştir. Bunlar aslında dörtten fazladır. Fakat zamanla diğerleri unutulmuştur. Şimdi tüm İslam âlemi bu dört imamın içtihadına göre yaşamaktadır. Peygamber Efendimiz hadislerini ehlibeytine aktardı. Çünkü bizler Resulullahı, ehlibeyti kadar yakından bilemeyiz, sahabeler de bilemez. Her anını bilmek için eşi veya evladı olmak lazımdır. Onun için Peygamber efendimiz ”sizlere iki şey bırakıyorum: Kur’an ve Ehlibeytim” buyuruyor… 

İKİ DÜNYANIN SAADETİ

Her iki dünyada da huzurlu olmak için bize bırakılan iki büyük ümmetin kıymetini bilmemiz gerekiyor. Bunun için Kur’an’a dört elle sarılmalıyız. Ehlibeyte ve sünnete de tüm takatimizle uymaya çalışmalıyız. İslam iki dünyanın da saadetini ister. Biz Müslümanlar, Yahudiler gibi sadece dünya için çalışamayız. Hristiyanlar gibi sadece ahiret için çalışıp dünyamızı da bir azaba çeviremeyiz. İslam denge dinidir. Dünya da mutluluk ahirette de mutluluk İslam’ın parolasıdır. Allah’ın koyduğu sınırları aşmazsak iki dünyada da huzura kavuşuruz. Allah bizleri Kur’an’ı Azimüşşan’ın ve ehlibeytin yolundan ayırmasın. Âmin.

KU’RAN ALLAHcADIR

Kur’an-ı Kerim, Allah’ın semadan yere uzatılan kopmaz ipidir. Buna sarılanın başı arşa değer. Sahabe-i Kiram bir avuç insandı. Fakat Allah’ın ipine sıkıca sarıldılar ve dünyanın gıpta ettiği insanlar oldular. Şimdi bazı sivri akıllılar çıkıyor efendim, “Kur’an’da yaş kuru her şey var. Hadis önemli değil. Zaten hadisler sonradan yazılmış şüpheli sözler” diye konuşuyorlar. Bu düşünce kesinlikle yanlıştır. Kur’an Arapçadır ama Allahcadır. Bununla ilgili olay yaşamıştım. Medine-i Münevvere’ye giderken bir taksiciyle tanışmıştım. Taksicinin giyinişi fazla tertipli olunca kim olduğunu sordum. Meğer taksici Arap dil ve edebiyatı okumuş. Ben de “sen o zaman Kur’an’ı çok iyi anlarsın” dedim. Adam ise “Ben de anlayamıyorum. Anlamak için tefsirlere bakıyorum” dedi.  Adamın kendisi Arap, babası Arap, annesi Arap, bütün hayatı Arap beldesinde geçmiş üstüne bir de Arap dil ve edebiyatı okumuş ama yine de Kur’an’ı anlayamıyor. İşte o yüzden diyorum: Kur’an Arapçadır ama Allahcadır… 

HADİSİ İNKÂR KUR’AN’I İNKÂRDIR

Günümüz hukukunda da her ülkenin anayasası var. Onlardan sonrada kanunları var. Hiçbir ülke “kanunlara ne gerek var, anayasa da hepsi yazıyor” diyebiliyor mu   Amerika’da federal anayasa var. Fransa da anayasa var. Almanya’da anayasa var. Bu devletlere kanunları boşa kullanıyorsunuz” diyen var mı Yok! Elbet de olmaz. O zaman ne hakla Hadis’e gerek yok diyorlar Bu tamamen mantıktan, izandan uzak palavra bir sözdür. Son derece de cahilane bir görüştür.  Daha önce arzettiğim gibi her şey detaylı şekilde Kur’an’da yazmış olsaydı nereye sığdıracaktık   Allah-u Teâlâ hükümleri emretmiş, Peygamber Efendimiz de onu açıklamıştır. Mesela Kur’an’da Rabbimiz namaz kılın diye emrediyor. Fakat namazı nasıl kılacağımızı, nerede ne kadar duracağımızı, nerede hangi ayeti ne kadar okuyacağımızı bizlere Resulullah öğretiyor. Hadisi inkâr Kur’an’ı inkârdır. Bu kanuna aykırı konuşmak insanı imanından eder. Allah bizlerin akaidini muhafaza eylesin. Âmin.