91 yaşında bir aksakal. Bangladeş’in en büyük İslami

hareketi, Cemaat-i İslami’nin lideri. Bir diğer ifadeyle Bangladeş

siyasetindeki dengesizliğin, çoklu karmaşık yapının dengeleyici akil aktörü,

sistemin belkemiklerinden birisi. Merkez ile çevre arasındaki milli duruşu ve

kimliğiyle önemli bir köprü şahsiyet...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 23 Aralık 2012’de Bangladeş

Devlet Başkanı Zillur Rahman’a hitaben yazdığı “toplumsal barış için af”

çağrısı mektubu, bir sivil toplum örgütü olarak “Cansuyu Yardımlaşma ve

Dayanışma Derneği”nin Bangladeş’teki yardım faaliyetleri ve 14 kişilik

delegasyonun Bangladeş ziyaretleri ile Saadet Partisi’nin gerçekleştirdiği

protesto mitingleri ve çalıştaylarla gündeme gelen, Türkiye-Bangladeş

arasındaki önemli gönül köprüsü...

Ve aynı zamanda, Türkiye’nin tarihsel coğrafyasından

kopukluğunun, İslam dünyasındaki güç boşluğu ve birlik sorunun son simge

isimlerinden birisi.

Evet, Bangladeş’in, Güney Asya’nın ve daha genelde İslam

dünyasının önemli aksakallarından birisi olan ve son gelişmeler çerçevesinde

yukarıdaki girişimlerden-eylemlerden dolayı Türkiye ile Bangladeş arasında bir

krize neden olan Prof. Dr. Gulam Azam’dan ve dava arkadaşlarından bahsediyoruz.

Bangladeş’te, “Bengal Dili Hareketi” sırasında etkin rol

oynamasından ötürü hapse giren ve dil hareketindeki rolünden dolayı “Rangpur

Carmichael College”daki Profesörlük kürsüsü elinden alınan, her fırsatta Doğu

(Bangladeş) ve Batı Pakistan (günümüzdeki Pakistan) açısından Hindistan

tehlikesine dikkat çeken ve bu kapsamda İslam Birliği’ni, kardeşliği savunan bu

aksakal, şimdilerde farklı hesaplaşmaların merkezinde yer alan bir geçiş dönemi

ismi...

Dolayısıyla, ABD-Çin merkezli “Yeni Büyük Oyun”da Güney

Asya’daki yeni yapılanma sürecinde gündeme gelen bu isimle ilgili gelişmeler

oldukça önemli. Bir diğer ifadeyle Gulam Azam Davası, her şeyden önce,

Bangladeş’e verilen yeni rolün boyutunu ortaya koyması itibarıyla dikkat

çekici. Dolayısıyla, bundan sonraki süreçte Bangladeş özelinde bölgede

yaşanacak gelişmelerle ilgili önemli ipuçları, Bangladeş hükümetinin üstlendiği

misyon, Cemaat-i İslami ve diğer İslami-milliyetçi karakterdeki ülke içi

muhalefet ve hareketlerin geleceği bu sürecin nasıl sonlanacağına bağlı.

Şu ana kadar ki gelişmeler, Myammar ve Bangladeş özelinde

bölgedeki siyasi, etnik ve dini temelli ihtilaflar, sorunlar üzerinden bir

“Güney Asya Baharı”na işaret ediyor. Sürecin BOP projesi kapsamında daha önce

eski Sovyet alanı ile birlikte Kuzey Afrika-Ortadoğu bölgelerinde uygulanan,

uygulanmaya devam eden senaryolara benzerliği, Güneydoğu Asya’da BOP’un

genişletilmiş bir şekilde hayata geçirildiğine yönelik güçlü sinyaller veriyor.

Dolayısıyla, bölge yeni Suriye krizlerine gebe. Gulam Azam

davası Bangladeş özelinde, İslami gruplar üzerinden yeni bölgesel

istikrarsızlıkların tetikleyicisi olabilir.

Daha somut bir ifadeyle, yerel-milli nitelikteki İslami

hareketlerin yerine, küresel başkentler güdümlü bir takım “radikal İslami

grupların” bölgeye sevki ve onların ülke içindeki konumlarını güçlendirici

tasfiye girişimleri, açıkçası bizlere çok yabancı değil. Bu kapsamda,

Bangladeş’teki İslamcı grupların sayısındaki artış oldukça manidar. Ülkedeki

altı büyük İslami hareketin dışında, örneğin 2001 yılında Hizbut Tahrir’in

Bangladeş’te bir şube açması ve kurulduğu tarihten itibaren popülaritesini çok

hızlı bir şekilde arttırması, akıllara en azından Orta Asya’yı getiriyor.

Aynı şekilde, özellikle Suudi Arabistan ve bazı körfez

ülkelerinin Bangladeş’teki “İslamcı yükselişte” oynadıkları rol de dikkatlerden

kaçmıyor. Petrol zengini bu Arap devletlerinin ülkedeki İslamcı örgütlere

sağladıkları maddi yardım ve ülkelerindeki yabancı işçilere yönelik politikalar

fazlasıyla kayda değer.

Bilindiği üzere, Bangladeşli işsizlerin en çok gittikleri

ülke Suudi Arabistan. Ancak, Suudilerin bu işçilere iş vermekten çok onları

Suudileştirme amacı güttüğüne yönelik iddialar oldukça önemli. Söz konusu

iddialara göre, bu insanlar ülkelerine döndüklerinde katı Selefi bir dini

anlayışla, işsiz ve gelecek ümidinden yoksun bir şekilde İslamcı grupların

yönlendirmesine açık hale geliyorlar.

Suriye özelinde, Arap Baharı sürecinde Selefi grupların

üstlendiği rol göz önünde bulundurulduğunda, bölgedeki oyun da daha bir netlik

kazanıyor. Bu açıdan, Bangladeş ve Myammar’daki her türlü gelişmenin dikkatlice

takip edilmesi ve irdelenmesi gerekiyor.

Bu kapsamda Gulam Azam krizi ya da “Bangladeş Sorunu” olarak

adlandırılabileceğimiz mesele; oluşumu, gelişimi, seyri itibarıyla ilk etapta

karşımıza yerel bir mevzu olarak çıkmakla beraber, resme daha dikkatlice

bakıldığında aslında hiç de öyle olmadığı görülüyor. Sorun, adeta bir

matruşkayı andırıyor.

Dolayısıyla, Gulam Azam krizi aysbergin sadece görünen bir

yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim, Saadet Partisi İstanbul İl teşkilatı

Dış İlişkiler Başkanlığınca 14 Ocak’ta gerçekleştirilen “Bangladeş Çalıştayı”

kapsamında da bu mevzular masaya yatırıldı. Söz konusu çalıştay çerçevesinde

meseleyi irdelemeye devam edeceğiz...