Mikdâm b. Ma dikerb (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber

(S.A.V.) Efendimiz, şöyle buyurdu: Hiçbir kimse kendi elinin emeğini yemekten

daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir. ALLAH Teâlâ nın peygamberi Hz. Dâvud

(A.S.) da kendi elinin emeğini yerdi.  buyurdu.

İnsanlığı doğrularla tanıştırma görevi ile insanlar

arasından seçilen, rehber insanlar, peygamberler; davetlerinin karşılığı

olarak, insanlardan herhangi bir ücret veya karşılık ne istemişler ve ne de

beklemişlerdir. Onlar hep şu mesajı tekrarlamışlardır: Buna karşı sizden bir

ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir.

Peygamberlerin (Salevatullahi aleyhim ecmeîn) hepsi de

kazanmak için çalışırlardı. Onlar kendi geçimlerini kendi el emekleri, göz nuru

ve alın teriyle kazanmışlardır. 

Meselâ Hz. Âdem (A.S.) ziraatçı, değirmenci ve ekmekçi;

Hz. Nûh (A.S.) gemici, marangozdu. Hz. İbrahim (A.S.) ise bez dokurdu. Hz.

Dâvûd (A.S.) demirci idi, zırh yapardı. Hz. Süleyman (A.S.) hurma yaprağından

zenbil yapardı. Hz. Zekeriyya (A.S.) da yine marangozdu. Hz.Peygamber (S.A.V.)

Efendimiz de koyun güderdi ve nihayet peygamberlerin (Salevatullahi aleyhim

ecmeîn) hepsi kendi kazançlarını yerlerdi. Hz. Ebûbekir (R.A.) bez dokurdu, Hz.

Ömer (R.A.) dericilik yapardı, Hz. Osman (R.A.) tacirdi; gıda maddeleri getirip

satardı. Hz. Ali (R.A.) de çalışır, kazanç peşinde koşardı, amelelik bile

yapardı. Bu halini  yadırgayanlara da

aldırış etmezdi.

Bu seçkin insanların bu farklı mesleklerde çalışmış

olmaları, hem onların kendi hayatlarını, kendi elemekleriyle kazandıklarını,

hem de insanlığın yararına olan her mesleğin değerli ve onurlu olduğuna işaret

eder.

Peygamberliğinden önce de sonra da durup dinlenmeden

çalışan bir peygamberin ümmetiyiz. Bizim peygamberimiz, tüm diğer peygamberler

gibi elinin emeği ile geçinen, insanların eline bakmayan, işini iyi yapan ve

ölüm döşeğinde dahi işini bırakmayan bir peygamberdir. Peygamber olmadan önce

çobanlık yapan Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, aynı zamanda iyi bir ticaret

adamıydı. Hem de Mekke dışına da gidip gelen uluslararası bir tacir.

O, altmış üç yıllık hayatını dolu dolu geçirmiş bir

insandır. Bu sınırlı ömründe O, ne insanların haklarını görmezden gelmiş ve ne

de Yüce Yaratıcıya karşı görevlerini aksatmıştır. Gecesini gündüzünü insanlığın

kurtuluşuna adamış bir güzel insandı Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz. O,

ömrünün son anlarında Suriye taraflarına göndermek üzere bir ordu hazırlamış ve

ölüm döşeğinde o ordunun yola çıkıp çıkmadığını sorup duruyordu. Ve o, bu plan

ve programları düşünürken Hakka yürüdü. O, salih amellerin, kutlu eylemlerin

içerisinde bereketli bir hayat sürdü ve onların içerisinde iken bu dünyadan

ayrıldı.

Tarih boyunca Müslümanlar bu anlayışla durup dinlenmeden

çalıştılar ve yeryüzünün en güçlü, en uzun ömürlü medeniyetlerini kurdular. Ne

zaman bu anlayıştan uzaklaştılar, bu sefer de yer yüzünün en zelil toplumları

oldular. İşte halkanın son örneği Osmanlı.

Bir küçük beylikten cihan imparatorluğuna uzanan yolda

koskoca bir medeniyet. Ama onlar devlet adamıyla, halkıyla hep çalışarak bu

payeleri kazandılar. Bir kaç örnek verecek olursak, Osmanlı padişahlarından I.

Mehmet yay kirişi yapardı, II.Mehmet iyi bir bahçıvandı, Yavuz ve Kanunî

kuyumcu, III. Murat okçu idi. III. Ahmet ve II. Mahmut hattat idiler. I. Mahmut

abanoz ağacından ve fildişinden kürdan yapardı. III. Osman marangoz, III. Selim

tezyinatçı ve desenci idi. II. Abdulhamid de ince işlemecilik yapan bir

marangozdu.

Yaptığı eşyaları sattırıp ufak tefek ihtiyaçlarını

giderdiği için kendisini yadırgayanlara I. Mahmut şöyle cevap veriyordu:

İnsanın alın teri dökerek kazandığının zevki başkadır. İçinde alınteri, göz

nuru bulunan kazanç en helal kazançtır. Onun tadı, beti bereketi bir başkadır.