Hz. Ukkaşe b. Mihsan el-Esedi (ra) ilk Müslümanlardandı. Medine’ye hicret etti. Her zaman Peygamber Efendimizin (asm) yanı başında bulundu. Bütün gazâlara iştirak etti. Bedir Harbinde kılıcı kırılınca, Peygamber Efendimiz (asm) kendisine bir ağaç dalı verdi, “Bununla savaş!” buyurdu. O ağaç dalı bir mu’cize eseri bir kılıç oldu. Hz. Ukkaşe o kılıcı hayatı boyunca yanından ayırmadı. Peygamber Efendimizden (asm) Cennetlik olanlar arasına dâhil olmak için duâ istedi. O duâya aldı. Sevgili Peygamberimiz (asm) veda hutbesinde herkesle helalleşmek istedi. Kimin alacağı varsa istemesini, kime vurmuşsa kısas yapılmasını söyleyince Ukkaşe Hazretleri ayağa kalktı ve Uhud harbi esnasında kırbaçla omzuna vurup canını acıttığını söyledi. Peygamber Efendimiz (asm) kırbacını uzatarak gelip aynı şekilde kendisine vurmasını istedi. Hz. Ukkaşe, “O sırada benim sırtım açıktı” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm) sırtını açtı. Hz. Ukkaşe de gidip nübüvvet mührünü öptü. “Yâ Resûlallah, benim maksadım buydu” dedi. Peygamber Efendimizin (asm) vefatından sonra Hz. Ukkaşe (ra) cihad için orduya katıldı. Hz. Ömer’in (ra) hilafeti esnasında Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin fethinde bulundu. Son olarak Antep’in fethi harekâtına iştirak etti. Daha sonra o bölge halkına İslâmiyet’i öğretmek ve talebe yetiştirmek için, Nurdağı sınırları içerisindeki yüksek bir tepeye medrese inşa ettirdi. Vefatı üzerine de oraya defnedildi. 

Hayatı hakkında çok hülasa bilgi verdiğimiz bu mübarek zatı ziyaret etmek istemez misiniz? Gaziantep’in bu aziz misafiri, Nurdağı ilçesine bağlı Durmuşlar köyü yakınlarında yüksekçe bir tepenin üzerinde medfundur. Yaklaşık on sene önce ziyaret etmiş ve o sırada, “Bir gün çocukları da buraya getireyim. Bu pek değerli misafirimizi onlar da ziyaret etsin” demiştim. Son İstanbul seyahatinden dönüşte, otobanda yol alırken, tam da Bahçe’ye ulaştığımızda otobanın emniyet şeridiyle kapatıldığını gördük. Vazifeli memurlar araçları Bahçe’deki eski yola yönlendiriyorlardı. Akşam namazı vakti de yaklaşmıştı. Biz namazı nerede kılalım diye çevreyi kolaçan ederken, “Hz. Ukkaşiye türbesine gider” levhasını gördük. “Var bunda da bir hayır. Gidip namazımızı Ukkaşiye’de kılalım” dedik. Tabelada mesafenin 17 km. olduğu yazılıydı. İlk 5 km.’den sonra yolun çok bozuk olduğunu gördük. Dağa tırmanırken çoğu yerde iki araç yan yana gidemez vaziyetteydi. Bir taraf ise uçurumdu. Neyse güç bela tepeye ulaştık. Orada yalnızca bir araç vardı. Bir aile de bizim gibi ziyarete gelmişti. Merkezi sistemden akşam ezanı okundu. Camide hiçbir görevli yoktu. Namazı kıldırdım. Diğer aile de gitti. Biz tek kaldık. Başkaca hiçbir görevli, hiçbir kimse yoktu. İşte o sırada şunları düşündüm: M.Ö. Bilmem ne tarihindeki tarihî eserlere ulaşım için bütün imkânlar seferber edilirken, bu mübarek misafirimize ulaşılacak yol bakımsız, perişan bir haldeydi. Orada hiçbir görevli yoktu. Bu ilgisizlik yüreğimi burktu.

Hz. Ukkaşe (ra), bütün sahabeler gibi hem kılıcıyla, hem ilmiyle cihad etmişti. Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılmak için canıyla, malıyla mücadele etmiş, elindeki bütün maddî imkânları, İslâm’ı gelecek kuşaklara doğru şekilde aktarmak için sarf etmişti. Bu şerefli, değerli zatları layıkıyla yâd etmek, onların yaptığı hizmetleri devam ettirmekle olur. Onlara gerçek hürmet böyle gösterilir. Hz. Ukkaşe Hazretlerinin ve diğer evliya, asfiya türbelerinin yanına birer medrese açılmalı, buralarda Ashab-ı Suffa Medresesi’nin benzeri tedrisat yapılmalıdır. 

Âlimlere, Sâlih kimselere, yaşlılara hürmet göstermek Sünnet-i Seniyyedendir. Bizler işte bu maksatla büyüklerimizin mezarlarını, türbelerini ziyaret ederiz. Evet, uzaktan da onlara okunan duâlar yerini bulur, ancak bizzat yanlarına gidip selam vermenin ve duâ etmenin bir mahzuru yoktur. Bu güzel bir davranıştır, ancak aslolan onların dâvâsına, yani Kur’an’ın hâkimiyeti dâvasına sahip çıkmaktır.