Geçtiğimiz hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın dış
politika danışmanı İbrahim Kalın ın Türkiye nin Ortadoğu da yalnız kaldığına
dair eleştirilere değerli yalnızlık sözleriyle karşılık vermesi medyada çokça
tartışıldı. Medyadaki bazı kalemlerin Kalın ı eleştirmesine karşılık, Kalın ın
medyadaki dostları Kalın ı bazıları yemek istiyor diyerek arka çıktılar.
Bazılarının Kalın ı yemek isteyip istemediği beni ilgilendirmiyor ancak
Kalın ın Türkiye Ortadoğu da yalnız
kaldı iddiaları doğru değil, ama bu bir eleştiri ise o zaman söylemek gerekir:
Bu, değerli bir yalnızlıktır ifadeleri, kusura bakmasın beceriksizliğini
örtbas etmekten başka bir şey değildir.
Türkiye nin Ortadoğu da yaşadığı sıkıntıların perde
arkasındaki müsebbiplerinden biri ve belki de en önde gelenlerinden biridir
İbrahim Kalın. İslamcılığı Batılı düşünce tarzından geçmiş, hesap üzerine
kurulu olan Kalın ın Batı kafasıyla yaptığı İslamcılık Türkiye ye büyük zarar
veriyor. Amerika dan ve Avrupa dan birkaç ehlileştirilmiş Müslüman yazar ya da
sözde İslam dünyasına sempatiyle bakan Batılı akademisyenlerin çalışmalarını
dış politika sanacak kadar, dış politikadan anlamayan İbrahim Kalın ın Müslüman
ülkelerdeki bazı parti ve gruplarla kurduğu ilişkiler düzeyi de farklı parti ve
gruplardan tepki topluyor. Şöyle ki; Türkiye Arap isyanlarından önce ve
sonrasında güçlü ve tabanlı bir muhalefete sahip Müslüman Kardeşler e oynadı.
Buraya kadar hiçbir sorun yok. Zira İslam dünyasının ırkçı emperyalizm
karşısında eski gücüne dönmesi ancak Müslüman Kardeşler in Mısır ve diğer
ülkelerde başa gelmesiyle mümkün. Mısır daki darbeci zihniyet şimdilik bu
yürüyüşü engellemiş oldu.
Kalın a geri dönersek; Kalın ın temsil ettiği düşünce
tarzı, yarım yüzyıldan fazla devletin her kademesine sirayet etmiş parti ve
grupları dışladı. Mısır da Müslüman Kardeşler iktidarının kanlı bir şekilde
sonlandırılmasında bu yüzden Kalın ve ekibinin dolaylı olarak rolü
bulunmaktadır.
Müslüman Kardeşler ile kurduğu ilişkileri aynı eşitlik
düzeyinde laik ve diğer milliyetçi parti ve gruplarla da kurmuş olsaydı
Türkiye, Mısır da belki de darbe olmazdı. Türkiye nin dışladığı bu gruplar
doğal olarak kendilerine müttefik olarak Batılı ülkeleri seçti. Yani Türkiye
kendi eliyle, Müslüman Kardeşler den olmayan grupları Batı nın kucağına itti.
Kamu diplomasisinden zerre kadar anlamayan Kalın ve ekibi, sadece İslami
hassasiyetleri ön planda olan parti, STK ve yazarlarla ilişkiler geliştirerek
Türkiye nin nüfuzunu arttırabileceğini düşünüyor ancak bu sığ düşünce
Türkiye nin başına dert açtı. Şimdi kendisini aklamak için ortaya attığı
değerli yalnızlık hiçbir değer ifade etmiyor.
Türkiye, Mısır da yaptığı hatayı bugün aynı şekilde
Tunus, Libya ve Fas ta da yapıyor. Sadece Tunus taki En Nahda ile Fas taki
Adalet ve Kalkınma Partisi yle ilişki kuran Türkiye, aynı hatayı tekrarlıyor ve
laik ve milliyetçileri Fransa ve diğer Batılı ülkelerin kucağına atıyor. Bu da
Türkiye nin Ortadoğu da ne bir B ne de bir C planı olduğunu gösteriyor.
Başbakan ın Kalın a dış politikayı teslim etmesinin belki
de en önde gelen sebeplerinden biri Amerika da kalmış olması. Türkiye de tarih
okuduktan sonra Amerika da İslami düşünce üzerine çalışma yaparken bir anda
kendisine Türkiye nin dış politikası teslim edilen Kalın ın Amerika nın
liberalizmini hatmetmiş olmasına rağmen, onca yıl kaldığı Amerika da bu
ülkenin dış politikasının nasıl çalıştığı konusunda hiçbir fikri bulunmaması
çok manidar.