Soru: Hicret ve öneminden bahseder misiniz

Cevap: Bismillahirrahmanirrahim

Hicret kelimesi sözlükte terketmek, ayrılmak, bir yeri terkederek başka bir yere göç etmek anlamına gelir. Istılahta ise, özel olarak Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin  ve Mekkeli Müslümanların Medine ye göçünü, genelde ise, gayr-i müslim bir ülkeden İslâm ülkesine göç etmeyi ifade eder.

Hicret; Hakk ın batıla galip gelmesi ve İslâm ı tümüyle yaşamanın azmidir. Hicret; tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin, gerektiğinde mallardan ve canlardan feragat etmenin sembolüdür. Hicret; Ensar ve Muhacirinin sergiledikleri dostluk ve kardeşliğin, milli birlik ve bütünlüğün en güzel timsalidir. Hicret; ilk Müslümanların inançları uğruna gösterdikleri fedakârlığın doruk noktasıdır.

Hicret, İslâm tarihinde bir dönüm noktasıdır. İslâm ın sabırdan aksiyona geçişi demektir.

Hicret, İslâm tarihinin en büyük hadisesidir. Bunun için Müslümanlar takvimlerinin başlangıcı olarak hicreti kabul etmişlerdir.

Hicret, kötü şartlardan kaçış değil; İslâm ın hükümlerini yaşatacak ve yaşayacak yeni şartların ve mekânların aranışıdır. Fudale b. Ubeyd (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

"Hakiki Muhacir, hataları ve günahları terk eden kimsedir" (İbni Mace, Fitne: 2) Abdullah b. Amr b. As (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

"Hakiki Muhacir, ALLAH ın yasakladığı şeyleri bırakan kimsedir" buyurur. (Buhari, İman: 4-5, Rikak: 26, Müslim, İman: 64-65, Ayrıca Bk. Ebû Davud, Cihad: 2, Tirmizi: Kıyamet: 52, İman- 12, Nesai, İman: 8-9-11) O halde, bizler de ALLAH ın yasakladığı şeylerden kaçınıp nefsimizin kötü isteklerini frenleyerek her an hicret halinde olabilir ve hicret sevabına nail olabiliriz. Günahlarla, isyanlarla kirlenen gönül dünyamızın, kulluğa, itaate, ibadete yönelmesinin de gerçek hicret olduğunu unutmayalım.

Hicret; İslâm davasının hedefe giden yolunda bir dönüm noktasıdır. Hicret; İslâm toplumunun teşkilatlanması, bir güç haline gelmesi ve çevresine kendini kabul ettirmesi sürecinin ilk adımı olmuştur. Hicret; her vesile ile birlik, beraberlik ve dayanışmayı vurgulayan İslâm ın hayat bulmasına yol açan önemli bir olaydır. Hicret; imanın maddi güç karşısında kazandığı zaferin simgesidir. Hicret, ALLAH rızası için; anadan, babadan, yardan, diyardan, maldan, mülkten hatta candan, evlattan vazgeçişin, ibretli ve meşakkatli kıssasıdır.

Hicret; her şeylerini ALLAH için, göz kırpmadan terk eden Mekkeli Muhacirler ile onları bağırlarına basan, muhtaç oldukları halde onları kendilerine tercih eden Medineli Müslümanların, Ensarın destanıdır. Bu destanda fedakârlık, kardeşlik, ahde vefa, birlik ve beraberlik, değerlerin paylaşımı, özgürlük aşkı, adalet, saygı ve hoşgörü temel konulardır. Medineli Müslümanların, Mekke den hicret ederek gelen Muhacirlere nasıl kucak açtıklarını, onların hayır ve iyiliği için neler düşündüklerini anlatan ayet-i kerime:

"Muhacirlerden önce Medine ye yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret eden mü minleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir." (Haşr sûresi: 9) 

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Medine ye hicreti bu değerlerin insanlığa yeniden kazandırılması yolunda verilen mücadelenin en önemli aşamasıdır. Hicret; ALLAH a ibadete, insanî erdemlere, rahmet ve medeniyete gönlünü açanların zaferi; bu değerlere kapılarını kapatanların mağlubiyetidir. Hicret; nurun hayat buluşu, karanlığın aydınlığa dönüşüdür. Bu büyük dönüşümün gerçekleşmesine katkıda bulunmuş olmanın ALLAH katında elbette bir mükâfatı vardır. Yüce Kitabımız Kur an-ı Kerim bu mükâfatı:

"İman edip hicret edenlerin ve ALLAH yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselerin mertebeleri, ALLAH katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir." (Tevbe sûresi: 20)

"... Onlar hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, Benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, Ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım..." (Al-i İmran süresi:195) ayet-i kerimeleriyle dile getirmektedir.

Hicreti süsleyen tablolarda çağımız insanı için alınacak birçok ibret ve ders vardır. Bencilliğin, maddeperestliğin, çıkarcılığın, adaletsizliğin tahrip ettiği insanlığın aydınlığa çıkışı; hicretle başlayan ve yeşeren insanî değerlerin, fedakârlık ve kardeşlik örneklerinin hayat bulması ile mümkündür.

Yüce ALLAH, emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmek üzere peygamberler göndermiştir. Görevleri sadece insanları doğru yola ulaştırmak olan bu kutlu elçilerin hemen hepsi, pek çok işkence ve zulme maruz kalmışlardır. Bazısı öldürülmüş, bazısı yurtlarından göçe zorlanmış, bazıları da toplumdan soyutlanarak baskı altında tutulmuşlardır. Hâlbuki bu kutlu elçiler, gönderildikleri toplum için rahmet, şefkat ve sevgi kaynağı idiler. Onlara gönül kapılarını kapatan toplum, aslında insanî fazilet ve erdemlere kapısını kapatmaktaydı. ALLAH elçilerini bağrına basan toplumlar ise, insanî erdemlere, aydınlığa kucak açmaktaydı.

Bildiğiniz gibi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Mekke de doğdu ve kendisine peygamberlik görevi burada verildi. İnsanlığın yaratılış gayesini, ahiret inancını yitirdiği, insanî değerlerini kaybettiği, şirke, zulme ve her türlü ahlâksızlığa saplandığı bir dönemde Yüce Rabbimiz, Hz.Muhammed (S.A.V.) Efendimizi son peygamber olarak göndermiştir.