Hocaların Hocası olarak şöhret bulan Ekonomi Profesörü bugünkü yazımın konusunu teşkil ediyor. Her topluluğun her döneminde o topluluğa etki eden seçkin kişileri olur. Yirminci asrın son yarısında yetişmiş ve çok yönlü olarak etkili olmuş o seçkin kişilerden birini geçen ay kaybetmiş bulunuyoruz. Daha soğukkanlı ve daha sağlıklı değerlendirmeler yapabilmek amacıyla aradan belirli bir zamanın geçmesini beklemek daha yararlı olabilirdi; nitekim ben de öyle yapmayı tercih ettim.

Kendisi ile olan otuz yılı aşan özel ilişkilerimden bahsetmeyeceğim, çünkü bizden daha çok yakınları vardı. Onun hayatını da anlatma ihtiyacında değilim, çünkü vefatının hemen akabinde benden fazla anlatanlar oldu; bundan sonra da anlatanlar olacaktır...

Üniversitede hoca olduğundan dolayı para kazanmak için kitap yazan pek çok kimseler olmuştur. Sadece ilmî olarak çalışmayı görev edinip başarıya ulaşan kişiler arasındakileri saysak, son yarım yüzyıl içinde sözkonusu muhterem zatın seviyesinde yetişmiş kırk-elli kişi bulamayız. Bu meselenin üzerinde biraz durmak isterim. Her halde buraya kadar yazdıklarımdan Sabahattin Zaim Hocadan bahsettiğim anlaşılmıştır.

***

Ekonomi Profesörü Sabahattin Zaim başta olmak üzere, parmakla sayılabilecek onun seviyesindeki birkaç değerli insanımızın gerektiği gibi değerlendirilmemesini hep üzüntü ile karşılamışımdır. Başbakan ve Cumhurbaşkanı cenazesine gelmişler, cenazesini on binler kaldırmıştır. Onların onun tabutunu taşımaya ihtiyaçları yoktu, onun da bu gelişten hiçbir yararı olmayacaktır.

Belki de Hocaların Hocası Sabahattin Zaim e; "Bak, bu kadro seni ne kadar takdir etmektedir. Onlara neden yol göstermedin Sen ekonomi âlimi idin, bunlar ise faiz batağı içinde batıyorlardı, onları neden uyarmadın " diyenler vardır. Bunlar cenazeye gelmeseydiler, ona böyle bir soru tevcih edilmezdi. Dolayısıyla onların cenazeye katılması bu zaviyeden bakınca onun için yararlı olmamıştır.

Merak ediyor ve soruyorum; -aradan beş sene gibi bir zaman geçti- iktidar olmadan evvel Sabahattin Zaim ve iki elin parmaklarını geçmeyen onun seviyesindeki kişilere sürekli danışan başbakan; acaba o makama geçtikten sonra kaç defa onlarla istişare etmek için Ankara ya davet etti Bunu hayatta olan diğer hocaların açıklamasını istiyorum; benden suizan gitsin diye istiyorum. Âlimlerin ölü cesetlerine ve cenazelerine değil, onlar hayattayken onların ilimlerine saygı göstermek gerekir.

***

Hemşerim, Hocaların Hocası Sabahattin Zaim hayattayken yeterince değerlendirilmediği gibi; hâlen hayatta olan ve benim de yakından tanıdığım Zaim Hoca seviyesindeki o birkaç kişi de maalesef değerlendirilmemeye devam ediliyor. Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir veciz sözümüz bir gerçeği ne de güzel ifade ediyor. Biz ülke ve toplum olarak o âlimlerimizi onlar henüz hayattayken ilgisizliğimiz ve ihmalkârlığımızla öldürüyoruz. Onlar öldüklerinde de adeta günah çıkarırcasına onbinler hâlinde cenazelerine koşuyor, kimilerini de özellikle öldükten sonra yere göğe sığdıramıyoruz!..

Bu ihmal ve ilgisizlik anlaşılır gibi değildir.

İlme ve âlime değer vermemek, başka hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar acı bir durumdur. Son dönemlerde edindiğimiz bu kötü alışkanlığımızı bir an önce değiştirmeli, terk etmeli ve ecdadımızın yaptığı gibi âlimlerimizi onlar hayatta iken başımızın tacı ve hayattaki her meselemizin müşaviri yapmalıyız.

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu

Bilmek için bilginlerimize gerekli değeri vermeliyiz.

Bu ihmalkârlığımızı gidermek için asıl yapmamız gerekenleri yarın yazacağım, inşaallah