Hak, her şart altında değişmeyen hakikatin ta kendisidir. Zaman, zemin, dönem, toplum, konjonktür gibi hiçbir şarta bağlı olmayan mutlak doğrunun adıdır. Hak, Allah tarafından bütün insanlara doğuştan bahşedilmiş temel insan haklarının tamamını içerir. İnsanın yaşama ve can emniyetine, düşünce ve inanç özgürlüğüne sahip olması, haksız yere elde edilmemiş, helalinden mal ve servet sahibi olması, namusunun güvence altına alınması ve akıl sağlığının garanti altında olması bu temel haklardandır. Ayrıca insanın emeği karşılığından doğan, adalet gereği oluşan ve karşılıklı anlaşmalardan doğan hakları da güven altına alınmak zorundadır. Hak sahibi olmak ister Müslüman ister başka inançlardan olsun bütün insanlığın ortak değeri olarak muhafaza edilmek zorundadır.

Tarih boyunca gerçek hak anlayışını tevhid akidesini esas almış tebliğ yolunun önderleri olan peygamberler temsil etmiştir. İnsanlık tarihine bakıldığında herkesin hakkının korunduğu dönemler ancak ve sadece İslâm’ın hükümlerinin hâkim olduğu dönemler olarak görülmektedir. Burada bilinmesi gereken bir detay ise şudur; İslâm’ın hükümlerinin hâkim olduğu dönemler her zaman İslâm ülkelerinde Müslümanların yönetimde olduğu dönemler anlamına gelmemektedir. Yani esas olan kişiler değil prensipler, yürürlükte olan kanunların ve uygulama şekilleridir. Yine insanlık tarihine bakıldığında birtakım dünyalığa, makama ve şahsi ihtiraslarına yenik düşmüş Müslümanlar tarafından da birçok haksızlığın yaşandığı dönemlere rastlamak mümkündür.

Batıl ise her şart altında yanlış ve isabetsiz olandır. Dayanağı kuvvet, baskı, zulüm ve tahakkümdür. Kuvveti hak sebebi sayan tüm yönetimler tarih boyunca kan ve gözyaşından başka bir şey getirmemişlerdir. Varlıkları ancak zulüm ve ifsada yol açmıştır. Güçlüyüm, o halde istediğimi yaparım anlayışı batıl zihniyetin hak sebebi olarak insani değerlerin tümünü yok sayarak nice kanlı olaylara sebep olmuştur. Hz. Adem’den bugüne temelde iki yol vardır cümlesinin vardığı nokta işte burasıdır. Siz ya haktan ya da batıldan yana olmak durumundasınız, bunların dışında üçüncü bir yol yoktur. “Ben batılın safında değilim” demek de çözüm değildir, zira rahmetli Erbakan Hocamızın her zaman dile getirdiği gibi, hakkın yanında yer almamak batıla destek olmak anlamına gelmektedir.

Adalet ise herkese hakkının verildiği, adil kanunların çıkarıldığı, hükümlerin haksızlığın karşısında olduğu sistemin adıdır. Adaletin olmadığı yerde mutlak suretle zulüm vardır. Bütün Müslümanların asli görevi yeryüzünde hakkın ve adaletin hâkim kılınması için var gücü ile çalışmaktır. Bugünün dünyası maalesef zulüm dünyasıdır. Bu durumun asıl müsebbibi ise zulmedenler değil, zulme karşı sessiz kalanlar, zulme karşı mücadele edenlere destek olmayanlar ya da bu manzarayı seyredenlerdir.

Adalet, hayatın her alanında, her zaman ve herkes için ortaya koyulması gereken gerçeğin adıdır. İnsanların huzuru için evvela adil bir dünya inşa edilmelidir aksi halde dünya zulmedenlerle, zulme uğrayanların yaşadığı, kölelerden oluşan kitlelerin küresel, kan emici patronlar için çalıştığı yaşanamaz haliyle kalacaktır. Müslümanlar aklını başına alır, birtakım dünyalık menfaatlere, algı operasyonlarına aldanmadan, hak ve adaletten yana olanlarla bir olursa bugünkü köle düzeni mutlaka ortadan kalkacaktır.

Haktan yana olmak bir kişinin aleyhine de olsa adalete teslim olmasıdır. Yakınlarını kayırmaması, ölçüde haksızlık yapmamasıdır. Bir gün öleceğinin ve zerre miktarı hayrın da şerrin de hesabının kendisinden sorulacağına iman etmesidir. Hakkı savunmak, adaletten yana olmak Allah’tan korkmaktır. Allah’tan korkun.