Varsıllar ses etmez, çünkü fırsatları ganidir. Avantayı gökten gelen bahşiş sayarlar. Saymak beş vakit virtleridir. Aç insanların mide gurultularına karşı vicdanlarına taş bağlayıp bunu da empati sayarlar. En büyük emelleri sahip olduklarıyla saygınlık kazanmak olduğundan öz kardeşlerine bile “Sayın” diye hitap ederler. Memlekette yokluk varmış, kıtlık varmış hiç oralı olmazlar. Bilirler ki, “Ben de oralıyım” dediklerinde bir sürü hemşeri kapılarında birikecektir. Oysa onlar kapılarında değil, avuçlarında, cüzdanlarında ve kasalarında birikeni isterler. Yoksulluğu kader bilip çoğunlukla doğal felaket sayarlar. Deprem, sel, fırtına ne ise bir insanın bir günlük yiyeceğinin olmaması odur. İhtiyaç sahibi insanlar için bakışlarını yere indirip dudaklarıyla dua ederler. Sahici dualarını kendileri ve de birinci derecede yakınları için saklarlar.
Varsıllar ses etmez, gemilerini yürütürler. Konuşurlarsa gemileri fırtınaya maruz kalabilir ya da birileri o gemileri ellerinden alabilir. Gemilerini sessiz yürüttükçe gemi azıya alırlar. Yoksul ve de biçare insanlar, “Nasıl olsa hepimiz aynı gemideyiz” diyerek iç geçirip bu gemiye binmek istediklerinde, “Yerimiz yok!” diye savuştururlar. Sadece savuşturmakla kalmazlar kollarını göğüs hizasından birbirine kavuştururlar. Bu, “Yapacak bir şey yok” demektir. İçinden çıktıkları yoksul mahallelere davul tozu, minare gölgesi, karpuz kabuğu gibi şeyler dağıtırlar. Cami etrafındaki çay ocaklarına sürünmeden geçerler. Ebeveyn banyoları, rozetleri ve bolca klozetleri vardır.
Varsıllar ses etmez, ne de olsa uslu ve uyumludurlar. Sadece uygun bulduklarında seslenene ses verirler. “Orda kimse var mı?” diye bir ses işittiklerinde çoktan oradan uzaklaşmışlardır bile. Kademeleri ve de ödemeleri vardır. Öyle herkese ayıracak vakitleri yoktur. Ortalığa saçacak vakitleri olmadığından, başkalarının vakitlerini ucuza satın alıp hoyratça harcarlar. Bu dünyaya harcamak için gelmişlerdir. Ünlü-ünsüz uyumuna riayet ederler. Ünlenmiş insanlarla oturup kalkmanın getirilerinden azami ölçüde faydalanırlar. “Fayda” kilit kelimedir. “Yarar” kelimesinden yararlanırlar. İçlerinde “Yoksulluk Risaleleri” yazarak varsıl olanlar vardır.
Varsıllar ses etmez, çünkü sesleri kendilerine yetmez. Kulakları kendi sesleri ile doludur. Seslerini cilalamak için nefeslerini kullanırlar. Değişik kesimlerden kendilerine ses beğenirler. Sahibinin sesi, patronunun sesi, çoğunluğun sesi, yoğunluğun sesi gibi her renkten sesi üstlerine giyinirler. Yoksulluk zamanlarından kendilerine müze yapmışlardır. Eskimiş bir çorap, eprimiş bir fanila bile kişisel tarihlerinin antikası haline gelmiştir. Eskiyen fikirlerini açık artırma ile satışa sunmuşlardır. Bir adam bir adama haksızlık edip gözlerinin önünde pataklasa bakışlarını başka yöne çevirirler. Çıkaracak sesleri yoktur. Aleni haksızlıklar karşısında hep tarafsız kalmayı tercih ederler. Taraf olmak için gerekli malzemeleri sipariş etmişler, fakat henüz kendilerine ulaşmamıştır.
Varsıllar, aslında yoksuldurlar. Bunu kendilerine fark ettirmemek için hâlden hâle şekilden şekle girerler. Sahip oldukları parayla alabilecekleri şeyler sınırlıdır. Parayla alınmayacak şeyleri paraya tahvil etmek istediklerinde hep elleri boş dönerler. Bu durumda bile kendilerini mağdur sayarlar. Mağduriyetin sayısal envanterini çıkarmakta hünerlidirler. Ölümsüz olmanın imkânlarından mahrum oldukları için kendilerini bahtsız addederler. Uçabilecek kanatlarının olmadığını fark ettiklerinde kelebeğin, kuşun ve yarasaların önünde bile komplekse kapılırlar. Yaşlanmışlardır ve çok malları mülkleri, çok paraları vardır; ama gençlikleri kalmamıştır. Bir yerlerden gençlik satın almak isteseler de ona harcayacakları ömürleri yoktur. Dudaklarındaki yırtma yapıştırma tebessümü bile dışarıdan getirtmişlerdir.
Varsıllar, cümle kuramazlar; zira bireyseldirler. Cümle her türden kelimeyi bir sofra etrafında buluşturup birleştirmeyi gerektirir. Bu onlara çok masraflı gelir. Böyle yapmak yerine her kelimeyi kendi emirlerinde çalıştırıp onlara her öğün ölmeyecek kadar yemek parası verirler. Kesik kesik, heceler halinde konuşmaları bundandır. İçlerinde bazıları da vardır ki kârı muhafaza etmekte uzmanlaştıklarından “muhafazakâr” adını almışlardır. Kârı hep yanlarında tutarlar; çünkü bu daha çok kârlıdır. Varsıl insanlara her yerde her zaman rastlayamazsınız. Dolaşımları bu sözcüğün kullanım alanı kadardır. Yoğunluk arz etmezler. Yoğunluk kelimesi yokluğu çağrıştırdığı için olmalı, gruplar halinde dolaşmazlar. Yoksul başı dik gezer lügatlerde. Varsıl kambur ve ezik. Çünkü sonradan görme, yeni yetmedir. Sen rahat ol zengin kardeş, sözüm senin meclisinden, ofisinden, fabrikandan, atölyenden, bin bir odalı evinden dışarıdır. Zengin o kimsedir ki başına yukarıdan aşağıdan, sağdan soldan, öteden beriden yağan karşısından aciz kalıp yapacak bir şeyi olmayandır. Yani fakr mertebesine ulaşamamış bir talihsizdir. Üstüne alınma, üstüne bir şeyler al! Ne de olsa aynı taksideyiz.