İslam dinine iman, yeryüzünde sahip olduğumuz en değerli nimetimizdir. Rabbimiz: “De ki: Allah’ın lütfu ve rahmetiyle, ancak bununla sevinsinler. Bu, onların (kâfirlerin) topladıklarından daha hayırlıdır” (Yunus süresi ayet 10/58) buyurmuş. Hatta Sevgili Peygamberimize, İslam nimetine kavuşan ama fakir olan arkadaşlarının değerini anlatmak, ona söyleyerek bizim de onu örnek almamızı sağlamak için Rabbimiz: “Nefsini, sabah akşam rızasını dileyerek Rablerine dua edenlerle beraber tut. Sen dünya ziynetini arzu ederken, gözlerin onlardan kaymasın. Bizi anmaktan kalbini gafil kıldığımız kişiye, hevasına uyana ve işi hep aşırılık olana uyma” (Kehf süresi ayet 18/28). Allah’ın kullarını hafife alarak İslam düşmanlarının göstermelik iltifatlarına nail olmak için İslam’ı eğip bükmeye çalışanlar, görüntüde geçici bir kâr ettikleri görülse de ömür iki dünyada geçerli olandır.

Bu dünya sınırlı, ahiret sınırsız. Sınırlı dünyanın zehrinden keyif alarak sınırsız ahiretin nimetlerinden mahrum olmak var. Bu dünya kâr dünyasıdır. En büyük olanla alışveriş etmeli. En büyük Allah cellecelalüh olduğuna göre onunla alışveriş yapmalı. Sevdiği Leyla’sı için Erzurumlu bir şair, “Satarım bu canı da alırım seni” dediği gibi bize bu canı ve sahip olduğumuz malı veren Rabbimiz: “Allah, cennet karşılığında müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır. Allah yolunda harp ederler, öldürürler, öldürülürler. Tevrat, İncil ve Kur’an’da hak olarak yaptığı bir (cennet) va’didir. Allah’tan daha çok sözünü kim yerine getirir? O halde onunla yaptığınız bu alışverişte sevinin. İşte büyük başarı budur” (Tevbe süresi ayet 9/111).

Cennet vererek can ve malımızı bizden satın almak isteyen Rabbimizle alışveriş yapalım. Sermayeyi veren O. Cenneti yaratan O. Bize verdiği sermayeyi alarak cenneti müjdeleyen O. Ama biz ne yapıyoruz, bu dünyanın, makamı, şehveti ve servetini isteyen nefsimizin aşağı doğru düşerken çıkardığı çığlıklarla coşarak Allah’ın kelamını Allah düşmanlarının seveceği şekilde tahrif ederek bir zamanlar Yahudi ve Hıristiyanların Tevrat’a yaptığı tahrifatı yapıyoruz. “Ey kitap ehli, niçin hakkı batılla karıştırıp kapatıyor ve bilip dururken hakkı gizliyorsunuz?” (Al-i Imran süresi ayet 3/71) Gâvurluğun sırtına takva elbisesi giydirerek, haramları helalleştirerek, tevhit inancını teslise çevirerek, haram zehrinin dışına helal balı sararak yalnız Müslümanları değil bütün insanlığın hak yolunu sapıtmaya çalışıyoruz.

Neden? Şair güzel ifade etmiş: “Dinimizi parçalayarak dünyamızı yapmaya/dikmeye çalıştık. Bir de baktık ki ne din kalmış ne dünya.” (Adiy bin Zeyd bin hammad. Ölüm miladi 587 ama bu şiir İbrahim bin Edhem diliyle meşhur olmuştur.)Haram borsasının uçtuğu bu günlerde bazı dinidar arkadaşlar da piyasaya İslam dinini tahrif ederek makam, unvan ve servet edinmeyi ve bunları tamamladıktan sonra doğrusunu yazarak ve söyleyerek hem tevbesini hem kazandıklarının saltanatını sürmeyi düşlemiş olabilirler ama bunu, “Hasancığım, karşı mahalleyi kandırıyoruz, ileride bir de bunların doğrusunu yazarız ve bir defa daha vurgun yapar ve tevbeyle bitiririz” dedi birileri ama Allah ona bu fırsatı vermedi ve beklemediği bir anda eceli geliverdi.

Firavun, “Ben sizin Rabbinizim” derken yaşlandığını, hastalandığını, öleceğini biliyordu. Ama saltanatı bırakmak istemiyordu. Denizde boğulurken: “….İman ettim ki İsrail oğullarının iman ettiğinden başka ilah yoktur. Bende Müslümanlardanım” dediğinde: “Şimdi mi (iman ettin)? Hâlbuki daha önce isyan etmiştin ve bozgunculardan olmuştun” (Yunus süresi ayet 10/90-91) dendi kendisine.

Gâvurlar, bizim tahrifatımıza inanmıyorlar, ama tahrifata devamımız için alkışlıyorlar. Onları da kandıramıyoruz, ancak kendimizi kandırıyor ve iki dünyamızı batırıyoruz. Ne olur, Allah için, bu tahrifata son verelim.