Ürdün, Geylani ailesinin muhtelif boylarıyla meşhur bir ülkedir. Geylaniler bu ülkede her seviyede arz-ı endam etmektedirler. Sözgelimi sık sık atıfta bulunduğum Macid Arsan Geylani, Geylani ailesinin yetiştirdiği önemli eğitimci ve tarihçiler arasındadır. Geylani şeceresinin ve soy kütüğünün yekta ve eşsiz meyvesidir. Onun Geylaniye ve Gazaliye ekolleriyle ilgili yazmış olduğu Hakeza Zehare Cilu Salahaddin Hekeza Adet el Kuds / Salahaddin Nesli Böyle Doğdu ve Kudüs Böyle Geri Alındı kitabı şaheser bir kitaptır. Gazali, Geylani ekolleri ve bu ekollerin Selahaddin Eyyübi ile bağlantısını derinlemesine analiz eden başka bir eser yoktur. Lakin onun parlak kariyeri sadece bu yönüyle sınırlı değildir. Eğitimci yönü de aynı derecede önemlidir. Bazı kitapları Türkçe’ye çevrilmiştir. Lakin şaheseri henüz çevrilmemiştir. Macid Arsan Geylani, Gazali, Geylani ve Salahaddin Eyyübi çizgilerinin buluşmasının günümüze de bir şekilde yansıdığı kanaatindedir. Sözgelimi, Arap dünyasında Hasan el Benna ve çizgisi kurucu Gazaliyye ve Geylaniye ekolleri gibi asrımızın kurucu ekolleri arasındadır. Ürdün’ün tanınmış Geylani soy ağacına bağlı üyelerinden bir diğeri de Musa Geylan’idir. Ürdünlü tanınmış köşe yazarlarından birisidir. Asıl bahse konu isim ise İbrahim Zeyd Geylani’dir. Ürdün Müslüman Kardeşler hareketinin önemli isimleri arasındadır. Vefatıyla birlikte yeniden gündeme gelmiştir. Kral Hüseyin döneminde vakıflar bakanlığı yapmış birisidir. Çevresi tarafından salihlerden madut birisi olarak nitelendirilmektedir. Salihlerin hayatlarında ise sıcaklık ve onun ötesinde ibretler ve istikamet dersleri vardır.

*

İbrahim zeyd Geylani de hayatı istikamet dersleriyle dolu bir zattır. Alimin misyonunu iki kelime ile özetler: Islah ve değişim. Hayatı cami köşelerinde ve minberlerde geçmiştir. Ezher’den geldikten sonra kendisini Ürdün’de İslami hizmetlere adamıştır. İslami hizmetin öncülerden birisi olmuş ve öncü bir kuşak yetiştirmiştir. Zamanında minberlerden men edilmiş yine de o cami ve mescitlerde irşat faaliyetlerine devam etmiştir. Kitap telifine yönelememesi ve bu konuda müksirun (çok telif eser yazan) değil de mukillundan (az eser kaleme alan) olması da yine bu özelliğiyle alakalıdır. Ocak gibi olan sohbetleriyle kalpleri teliften kitap ve eser telifine zamanı kalmadığını söyler. Yakınlarından birisi neden Ömer Süleyman Aşkar ve benzerleri gibi sayısız kitap yazmadığını sorar. O da sohbetlere yatkınlığını anlatır. Ümmet bu yekta sohbetlerle olgunlaşmış ve pişmiştir. İslam tarihinde önce sohbet vardı sonra ise kalem. Elbette Cenab-ı Hakk kaleme ve yazdıklarına yemin ediyor. Lakin Nakşibendilerin ifade ettiği gibi Hazreti peygamber arkadaşlarını ve ashabını sohbetle pişirmiştir. Bundan dolayı sohbet gönülleri şekillendiren ve pişiren bir iksirdir. İbrahim Zeyd Geylani de bu iksirin cezbesine kapılmıştır. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri gibi yeni telif eser yazmak yerine himmetini olanları açığa çıkarmaya vermiştir. Geylani aynen Süleyman Efendi gibi geçmişle gelecek arasında köprü kurmuş ve köprü olmuştur.

*

Vakıflar Bakanı olduğunda itham okları kendisine yönelmiştir. Hiç gocunmamıştır. Onun mazereti Ahmet Hamdi Akseki’nin mazereti gibidir. Necip Fazıl Kısakürek bir gün makamında ziyaretine gider ve hangi amil ve saikin kendisini bu makama oturttuğunu sorar. Gerekçesini sorgular. Akseki seviyeyi daha da düşürmeden bu makamları korumaya geldiklerini, adeta nöbet tuttuklarını söyler. ‘Mala yüdreku kulluhu ya yütreku kulluhu yani bir şeyin tamamı elde edilemiyorsa tamamı terk edilmez ‘ kuralını işlettiklerini söyler. Bir de bu makamları nadanların ve ehliyetsizlerin tasallutundan korumuşlardır. Geylani makama kendisini satmamıştır belki o makamda hakkın nöbetini tutmuştur. Bu gibi Salih zevat zor zamanda ve kritik mevkide nöbet tutmuşlardır. İbrahim Zeyd Geylani’nin bize verdiği istikamet derslerinden birisi de şudur: Mensubu olduğu Müslüman Kardeşler hareketine tutku derecesinde bağlıdır. Cemaatini her şeyden üstün tutmaktadır. Adeta taassup derekesinde cemaatine bağlıdır. Bunu gören Ezher Şeyhi Abdulhalim Mahmut ona yavaş olmasını ve cemaatini ölçüyle sevmesini ve başka cemaatleri veya olgun insanları da görmesini öğütler. İlgisini cemaate hasrederek, daraltarak kendisine kör noktalar oluşturmamasını tembih eder. İyi her kavmin iyisidir. Her kavme iyidir. Kötü her kavmin kötüsüdür. Her kavme kötüdür.