Bu sorunun karşılığı önce kendimize. Ben, karşılığı olmalıdır bu sorunun cevabı. Soruyu başkasına yöneltemeden önce kendimiz sorumuzun muhatabı olmalıyız. Kendimiz bir işe önayak olmaz isek, başkasından iş beklemek sağlıklı bir sonuç doğurmuyor.
Önceki yazımızda Müslümanların birlik olmaları üzerinde durmuştuk. Kimi dostlarımız, bütün gruplar kendini haklı görüyor, herkes kendisini üstün görüyor bu birlik nasıl sağlanacak diye soruyor. Bir okurum da, bir arada olanlar bile birbirlerini çekiştirmekten başka bir şey yapmıyorlar, diyor. Elbette bu sorularda haklılık payı var. Kim birliktelik sağlayacak. Bir arada olanlar bile bu sorunu nasıl aşacak
Üstad Necip Fazıl’ın bir konferansında üzerinde ısrarla durduğu bir durum var. Gençliğe dönüktür bu çağırısı. “Zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki bir ak kılı bulup çıkaracak bir gençlik”. Ya da bir çağrıda bulunulduğunda etrafına bakmadan “ben!” diyebilen bir gençliğin peşindeydi.
Müslümanların sorunları arttıkça içinden çıkılamaz bir sürece giriliyor. O zaman da bunun üstesinden kim gelecek diye birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar. Sorun da zaten burada. Bir insan sorumluluk sahibi ise kendisini yükümlü görüyorsa kendisine düşeni yerine getirmeli. Sözü dolandırmadan ve etrafına bakmadan işin bir ucundan tutmalı. Sorunun muhatabı kendisidir ve kendisi ilk adımı atmalı. Bu yürüyüş büyük bir harekete dönüşür, çığ gibi büyür.
Bugünün Müslümanları arasındaki uçurumlar giderek derinleşiyor. Bir zamanlar çıkar ilişkileriyle birbirlerine bağlı olan su sızdırmayanlar birden nasıl oluyorsa, kopuyorlar. Olanlar da bundan sonra oluyor. Nefret artık bir düşmanlığa dönüşüyor. Bir araya gelinebilecek durumlar ortadan kaldırılıyor. İnsanlar birbirlerine selâm veremeyecek duruma düşüyor.
Müslümanım diyenler nedense Allah elçisini ve arkadaşlarını kendine örnek almıyor. Sokağa çıkıldığında selâm verme yarışında olan Efendimiz ile Ebubekir (R.A.) ilkesine nedense bağlı kalınmıyor. Nefret içinde olanlar birbirlerini esenlerler mi Oysa Müslümanların önemli özelliklerinden biri tanıdık olsun olmasın kişiyi selâmlamasıdır. Selâm insanın içindeki öfkeyi giderir, kişiyi yatıştırır. Selâmda sevgi ve rahmet var.
İnsanların bakışları silâh, dilleri silâh, eylemleri silâh. Sanki birbirlerini ortadan kaldırama hamlesine hazır durumdadırlar. Rakiplerini ortadan kaldırmaya yeltenenler kendilerini de imha ettiklerinin farkına varamıyorlar. Sonuçta bugün birbirilerini kırıp duruyorlar.
Nefretin suyu sele dönüşüyor. Sel ise sınır tanımıyor. Önüne ne gelirse gelsin silip süpürüyor. Yıkıyor. İnşa davasında olan Müslümanların öfke ve nefret dillerini tez elden içlerine çekmeli, bastırmalı ve onu etkisiz kılmalı.
Dünya hırs ve tamahı insan ruhunda akan deli selden başka bir şey değil.
Laf taşıma, dedikodu yapmak, başkalarıyla uğraşmak yerine kendimize bakmak, işimizi yapmak önceliğimiz olmalı. Seçeneksizlik bu karmaşık ilişkilerden itibaren başlar. Bunlardan sıyrılır bildiğimiz yola düşersek, Allah dostu insanların ellerini tutarsak, yönümüzü bozmadan yürüyüşümüzü sürdürürsek Allah bizi kurtuluşa erdirir. Kurtuluş bizim içimizde. Yol bizim içimizde.
Bu, görünürde güç olabilir. Olması gereken zorlukları kolaylaştırmak ve azimle yola çıkmak. İşimizi biz ancak kendimiz kolaylaştırabiliriz. İşi başkalarına bırakmadan kendimiz sorumluluk üstlenmeliyiz.