İnsanlara akıllarının aldığı kadar anlatın. Hadisi

Şerifi herkesin malumudur.

Hak davayı anlatmakla görevli isen bu kaide gereği

hareket etmen, davanı tebliğ etmen şarttır.

Konuşmadan anlayana konuşmak, yazıdan anlayana yazmak,

konferanstan anlayana kürsüden anlatmak, öykü ve roman veya başka şekillerde yazılı olan eserlerden anlayana

kitaplar yazmak, şiirden anlayana manzum yazmak, ekrana hevesli olanlara

ekrandan anlatmak, internet müdavimlerine oradan yazmak, çizgiden anlayana

çizerek anlatmak, mizahtan anlayana anladığı dilden tebliğ etmek gerekir.

Bu tebliğ çeşitlerinin kullanılmaması vebal altına girmek

demek olur.

Bu Hadisi Şerif i biz böyle anlarız.

Bu şekillerde davayı anlatırken tek gayen insanlara

ulaşarak derdini anlatman olmalıdır.

Mesela, konuşurken, özenli konular, özenli kelimeler,

yine özenli şekilde cümlelere dönüşmeli, vurgular yerli yerinde yapılmalıdır.

Amma bu özeni söz ustası olarak anılmak için değil, derdini anlatabilmen için

göstermelisin.

Yazıdan anlayana davanı anlatabilmen için çalakalem

yazmak değil, sana sağlanan imkânları en verimli bir şekilde en özet ve çarpıcı

cümleleri kurarak yazman için, yazacağın şeyler rüyana girecek kadar seni uzun

uzun meşgul etmeli, bin düşünüp öyle yazmalısın. Amma bunu yaparken bir

edebiyatçı olarak isim yapayım, şöhret kazanayım, ücret alayım diye değil,

davanı en iyi şekilde anlatabilmeyi başarmak için yazmalısın. Zaten de davanı

anlatma derdinde olduğundan dolayı yazdıklarının edebi değerinin olduğunu,

atalarının şiirsel söylemlerini diriltmeye çalıştığını kimse düşünüp fark

edemeyecektir.

Konferanslar mı vermen gerekiyor Yılmak yok, yorulmak

yok, uzak yakın ayırımı, katılımın azlığı veya çokluğu ile meşgul olmaksızın,

koşup giderek, bildiklerini en çarpıcı örneklerle, kimseyi usandırmadan akıcı

bir şekilde anlatman gerekir. Amma söz ustası olarak tanınmak, anılmak veya sivrilmek

için yapılmamalı bu faaliyet. Asla ve asla maddi bir beklentin olmamalı.

Mütevazı bir şekilde yol ve ibate, iaşe giderlerin karşılanıyorsa öpüp başına

koymalısın. Peki, her gün veya çok sık aralarla uzak yakın demeden konferans ve

seminerlere koşmak zorunda kalıyorsan, neyle geçineceksin Şayet yazmış olduğun

kitapların varsa onları bedeli mukabili isteyenlere imzalayacaksın. Kimseye

dayatmadan, kimseyi mecbur tutmadan, kimsenin okuma alışkanlığı olmamasını

yüzüne vurmadan. Sana kitaplarını pazarlamak için geliyor diyenler bile

çıkacaktır, amma bunlara hiç aldırmadan devam etmelisin.

Davanı tebliğ etmek için şiir mi yazman gerekiyor

İddialı olmayacaksın. Lakin yazdıkların da ilgi çekecek cinsten olmalı. Kısa ve

öz olmalı. Sanat kaygısı taşımamalısın. Davanı anlattığın şiirlerde sanat mı

olurmuş Zaten sanat kaygısı taşıyacak şekilde şiir yazan birçok şair var.

Edebiyat sayfalarını onlar işgal ederler, ödülleri onlar alırlar, onların

kitaplarının tanıtımı çok önemlidir. Yazdıkları şiirlerin hangi anlama geldiği

de pek önemli değildir. Onların yazmış olması önemlidir. Senin şiir kitapların

olsa bile bunu kimse kale almaz. Sen davanı anlatmak için yazmak zorunda

olduğun şeyler şiir bile sayılmayacak. Manzumelerinle böyle methiyeler,

ödüller, tanıtımlar beklemeyeceksin. Hatta ve hatta davanın ileri

gelenlerinden, zaman zaman yazdıklarını hakir gören negatif methiyelerin yüzüne

karşı söylenmesine de hazır olacaksın.

Davanı anlatmak için kitap mı yazmak zorundasın Daha

önce kalem oynatılmamış sahalar bulacaksın. Konuyu çok iyi tetkik edeceksin.

Davan ile ilgili konuları öne çıkaracaksın. Zamanım yok demeyeceksin. Gerekirse

otel köşelerinde, yolculuk esnasında, yemek yerken veya uyku arasında

yazacaklarını tasarlayıp bir araya getireceksin. Fiyatını maliyete kadar

çekeceksin. Kendi insanlarının okuma alışkanlığı olmamasına kafanı asla

takmayacaksın. Okuyup takdir eden bir kaç kişinin teselli dolu sözleri ile

sıcacık bakışlarındaki ilhamla yetineceksin. Gittiğin ve faaliyet gösterdiğin

yerlerdeki eli cebine gitmeyen bazı kişilere hediye dağıtacaksın. Rızkından

fedakârlıklarda bulunacaksın. Bazen safında bulunan kardeşlerinin hakarete

varan eleştirilerine katlanacaksın. Hatta binlerce sayfalık eserlerinden bir

cümleyi bahane edip gözünün önünde kitabını parçalayıp yırtan ve hakaret

edenlere bile husumet değil sempati besleyeceksin. Kitap satmak için il il,

ilçe ilçe dolaşmakla itham edilsen bile sineye çekeceksin.

Ekranlar için yayınlanacak programlar mı yapıyorsun

İsminin yazıldığına şükredecek, başka beklenti içine girmeyeceksin! Davanı

tebliğ eden yayın organlarında bu çalışmaların hiç yer almasa bile sen anlayış

göstereceksin.

Vel hasıl Herkese anladığı dilden konuşacaksın.

Gönüllere girme sanatını öğreneceksin.

Bu senin görevindir.

ÇİLİNGİR

Kapıları aletlerle açar amma,

Sermayesi bilgidir her çilingirin.

Siz gönüllere girmek mi istersiniz

Elbet bunun da ilmi var, bilin girin!..