Bölgemiz, coğrafyamız, topraklarımız kan revan. Coğrafyamızda, topraklarımızda vahşiler çarpışıyor. Bizi birbirimize vurduruyor. Her yer karanlık. Gelen bilgiler çarpık. Kimin ne yaptığı ne ettiği bilinmiyor gibi ama biliniyor.

Amerika ile ırkçı emperyalizm ile el ele. Tarafları silahlandırıyor, birbirine vurduruyor. Gün gibi açık olan bu durumlar ne yazık ki görülmüyor. Dikkatler sadece bir yere odaklanıyor.

Suçlular çok yanlı, çok yönlü.

Amerika sanki bölgenin sahibi, sanki dünya sadece onlardan soruluyor. Güdümüne giren ülkeleri de kukla olarak kullanıyor. İstedikleri gibi yönlendiriyorlar. Güdümündekiler onlardan kurtulmanın yollarını aramıyorlar. Öylesine bağımlıdırlar ki bir adım atmaya daha yeltenmiyorlar.

Halep, Hakkâri, Diyarbakır, Bağdat, Şam bütün coğrafyamız yanıyor. Amerika PYD’ye DEAŞ’a aynı anda silâh veriyor. Bütün bunlar yaşanırken İsrail Devlet yetkilisi Osmanlı devletine ağır töhmette bulunuyor. Avusturya’ya teşekkür ediyor. Basel’deki toplantıyı kastediyor. Bütün bunlar yaşanırken dikkatler sadece belli bir noktaya çekiliyor. Beşar Eset deniliyor sadece. Sanki onları Müslümanların başına belâ eden kendileri değilmiş gibi.

Amerika medyasıyla servisleriyle yalan ve yanlış bilgilendirmelerle Müslümanlara hedef şaşırtıyor. IŞİD’de kimyasal olduğunu söylüyor. Onlara bunları sağlayan, koruyan kim?

Müslümanların başındaki en temel sorun ırkçılık, mezhepçilik, siyasal bölünmüşlük ve batıdan ithal edilen kavramlar ile kendilerini tanımlayış. Müslüman’ım demekten çekiniliyor. İslâm milleti ve devleti denmekten kaçınılıyor.

Müslümanlar üzerinde yürütülen bu operasyonlardan sonra bütün sorumluluk İslâm’a çıkarılıyor. İslâm’ın vahşiliği, ölümcüllüğü ihsas ettiriliyor. Bunda başarılı olunuyor. Zalim insan teklerinin zulmü ölçü alınıyor. Müslümanlar bu tuzağa düşüyor. Müslümanlar aralarındaki uçurumları ve basit olguları giderecekleri yerde daha da derinleştiriyorlar.

Güneyimiz kan revan ve basite alınmayacak kadar büyük sorunlar ile baş başa. İşin ilginç yanı da şu: Biz Suriye halkı için referandum talebinde bulunurken ya batılıların bastırması ile Güneydoğumuz için bir referandum talebinde bulunulursa ne yapacağız? Bunu hesaba katamıyoruz. Zaten şu seçimlere bakıldığında, gerekçesi ne olursa olsun ırkçı bir partinin ortalama %60 oy aldığı bir bölge için söz söyleme hakkımızı olur mu? Neden İslâm milleti bilinci ile sorunları gidermeye çalışmıyoruz, neden aradaki ayrıntıları gidermiyoruz? Neden ırk olgusunu, bayrak olgusunu, tek vatan olgusunu ısrarla dile getiriyoruz. Müslümanların yaşadığı topraklar Müslümanların ortak mülküdür. Aralarında yapay sınırlar bulunuyor. Bunları en azından soyutlayarak bir bütünlük oluşturulamaz mı? Oluşturulamaz çünkü saltanat ve kral olma duyguları daha baskın. Kimse kendi çıkarından vazgeçmiyor. Beşar Esat gerçeği de bundan ibaret. Diğerlerinin de.

Azerbaycan’da bir dostumuz Hanemir Telmaoğlu sosyal medya üzerinden küçük de olsa bir kampanya başlattı. Türkiye ile Azerbaycan’ın birleşmesi bütünleşmesi üzerine. Keşke bu niyet ve düşünce Türkiye’nin Müslüman komşularıyla hayali de olsa bir kampanyaya dönüşse. Aydınlar, önde gelenler bunu yüksek sesle dillendirseler. O zaman Halep yanar mıydı acaba?

Küresel emperyalizmin medyası sürekli olarak milletimizin üzerine yalan, yapay ve asparagas haberler yayıyor. Sosyal medya üzerinden yayılan bu yalanlar birden bütünü kuşatıyor ve bir paranoya oluşuyor. İnsanlar hastalıklı bir hâle dönüştürülüyor. Sağlıklı düşünülemiyor.

Bir millet kendi öz kavramları ve değerleriyle yaşamıyor ve düşünemiyorsa ne tuzaklardan kurtulabilir ne de sağlıklı bir yol bulunabilir. Bir kez daha haykırıyoruz İslâm milleti olmayı. Yoksa bütün kentlerimiz Halep gibi ve hatta daha beter olur.