İşgalci tüm dünyanın gözü önünde hastaneleri de vurmaya başladı. Savaş hukukuna göre savaşlarda -eğer işgalci, insan olsaydı kalbine dokunabilirdik- mabetlere, okullara ve hastanelere saldırılmaz. Filistin’de yaşananlar ekranlardan söylendiği gibi bir “savaş” değil, bir “soykırım”dır. 1947/48’den beri devam eden bir soykırımdır. İşgalci siyasal, ulusal, ırksal ve dinsel nedenlerle bir milleti tüm dünyanın gözü önünde en güçlü silahları kullanarak yok etmeye çalışmaktadır.

7 Ekim’den beri ortaya çıkan durum tüm insanlık iki işgal ile karşı karşıyadır. Birincisi İsrail’in Filistin’e İngiltere’nin yerleştirmesiyle başlayan toprak işgali. Diğeri ise kitle iletişim araçları ile zihinlerde oluşturduğu işgal ile karşı karşıyayız. İşgalci dünya halklarının zihinlerini bulandırmak için yalan haber yayarak Filistinlilerin haklı davalarına gölge düşürmeye de çalışıyor. Müslümanlar yalan haberlerle uğraşırken yapmaları gereken işlerden böylece de uzak tutuluyor.

Sevindirici yan ise işgalci iki hedefinde de ulaşmak istediği şeylere ulaşabilmiş değil. Yıllardır sistematik ve planlı bir şekilde Filistin topraklarını işgal etmeye çalışsalar da harcadıkları enerjiye, paraya, emeğe göre tüm dünyadaki Yahudileri Filistin’de toplayabilmiş değiller. İletişim ve kitle iletişim araçlarını çok iyi kullanmalarına, Filistinlilere destek olan içerik üreticilerine engel olmalarına rağmen dünya halklarını ikna edebilmiş değiller. Her ne kadar ülke yöneticileri işgalcinin yanında yer alsa da -açıktan destek ya da sessiz kalarak- dünya halkları masum Filistin’in yanında yer alıyor.

İnsanlığın zihnini işgal etmek için kullandıkları bazı kavramlara yer vermemiz gerekiyor. İlk defa şu günlerde Ortadoğu’da olanları fark eden insanımız için. “Şeyleri yerli yerine koymaya” adalet denildiği için biz adaleti sağlamak adına kavramları yerli yerine koyarak başlayalım. BBC’nin haberlerinde söylediği gibi “HAMAS İsrail topraklarına sızdı” değil. İsrail’e ait toprak yoktur. HAMAS işgal edilen topraklarına on yıllardan sonra girebilmiştir. “İsrail” işgalcidir. Meşru bir devlet değildir. Terör faaliyetleri ile tedhişlerle Filistinlilerin topraklarını ele geçirmişlerdir. “İsrail Gazı” diye bir durum söz konusu değildir. “Filistinlilerin işgalci tarafından gasp edilmiş gazı”dır. İki tane Kudüs yoktur. “Doğu ya da Batı Kudüs” yoktur. “İsrail tarafından işgal edilememiş ve işgal edilmiş Kudüs toprakları” vardır.

İşgalci yıllardır sistemli şekilde yapmış oldukları zulümleri dünya kamuoyunun gözünden ürettikleri haberlerle kaçırmanın yanında bölgeden direkt haber yapan insanlığa olanları tüm açıklığı ile göstermeye çalışan, haberleştirmeye çalışan gazetecileri de öldürmektedir. Bu saldırılarda işgalci tarafından işini yaparken on beş kadar gazeteci katledilmiştir. İşgalcinin ilk öldürdüğü gazeteciler de değildir. Oturdukları yerden haber yaparak işgalciyi temize çıkarmaya çalışan bazı gazeteciler hiçbir olaya şahit olmadıysa da Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesi daha taze olaydır. 11 Mayıs 2022’de, İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından Cenin'e düzenlenen bir baskını haber yaparken Ebu Akile bilerek, hedef alınarak öldürülmüştür. Al Jazeera kanalında muhabir olarak çalışan Şirin’in cenazesinde de insanlara rahat vermemiştir işgalci. Şirin’in cenazesini tartaklamışlardır. Şirin bir Hıristiyan Filistinli olmasına rağmen işgalci yaptığı zulümden geri durmamıştır.

Ellerinde tuttukları küresel ekonomik güç ile insanların iletişim haklarını gasp etseler de Gazze’den gelen görüntüler, Filistinlilere yaptıklarını insanların gözlerinden kaçıramamaktadırlar. Kitle iletişim araçlarında ana akım denilen kanalları ellerinde tutmalarına rağmen insanlık işgalcinin yalanlarına inanmamaktadır. Bunun en iyi örneği İngiltere’de BBC kanalı “İsrail yanlısı haber yapmak” sebebiyle protestoya uğramıştır.

Bu, hak-batıl davasıdır. Kazananlar muhakkak “hak”tan yana olanlar olacaktır. Herkes yerini belirlemelidir. İnsanlık, işgalcinin ordusuna destek verdiğini açıklayan fastfood zincir marketlerinden hamburger yememek de olsa tavrını ortaya koymalıdır.