Hak-bâtıl mücadelesi ilk insandan bu yana süregelmektedir. En son ilâhi din olan İslâm ın yeryüzünü aydınlatmaya başlamasıyla birlikte, bu mücadele doruk noktaya ulaşmıştır.

610 yılında Mekke semalarını aydınlatmaya başlayan İslâm güneşi, vahşet ve kötülüklerinin devamını isteyen karanlık zihniyetin uykusunu kaçırmıştı.

İslâm ın Şanlı Peygamberi, aldığı görevi hakkıyla yerine getirmek için davete başladı. Özgürlük, barış ve huzura susamış yanık gönüller hızla İslâma koşuyordu. Bu gelişme, acı, kan ve gözyaşıyla beslenen zalimleri rahatsız ediyordu. çünkü bu gidiş, onların saltanatlarının çatırdamaya başladığının işaretini veriyordu.

Alay, hakaret, işkence, şiddet ve ambargo gibi değişik metodları denediler. Bunların hiçbiri inanmış gönülleri dinlerinden döndürmeye yetmedi. Bilaller işkence gördükçe kalblerindeki iman kökleşiyordu. Şiddet uygulamaları karşısında, yaşanılabilir beldeler arıyor, Habeşistan a hicret ediyorlardı, ama Hak dâvâdaki kararlılıklarından vazgeçmiyorlardı. Çünkü Allah Rasulü (s.a.v.) onlara "Bir elime ayı, diğer elime güneşi verseniz bile dâvamdan vazgeçmem." diye bir kararlılığı öğretmişti.

Birinci Akabe buluşması

Allah Rasulü (s.a.v.) de her fırsatı davet için değerlendiriyordu. Bir hac mevsiminde 12 Medineli Müslüman Mekke ye gelmişti. Yüce Rasül (s.a.v.) onlarla Akabe Tepesi nde gizlice buluştu. İslâm ın bazı hakikatlarını anlattı:

"Allah a şirk koşmayacaksınız.

Kız çocuklarını öldürmeyeceksiniz.

Hırsızlık yapmayacaksınız.

Zina etmeyeceksiniz.

İslâm ı yaşamak konusunda, ayıplayıcının ayıplamasından çekinmeyeceksiniz.

Her hâlde, Allah ve Rasül yolundan ayrılmayacaksınız."

Medineliler bu güzel örgütleri dinlediler. İçleri rahatladı. Gönülleri ferahladı. Huzur ve mutluluk duydular. Medine ye dönmeden önce Allah Rasulü nden (s.a.v.) bir istekte bulundular:

"- Yâ Rasülallah! Bize bir Kur ân muallimi verin de, bize ve diğer Medinelilere İslâm ı öğretsin."

Allah Rasulü (s.a.v.) bu güzel istekten memnun oldu. Onlarla birlikte, genç bir sahabe olan Mus ab bin Umeyr i (r.a.) Medine ye gönderdi.

Mus ab Bin Umeyr kimdir

Mus ab bin Umeyr (r.a.) Peygamber Efendimiz e (s.a.v.) en çok benzeyen sahabe...

Mus ab bin Umeyr (r.a.).. Mekke nin en yakışıklı delikanlısı... Mus ab bin Umeyr (r.a.)... Mekke nin en zengin ailesinin çocuğu...

Genç yaşta Hak bir din ve Hak bir Peygamber gönderildiğini öğrenmiş, doğruca Allah Rasulü ne (s.a.v.) koşmuştu. Kalbinde iman ışığı parlamış, yüce Rasül ün (s.a.v.) huzurunda Müslüman olmuş ve İslâm ın emirlerini öğrenmeye başlamıştı.

Anne-babası, Mus ab ın Müslüman olduğunu öğrenince dediler ki:

"- Ey Mus ab! Sen nasıl olur da atalarımızın dinini bırakır da, bu yeni dine girersin. Bu sevdadan vazgeç!"

İşte Mus ab ın cevabı:

"- Ey anneciğim, ey babacığım! Sizleri çok severim. Ama, Müslümanlık sizin bildiğiniz gibi değil. İnsanın hem dünyasını, hem de ahiretini kurtarıyor. Ben İslâm dan vazgeçemem."

Bu sözler, Mus ab ın İslâm da ne kadar kararlı olduğunun işaretiydi. Annesi, belki vazgeçer ümidiyle, son bir yaptırım uygulamak istedi:

"- Ey Mus ab! Eğer İslâm dininden vazgeçmezsen kendimi öldüreceğim, canıma kıyacağım!.."

Mus ab annesine seslendi:

"- Ey anneciğim! Sen beni dünyaya getiren kadınsın. Üzerimde hakkın çoktur. Ne yapsam hakkını ödeyemem. Fakat İslâm, Allah ın dini... Senin bin tane canın olsaydı da, her gün bir tanesi alınsaydı, ben gene de İslâm dan vazgeçmezdim."

Bu cevap, anne-babasında, Mus ab ın İslâm dan vazgeçebileceğine dair hiçbir ümit bırakmadı. Bu sefer de onu evlatlıktan çıkardılar, miraslarından mahrum ettiler.

İman kalpte kökleşince...

Mekke nin en zengin ailesinin çocuğu, İslâm uğrundaki fedakârlığı sebebiyle, fakir bir hayat yaşamaya başladı. İman kalpte kökleşince, insan her türlü fedakarlığı yapmayı göze alabiliyordu. İşte, Allah Rasülü nün (s.a.v.) Medine ye "İslâm ı öğretmek için" gönderdiği Mus ab bin Umeyr (r.a.) buydu.

Mus ab bin Umeyr (r.a.) artık Medine de... Orada, tatlı dili, güler yüzü, Peygamber Efendimiz e (s.a.v.) en çok benzeyen simasıyla İslâm ı o kadar güzel anlattı ki, Medineliler, İslâm dinine hayran oldular.Bölük bölük, grup grup İslâm a girmeye başladılar.Daha bir yıl dolmadan Medinelilerin büyük bir kısmı Müslüman olmuştu.

Bir sene sonraki hac mevsiminde, bu sefer de 70 Medineli Müslüman Mekke ye geldi. Allah Rasulü (s.a.v.) onlarla da gizlice Akabe Tepesi nde buluştu. Onlara İslam ı anlattı. Medineliler, Peygamber Efendimiz e (s.a.v.) dediler ki:

"- Ey Allah ın Rasulü! Sizin Mekke de çektiğiniz sıkıntıları, sahabenize yapılan işkenceleri biliyoruz. Sizi ve sahabenizi Medine ye davet ediyoruz.Sizleri, hanımlarımızı, çocuklarımızı, can ve mallarımızı koruduğumuz gibi koruyacağız."

Allah Rasulü (s.a.v.) vahiyle hareket ettiği için hemen söz veremedi. Fakat, Mekkeli Müslümanlar, bir taraftan Medine ye hicret etmeyebaşladılar.

Peygamber şehri Medine

Ne yapacaklarını şaşıran müşrikler, Allah Resulü nü (s.a.v.) öldürmeye karar verdiler. Kureyş, kan davası gütmesin diye, olaya bütün kabileleri ortak ettiler. Her kabileden güçlü-kuvvetli birer kişi seçilerek toplam 40 kişi Allah Rasülü nün evini kuşattı. O gece hicret izni verildi. Yüce Rasül (s.a.v.), Mekkelilere ait olan emanetleri, evinde bulunan Hz. Ali ye (r.a.) teslim etti ve onu yatağına yatırdı. Sonra da Yasin suresinin ilk 9 ayetini okuyarak evinden çıktı. Müşrikler onu göremediler. Doğruca Hz. Ebubekir in (r.a.) evine gitti.Birlikte Sevr Dağı na gittiler. Üç gün üç gece burada kaldıktan sonra Medine ye doğru yola çıktılar.

Medineliler Allah Rasulü nü (s.a.v.) büyük bir coşku ile karşıladılar. Kadınlar, çocuklar ve bütün halk "Aydoğdu üzerimize/ Veda Tepeleri nden/ Ey şerefli davetçi hoş geldin." ilâhisini okuyorlardı.

Fedakâr ve ihlâslı bir davetçinin başarısını görüyor musunuz Mus ab bin Umeyr (r.a.) Medinelilerin İslâm a girmelerine vesile oldu ve orayı "PeygamberŞehri" haline getirdi. Fedakâr, çalışkan, işini bilen ve ihlaslı bir insan, bir şehir demekti.

Hicret, vatanı terketmek değil; stratejik bir manevra ile, göç edilen yerleri de yaşanılır hale getirme hazırlığıdır.

Hicret, hedefe doğru yay olup gerilmek, Hakk ın hâkimiyetinin daha geniş bir coğrafyaya ulaştırılması çalışmasıdır. Adeta, bir uzun atlama sporcusunun, geri geri çekilerek daha uzun bir mesafeye atlayabilme antrenmanı...

Yeryüzünün bütün mülk ve saltanatı Allah ındır. Müslüman, Allah ın yeryüzündeki hükümranlığını bilen ve kabul eden kişidir. İslâm ın amacı, yeryüzünde fesat çıkarılmasını önlemek ve beldeleri yaşanılır hale getirmektir. Önemli olan insanların Rablerini tanımaları, Allah ın mülkünde huzur ve barış içinde yaşamalarıdır. Hicret de bu sonuca ulaşma anlayışıdır.

Bu münasebetle, tüm okuyucularımızın Hicrî 1428 yılını tebrik eder, bütün insanlığın kurtuluş ve hidayetine vesile olmasını niyaz ederim.