Müslümanlar olarak şekillere takılıp kalmış ve öze

inememiş, şuuru yakalayamamış durumda olduğumuz herkesçe bilinen bir gerçektir.

Dinimizce belli bir önemi haiz nesne veya nesnelere duyduğumuz sevgimiz, çoğu

zaman onları neden sevmemiz gerektiğinin önüne geçmektedir.

Kur an kutsaldır bizim için. Biraz olsun aşağı inmesine

gönlümüz razı olmaz yükseklerde tutarız. Elimize aldığımızda üç kez öpüp

alnımıza koyarız. Fakat cismine gösterdiğimiz saygıyı, içindeki hükümlerine

gösterme ve hayatlarımıza tatbik konusunda eksiklik yaşarız.

Kâbe miz çok değerlidir. Ona dokunmak, öpmek için kendi

dostlarımızı bile ezmekten çekinmeyiz, bu uğurda yaralanmaktan korkmayız ve bu

mücadeleyi büyük bir cihad sayarız. Ama inanan bir mü min in, Kâbe den daha

hürmetli ve saygıdeğer olduğunu bilmeyiz.

Allah Rasulü nün mübarek sakalı şerifleri öylesine

önemlidir ki şehirlerimizdeki camilere, çeşitli sohbet meclislerine geldiği

zaman büyük arbedeler içinde görmek, yüzümüze gözümüze sürmek için neredeyse

canımızı veririz. Lakin O nun suretine gösterdiğimiz ehemmiyeti, sîretine

göstermeyiz.

Bir de camiler vardır çok kıymetli olan. Gözlerimizle

süzer, güzelliklerine puan verir, namazımızı kılar çıkarız. Dokunmayız,

sevmeyiz, öze inmeyiz çünkü zedelemekten korkarız. Onu değerli kılanın bizlerin

içinde kılacağı namazlar olduğunu unuturuz. Ona asıl anlam katacak olanın

Müslümanlar olarak, kadınımızla erkeğimizle, yaşlımızla gencimizle güvenli

kollarına sığınıp kardeşçe kucaklaşmamız olduğunu idrak edemeyiz. Mimari bir

yapıya duyulan hayranlıktan ya da mal koruma sevdasından öteye geçmez onunla

buluşmamız.

Asıl can yakan kısmı ise çocukların cami içindeki bazı

hareketlerine tahammül gösteremeyişimizdir. Maalesef yıllardır konuşuluyor

olmasına rağmen hâlâ kendi içimizde çözemediğimiz bir konudur, çocukların

camilerde gürültü yaptıkları için azarlanması ve hatta daha ileriye gidilerek

camiden çıkarılması...

Böylesi bir olayı herkes hayatında en az bir kez

yaşamıştır. Çocuğunuzla girdiğiniz bir camide özellikle yaşı biraz daha

ilerlemiş ve tabiri caizse camiyi sahiplenmiş cemaat tarafından azar yemeniz ya

da en iyi ihtimalle sinirli bakışlarına maruz kalmanız işten bile değildir.

Oysa durup düşünmeli ve sormalıyız kendimize. Bir baba

tutup elinden küçük oğlunu gönül rahatlığıyla Cuma namazına götüremiyorsa, o

caminin, şehrin en ihtişamlı cami olmasının ne önemi var

Bir anne namaz kılmak için çocuklarıyla beraber bir

camiye girmekten imtina ediyorsa veya yolculuk esnasında bir parça soluklanmak

için çocukları gürültü yapar korkusuyla bir camiyi tercih edemiyorsa o caminin

mermerlerinin güzelliğinin ne kıymeti var

Bir delikanlı elinde gitarı ve uzun saçları olduğu için

camideki cemaatin bakışlarıyla taciz edilmekten çekindiğinden dolayı vakit

namazını kılmayı geciktiriyorsa o caminin cemaatinin fazla olmasının ne değeri

vardır

Başı açık olduğu halde namazını kılmak için camiye giren

genç kız, ona anlamsızca bakan yaşlı bir teyzenin bir sözüyle inciniyorsa o

camide yapılan secdeler nasıl artar

Dışarıda tozun toprağın içinde oynadığı gerekçesi ve

camiyi kirletme endişesiyle mahallenin çocukları camiden dışlanıyorsa caminin

nasıl bir tarihi geçmişinin olduğu çok mu mühimdir

Daha küçücük, biraz anne babalarını taklit edip namaz

kılan, biraz da koşturup oynayan çocuklar yedikleri azarlar yüzünden camiden ve

dolayısıyla namazdan soğuyorsa biz secdeden başımız kaldırmasak neye yarar

Bizler camide namaz kılarken arka saflarda gülüşen,

koşturan çocuk sesleri yoksa, gelecek nesiller adına korkmalı değil miyiz ..

O halde bırakalım göstermelik cami sahiplenme işini.

Mimarisi kime ait veya parası kimden çıkmış olursa olsun camiler Allah ın

evidir ve herkesin güvenip sığınabileceği birer limandır.

Bırakalım kadınlar hem namaz kılıp hem soluklansın.

Bırakalım gençler hem Rabbiyle buluşup hem dersine çalışsın. Genç olsun yaşlı

olsun, tesettürlü olsun açık olsun, bırakalım herkes Rabbine koşsun. Bırakalım

çocuklarımız camide özgürce koşsun, oynasın, gülüp eğlensin, mutlu olsun.

Unutmayalım ki azarlarımız, imalarımız ve buz gibi

bakışlarımızla camiden soğuttuğumuz çocuklar yıllar gelip geçse de o camiye

adım dahi atmayacaktır. Biz daha rahat namaz kılalım diye dışarı çıkardığımız,

susturup oturttuğumuz o nesil, bizim yüzümüzden rukûya varmayacak, secdenin

hazzını tadamayacaktır. Tesbihleri yerlere attığı için uyarılan çocuk kıymetli

olanın tesbih değil zikir olduğunu ömrü boyunca anlamayacaktır!

Namaz öğrensin diye kurslara gönderdiğimiz çocuklarımızı

namazdan soğutmak, hiçbirimizin altından kalkamayacağı bir vebaldir.

Öyleyse artık bir tek çocuğun, en ihtişamlı camiden bile

daha kıymetli olduğunu anlamalıyız. Küçücük körpe zihinlerini camiye

alıştırmak, sevdirmek ve sürekli gelmelerini sağlamak için çabalamalıyız. Tatlı

sözümüzle, güler yüzümüzle, hediye ve ikramlarımızla onların camiye uğrar,  namaz kılar, secde eder bir nesil oluşlarına

şahit olmalıyız

1İbn-i Mace, Fiten: 2