TRT Haber’de ‘Bir Fikrin mi Var’ isimli yarışmada 3 proje arasından ‘Organik Hoşaf’ projesi finale gitmeye hak kazanmış ve finalde elenmişti. Fakat bu “proje” gündemi nedense uzun müddet meşgul etti.

Ardından programın yapımcı şirketi bir yazılı açıklama yayınlandı ve olayın medyada yansıtıldığı gibi olmadığınıgıda mühendisi olan Kübra Ağca ise Hoşaf üretim projesiyle finale hoşafı bulduğunu iddia ederek değil, pastörize etmeden raf ömrünü uzatma ve lojistik gibi sorunlara araştırma geliştirme yaparak aynı ayran gibi hızlı tüketim ürünü olarak satışa çıkmafikriyle yükselmiş sonra da elenmiş olduğunu belirtti.

Yarışma bir girişimcilik yarışması, yani sadece bir mucit arama yahut bilimde çığır açma yarışması değil. Eleştiriler de burada yoğunlaşıyor. Fizik tedavi ile ilgili yapılan bir icat elbette hoşaftan daha fazla insanlığa yararlı olabilir. Ancak bunun üzerinden “Bu ülkede bilime değer verilmiyor kardeşim.” deyip yakınmak aşağılık kompleksinin tezahürü olsa gerek. Hele ki şu sıcak havalarda kola, soğuk çay, konsantre meyve suyu tüketirken başka bir seçenek olarak hoşaf gibi bizim kültürümüze ait bir içeceği neden tüketemeyelim veya yaygınlaştırmayalım. Hoşaf, sadece Ramazan ayında tüketilen bir içecekmiş algısı da bizi ondan mahrum bırakan diğer bir sebep. Kola gibi zararlı bir içeceğin bile başarılı pazarlama stratejisi örneği olarak öğünlerimizin vazgeçilmez seçeneklerinden biri olması yadsınamaz bir gerçek. Bir gıda mühendisinin de hoşaf üzerinden böyle bir proje geliştirmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bir şey keşfetmek sadece sıfırdan bir ürün oluşturmak olarak nitelendirilmemelidir; bir şey keşfetmek var olanı gün yüzüne çıkarıp onu toplumla buluşturmaktır da nihayetinde.

Öyleyse eleştirirken hoşaftan anlamasak bile boş laftan uzak, hoş laftan yakın olalım.

*

Diploma Puanlarının Üniversite Sınavını Etkilemesi Ne kadar Adaletli?

Geçtiğimiz günlerde üniversite sonuçları açıklandı. Hazır üniversite sınavı gündemdeyken şunu tartışmakta fayda var;

Mevcut üniversiteye yerleştirme sisteminde liseye sınavla yerleşen çocuklarımız sonrasında kazandıkları liselerde, lise hayatı boyunca girdikleri sınavlardaki aldıkları notların ortalamasının sonucu olarak bir diploma puanına sahip oluyorlar. Bu diploma puanı belli bir oranda üniversite sınavında elde edilen ham puana katılıp yerleştirme puanı elde ediliyor.

Fakat bu sınavlar hiçbir lisede eşit şartta, eşit zorlukta ve Türkiye geneli olan bir not ortalaması ile değerlendirilmiyor. Yani zor bir sınava giren Ahmet çok çalışıp 70 alırken daha az çalışan Mehmet başka bir lisede daha kolay bir sınavda 100 alabiliyor. Yine benzer bir sorun performans notuyla ilgili olarak da karşımıza çıkıyor. Çünkü performans notunun belli bir ölçütü yok. Bir okulda öğretmen öğrencisine dersteki hal ve hareketlerine göre performans notu verirken diğer bir okulda kelime bir dosya kâğıdına yaptığı performans ödevine göre puan veriyor. Bir tarafta kanaat notu diğer tarafta ise yapılan bir ödeve verilen bir not söz konusu. Yine sınav günleri, sınav saatleri, sınıf ortamları da eşit olmayan şartlar arasında.

Peki adalet nasıl sağlanabilir;

Merkezi sınavlar yapılabilir. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından tüm sınavlar aynı gün ve aynı saatte okullarda ortak sınav yapılacak şekilde bir sistem oluşturulabilir.

Üniversitelerdeki gibi çan eğrisi sistemi ile sınav zorluğu bakımından oluşan eşitsizlik bir nebze giderilebilir.

Performans notu öğretmen inisiyatifinden çıkarılıp belli şartlar taşıyarak eşit şartlar sağlanabilir.

Üniversite sınavında diploma puanının etkisi azaltılabilir yahut tamamen kaldırılabilir.

Sınavların zorluğu kolaylığı ve diğer etkenler hakkında okullarda öğrencilerin şikâyeti doğrultusunda eşit şartları sağlamak amacıyla çalışmalar yapılıp çözümler getirilebilir.

Üniversite sınavı kaldırılabilir.