Müslümanlık deriz hep. Müslüman ız, kimliğimizde de böyle

yazıyor. Müslümanlık nedir ne gerektirir sorusunun cevabını ise kimseler

duymaz. Geçiştirilen bir şey belki bir vicdan azabı, bir yara, kalbin ölümü ya

da kör oluşu. Hakikatin ağladığı duymaya kimsenin tahammülü olmadığı bir şey.

Dünya nasıl da alay ediyor bizimle. Sırtımızda işkembe yok belki secdedeyken

ama işkembe suratımıza atılmış artık ve işin tuhafı biz buna memnun oluyoruz.

Teşekkür edip ellerini sıkıyoruz, işkembe atıcılarının. Artık amcan öldü seni

kim koruyacak diye sorulduğunda Allah demişti Efendimiz (s.a.v.). Şimdi bu

sorunun cevabına siz diyoruz, bize işkembe atanlara siz bizim

koruyucumuzsunuz, dostumuzsunuz . Dili dualı ninelerin son demi mi bu

Eli tespih çekmekten nasır tutmuş, dizi namaz izi ile

potlanmış pantolonlu amcaların, sakalına misk süren, başında beyaz örgüden

takkesiyle tevazusunu giyinmiş amcaların son demi mi Sadaka verdiğinde sahibi

bilmesin diye kendini gizleyen, yardımından ötürü hayâ duyan mahcup olan

teyzelerin, komşusunun hâlini bildiğinden gizlice kapısına yiyecek bırakan

anlaşılmasından tedirgin adım sahiplerinin son demi mi

 Ramazan geliyor

diye coşku duyan bir nesil. Teravihler kendisine bahşedilmiş aşk mektupları

gibi heyecanlanan bir nesil. Gözleri geceleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş,

hatalarına duyduğu pişmanlıkla Allah a sığınmış ürperen kalp sahibi bir nesil

Dedikodu yapıldığında susun diyen gerekirse ortamı terk eden, boş kalmaktan

korkan bir nesil. Kuşku ve acı Bunları her düşündüğümüzde hayalimize ne kadar

uzaktayız anladığımızda, kaybettiklerimizi tekrar kazanabilir miyiz delici

sorusu beynimizi yakarken susup kalışımız.

Kendi değerlerimizi nasıl çiğnetmişiz anlamamışız devam

ediyor bu üstelik. Her geçen gün ahrete bir adım daha yaklaşırken İslam ımıza

yapılan nankörlük hadsizlik çığ gibi büyüyor. Bu bir urdur artık vebalini

hepimizin taşıdığı. Öyle ki yanlış yanlışı perçinlemiş, kemik gibi bükülemez

bir hâl almış ve gün geçtikçe sertleşiyor. Bu daha bir şey değil, gün gelir

demir olur taşınmaz yük olur bu vebal üzerimizde ve biz bakmaktan başka bir şey

yapmıyoruz. Biri çıksa doğruları söylese kırk bin âlem gülüyor ona, ne ciddiye

alanı var ne dinleyeni geçtik de nasihat almayı, nasihate başlıyorlar üstelik.

Bilmediğin işleri bırak diyerek tebliğden uzaklaştırmak

istiyorlar bizi, herkes ilmi kadar konuşsun kibri büyüyor sonra. Bir yanlışı

gördüğümüzde önce el ile düzeltmemiz gerekiyor oysa buna gücü yetmeyen dil ile

düzeltsin diyor Efendimiz (s.a.v.) ve bunu da yapamayan kalben buğz etsin ki bu

imanın en zayıf hâlidir diyor. Müslüman Müslüman kardeşinin ayıbını örtendir

sözünün ardına sığınıp günahlarını hatalarını normal görmek midir İslam Normal

görmeyi geçelim günah ile övünmek midir Ayıbı kendisine söylenmeyen adam onu

hüner zanneder diye bir söz var, toplumsal bir bozulma dile getirilmezse normal

algısı yerleşecektir.

Ölüm gününe kadar yetmiş fırkaya ayrılacaktı ya

Müslümanlık ve sadece birisi doğru kalacaktı. Acaba biz hangi fırkadanız