Müslümanlar yeryüzünün en onurlu insanı olmak durumundadır.
Çünkü yaratılışı onur üzerinedir; gönderilen peygamberler şeref üzerinedir;
indirilen kitaplar da izzet içeriklidir. Bu anlamda bu değerlere tabi olan
insanlarında onurlu olması kaçınılmazdır.
Abbasilerin, Selçukluların, İspanya Endülüs Emevilerin ve
Osmanlı Devletinin tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte; şan ve şeref yerini
zillete bırakmıştır. Müslümanların tarih sahnesinden çekilmesi veya egemenlik
haklarından vazgeçmesiyle birlikte; bugünkü tablo ortaya çıkmıştır.
Kilisenin insanların ihtiyaçlarına cevap verememesi ve
beklentilerini karşılayamaması zorunlu olarak Fransız devrimini beraberinde
getirmiş; adına aydınlanma denilen aslında modern karanlık dönemin başlamasına
neden olmuştur.
Müslümanların küresel anlamda egemenliklerini kayıp etmeleri
Batılıların üstünlüğünden değil kendilerini üstün/şerefli ve onurlu kılan
değerlerinden kopmalarıyla olmuştur. Dünyevileşmenin bugünkü deyimle seküler
bir hayat tarzını bireysel ve toplumsal anlamda içselleştirmeleri onları bu
sonuca götürmüştür.
Müslümanları üstün kılan şey kuru kuruya bir iman iddiası
değildir. İçi boşaltılmış, anlamı daraltılmış, fail ve fiil olmaktan çıkarılmış
yalnızca bir isme dönüştürülmüş bir iman; tabii ki bir küresel ve uhrevi bir
değer ifade etmeyecektir. Başka bir deyimle böyle bir iman anlayışını Allah
dikkate almayacaktır.
Aksiyoner olamayan ve eyleme dönüşmeyen; muhataplarını
değiştirip ve dönüştürmeyen iman; peygamberlerin taşımadığı ve muhataplarına
önermediği bir inanç tipidir. Çünkü tüm peygamberler önce kendileri aktif bir
imanı üstlenmişler sonrada onu pratiğe indirmek noktasında sevdiklerini en
sevdiklerine feda etmekten çekinmemişlerdir. Yani şeytan ve egemen müşriklerin
istedikleri ve uygulamaya koydukları isme dönüşmüş; pasif/edilgen iman
anlayışını reddetmişlerdir.
Doğrudur onurun kaynağı imandır. Ancak ete kemiğe
bürünmeyen; ahlak, adalet ve üretimde rol almayan; eğitimde, ekonomide ve
yönetimde söz sahibi olmayan; şiir, sanat ve edebiyatta görünmeyen;
yoksulların, kimsesizlerin ve mazlumların yanında yer al(a)mayan iman/inanç;
onuru, izzeti ve şerefi elde edemez.
Bu yüzyılın egemenleri muhataplarına/tüm insanlara/Müslüman,
Hıristiyan, Yahudi ve diğerlerinin insani beklentilerine cevap veremedi.
Gözyaşlarını dindiremedi, kadınların dul çocukların yetim kalmasını önleyemedi,
sosyal refahı sağlayamadı, insanların fakirlik nedeniyle ölmesini
engelleyemedi, çatışma ve savaşlara son veremedi. Beklide bizzat bu
olumsuzlukların tetikleyicisi oldu-ki öyledir.
İnsanlık yeni bir arayış içerisinde; Batının ve Doğunun tüm
müşrik güçlerinin tezleri çöktü. Söz söyleme sırası onur hamuruyla yoğrulmuş
Müslümanlarda. Ancak onurun sürekliliği ve korunması; ahlak, adalet ve
üretmekle mümkündür. Bu üç değerin birlikteliği Müslümanların başlarının dik
olmasını sağlayacaktır.
Evet; Her yerde başınız dik olsun çünkü siz Müslümansınız.