Eskiden gençleri evlendiren gönüllü insanlar vardı.
Bu insanların başında mahallenin bakkalı geliyordu.
Mahallenin bakkalı aileden biriydi.
Aileleri yakından tanıyan, onların her türlü sorunlarıyla
ilgilenen biriydi.
Mahallenin muhtarı, caminin imamı ve mahallenin saygın
insanları gençleri evlendirmek için her türlü fedakârlığı yapıyorlardı.
Şimdi bu insanlar yoklar
Kimse, kimseyle ilgilenmiyor.
Herkes içine kapanık, kendi yalnız dünyası içinde yaşayıp
gidiyor.
Peki, bu gençleri şimdi kim evlendirecek
Öncülük yapacak, gençlere rehberlik yapacak insanlar
olmayınca bu gençler nasıl yuva kuracaklar
***
Evlenecek bir gencin, duygusal potansiyeli içinde
sağlıklı bir eş bulması öyle kolay bir şey değil.
Öylesine bir duygu yoğunluğu yaşar ki, duyguları aklın
önüne geçer.
Bu durum, nur suresinin 32. ayetinde evlenin olarak
emredilmiyor, evlendirin olarak emrediliyor.
Bu ne demektir
Yani 3. şahısların devrede olması demektir.
Çünkü evlenecek gençler, duygusallıkları itibariyle
geleceğe yönelik sağlıklı kararlar veremezler.
Mutlaka üçüncü şahısların devrede olması ve gençlere
rehberlik yapması gerekiyor.
***
Önemli bir husus da, gençleri evliliğe özendirmek ve heveslendirmek
gerekiyor.
Yine eski kültürümüzde bu gönüllü insanlar erken
yaşlarda evliliğe yönlendiriyorlardı.
Böylelikle hayatın acı ve tatlı yönlerini, zorluklarını
birlikte yaşıyorlardı.
Bu durum, gençleri birbirlerine bağlıyor ve sağlam
temeller oluşmasında önemli oluyordu.
Çünkü zorluklar ve çileler eşleri birbirine bağlıyor ve
sevgi bağını perçinleştiriyordu.
Şimdi ise, gençleri evlilikten vazgeçirmek için özellikle
çaba sarf ediliyor.
Erken yaşta evlilik olur mu diye adeta suçluyorlar.
Hele dur bakalım, işini kur, evini, arabanı ve diğer
ihtiyaçlarını al, kariyerini kazan ondan sonra evlenmeyi düşün telkini
yapılıyor.
Sonuç ne oluyor
Bu ihtiyaçlar temin edilirken hayat akıp gidiyor.
Zaman geçiyor ve yaş da ilerliyor.
İleriki yaşlarda hem evlilik zor oluyor, hem de uyum
yönünde biri birlerine bağlanmaları zorlanıyor.
Çünkü beklentileri çok oluyor ve birbirlerine
bağlanamıyorlar.
Bu gidişatın getirdiği toplumsal bir sorun da
beraberinde geliyor.
Nedir o sorun
Evlenemeyen veya evlenmeyen kızlar ve erkekler her
geçen gün artarak devam ediyor
***
Şimdi üzerinde çalışma yaptığımız SEKAM ın (Sosyal Ekonomik ve Kültürel Araştırmalar
Merkezi) verilerine bir göz atalım
Tekrar hatırlatalım, SEKAM ın bu araştırması 179 kentsel,
173 kırsal olmak üzere toplam 352 yerleşim biriminde 5541 kişi üzerinde
yapılmış kapsamlı bir çalışmadır.
Gençler, genel ve baskın bir eğilim olarak (%82-88),
ateist kimliği benimseyenler hariç (%55), aile kurumunu önemsediklerini ifade
ederlerken, aile kurumunun geleneksel işlev ve önemini de kabul ediyor
gözükmektedirler.
Ancak, kendilerini Dindar, İslâmcı, Müslüman ve Ülkücü
kimlikle tanımlayanların yaklaşık %8-10 civarındaki bir kısmının, aileyi
modası geçmiş bir kurum olarak kabul etmiş olması, benimsedikleri kimliğin ve
İslâm dininin ruhu ve mesajı ile bağdaşmayan bir durumdur.
Aile değerlerini doğrudan ilgilendiren Çocuk yapmak için
evlenmek şart değildir yargı cümlesine verilmiş olan cevaplar, gençlerin aile
kurumuna atfettikleri önemden bir uzaklaşma olduğunu göstermektedir.
Çocuk yapmada evliliği en üst düzeyde önemsemeyenler,
birinci derecede kendilerini Ateist olarak niteleyenler (%30), İkinci
derecede ise kendilerini Komünist olarak niteleyenlerdir (%17).
Bu konuda dikkat çekici ve düşündürücü bir başka nokta
ise, kendilerini Dindar, İslâmcı, Müslüman ve Ülkücü olarak tanımlayanların
yaklaşık %7-8 inin, çocuk yapmak için evlenmeyi şart olarak görmemesi ve
yaklaşık %3 nün de, bu konuda kararsız olmalarıdır.
Evlilik kurumu ile bağlantılı diğer soru, genç bir kız
ile erkek, istedikleri şartta aynı evde yaşayabilirler yargı cümlesidir.
Genel bir eğilim olarak, gençlerin yaklaşık %20-25 lik
bir kesimi, siyasî, ideolojik ve dinî kimlikleri her ne olursa olsun, söz
konusu görüşe katılmakta, yaklaşık %11-18 lik bir kesimi de kararsız
kalmaktadır.