Silik bir fotoğrafın içinden çıkıp geliyor. Fotoğrafı biraz silsek sanki konuşmaya duracağız; merhaba, n’aber, nasılsın… Her yerde görüyorum onu. Karşıya bakıyorum görüyorum. Arkama bakıyorum görüyorum. Şöyle yan taraflara baktığımda görüyorum. Bazen öyle görüyorum ki sanki yan yana yürüyoruz. Yan yana yürürken adeta heyecandan ter içinde kalıyorum. Dokunmak istiyorum yo hayır dokunsam sanki dünya tarihi değişecek. Dokunsam sanki ırmaklar tersine doğru akmaya başlayacak. Dokunsam dağlar sallanacak, ağaçlar ırgalanacak, yemyeşil ekinler rüzgârda eğilip eğilip kalkacak. Sanki sabahın erken saatinde güneş bir dağın ardından bir tarlaya yavaş yavaş yayılacak. Közün üstündeki etrafı kömür karası çaydanlığın üzerindeki ateşten grileşmiş demlikten demli bir çay bardağa doğru dökülmeye başlayacak.

Her gün görüyorum. Şu bembeyaz çiçek açmış eriğin altında duruyor. Yanına varsam diye niyetleniyorum. Daha ben niyetlenmeden kayboluyor. Erik ağacının bembeyaz çiçeklerine bakıyorum her çiçekte o var. Hani kaybolmuştu demeye kalmadan şu kaldırımda iki adım önümde yürüyor. Aaa evet biraz yaklaşmam lazım şimdi yanına varacağım şimdi şunları şunları konuşacağım, konuşmalıyım, konuşmam lazım, diyeceğim ki, diyeceğim yani, yani bak şöyle diyeceğim, şunu diyeceğim, şu var ya diyeceğim, diyeceğim şu, var diyeceğim şu, şunu demek istiyorum, demek istediğim şu, istiyorum ki demek, anlatabildim mi, demek istiyorum ki… Nereye kayboldu şimdi… Neredeyim ben, ha evet karşıya geçmem gerekiyordu, karşı neresi ki, karşı bu tarafa geçse olmaz mı, olabilir belki…

Gözümün gördüğü her yerde var. Nereye baksam orada. Şu tarafa bakıyorum orada. Bu tarafa bakıyorum orada. Yeni yağmur yağmış bir göğün altında. Eskimiş güneşler olan sokaklarda. Cıvıl cıvıl anılarda kalmış okulda. Caddelerde gençken atılmış kahkahalarda. Gençken gece boyu gezilmiş kaldırımlarda. Gece yarısı gidilen otogarlarda. Bir bardak demli çayın üstüne içilen tadına doyulmaz bir dal sigarada. Gece yarısında karşıdan karşıya kaldırımdan kaldırıma koşuşturmalarda. Uzaktan uzağa merhabalarda. Nasılsın nasıl gidiyor hayat bugün çıkalım mı, ne işin var ki, yani sonra yapsan olmaz mı, ha evet sonra gideriz oraya, oraya ben de uğrayacağım, birlikte gideriz iyi olur, benim de işim var orada, ben de öyle düşünüyorum, tabi tabi canım ne olur ki, neden olmasın, hay hay, bekle geliyorum o zaman… O zaman o zamanlarda. Günler günlerde. Saatler saatlerde. Dakikalar dakikalarda. Saliseler saliselerde. Anlar anlarda…

Nereye kayboldu şimdi şuradaydı, şuraya bakın, az ötesi, az yana kay, soldan hafif eğil, biraz daha ilerisi, biraz daha, birazcık daha, daha daha, ben görüyorum. Kimse görmüyor ben görüyorum. Gözüm nereye baksa orada görüyorum. Köşeyi dönüyor görüyorum köşeyi dönüyorum görüyorum. Karşıda, okulun orada. Okulun duvarının üstünde. Duvara el uzatışında. Kapıya doğru bakışında. O bakışın buraya gelişinde. O gelişi benim gözlerim alıp getiriyor. Getirip başıma bela ediyor. Başımın belasında görüyorum. Aklımın almamasında görüyorum. Dağların yamaçlarında sapsarı açmış çiğdemde görüyorum. Kalemde görüyorum adört kâğıtta. Bu satırlarda görüyorum bu satırların altında. Diplerde bir yerde. Bir incelikte bir göz eğişte. Başparmakla işaret parmağın kalemi tutuşunda. Harflerin ve kelimelerin yazılışında. Cümlelerde görüyorum paragraflarda.

Nedir gördüğüm, her şeyde gördüğüm nedir. Ne olabilir baktığım her şeyde gördüğüm, ne olabilir. Kim olabilir gördüğüm her şeyde. Sanki gözlerimin önünde ondan başka bir şey yok. Bir gözlerim var bir de o. Sanki gözlerimin önünde o var sadece onu görüyorum. Bakışlarımda sadece o var onu görüyorum. Baktığımda gördüğüm tek o var. Gözlerimi yumsam da onu görüyorum.

Görünmeden bu kadar görüyorum görünseydi ne olurdu acaba!