Gömlek olmayınca oluyormuş bunlar

Bu ülkenin demeye dilim varmıyor, AKPnin kahramanlarından Bülent Arınçın partililerine yaptığı bir konuşma yansıdı gazete sayfalarına.

Kahraman Arınç bey, 28 Nisan kahramanlığını anlatıyor:

"O sabah bunun cevabını verdik. Otur oturduğun yerde. Sen benim emrimde bir memursun, benim ne yapacağıma karışamazsın. O kadar. Bizim öğrendiğimiz siyaset bu. Herkes işini yapacak. Herkes kendi işini güzel yapacak. Hiç kimse kimsenin yetkisine hakkına karışmayacak. Hele hele Egemenlik milletindir dedikten sonra millete rağmen, onun istemediği hiçbir şeye cesaret etmeyecek."

Kimsenin kahramanlığını kıskanıyor değiliz. Lakin bir sorumuz olacak Sayın Arınça:

"28 Şubatta nerede idiniz Arkadaşların nerede idiler "

Mesela içkisiz bir akşam yemeğine tahammül edemeyenler, şov/gösteri yaparken, başını yemek masasından kaldıramayanlar kimdi ve bugün nerededirler

Karşılıklı kahramanlık deyimi mi üretilmeli yoksa. Gerçi pazarlık kelimesi de geliyor akıllara amma...

Bu ülkede 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat yaşanmışken; 27 Nisan hiç bir şeydir. Sayın Arınç bunu bilmiyor olamaz. İmzasız bir mektup işte. 27 Mayıs sabahı radyoda okunan ilan değil, 12 Martta Mecliste okunan Muhtıra değil, 12 Eylülde bizzat K. Evrenin okuduğu gerekçe değil, 28 Şubatta dayatılan ve uygulanması istenilen bildiri değil; imzasız bir internet mektubu; zarfı yok, pulu yok.

İsterseniz Sayın Arınç, hangi hükümet ne ile sınandı/imtihan edildi noktasından yaklaşın olaya. 27 Nisanın ağırlığı gramlarla ölçülürken, ki o da tek sayfalık kağıt ve mürekkep ağırlığıdır; diğerlerinin karşısına yazılan rakamdan sonra "ton" tanımı gelecektir.

Neden diğerlerini önemsemiyor sayın Arınç Buyrun izah etsin: "Çünkü hep öyle örneklerini gördüler. Hazır ol dendiği zaman başüstüne diyen sivil iktidar ile karşılaştı onlar. Bak geliyorum ha dendiği zaman zorla şapkasını bulup kaçanları karşılarında gördüler.

Nelerini biliriz biz; küçük bir açıklamaya, karşı beyanda bulunma cesaretinden mahrum, elleri kolları titreyenleri biliriz. Üç gün daha iktidarda kalmak için zilleti tercih edenleri biliriz."

AKP öncesindeki Darbelere maruz kalmış iktidarların analizini bu kadar kolay yapan sayın Arınç, otur derken birilerine; ne demişti

"Bizim öğrendiğimiz siyaset bu." demişti.

Son sorumuz şu: AKPli olmadan önceki ömrü suçladığı/hafife aldığı iktidar zamanlarında geçmiş biri, o siyaseti kimden, nasıl öğrendi

Yani AKPli olunca kahraman oluyorsun. Öyle mi

O DA DEMOKRATMIŞ

Genel Başkanı sıfatı ile Güniz sokak ve Ergenekon arasında mekik dokuyan H. Cindorukun gelmek zahmetinde bulunmadığı kongrede Namık Kemal Zeybek DPnin başkanı olmuş.

ANAP yıllarında hatırlarsınız...

T. Özalın Kültür Bakanı yaptığı ve o günlerde Nazım Hikmetin mezar tartışmasına bacanağı Aydın Doğanın bir gazetesinde bana da Nazım Kemal diyebilirsiniz demeci ile katkıda bulunan N. Kemal Zeybek...

T. Özalın Kültür Bakanlığını yaptığı o günlerde ilk icraatı, bacanağının gazetesi Milliyetle Ayasofyaya hasretini anlatan Ayasofya İmamı Mahmut Toptaş Hocayı Diyanete baskı yaparak görevden aldırmak olan N. Kemal Zeybek...

Tarihin en büyük ve gizemli seçim hilelerinden birini başararak S. Özalı ANAP İstanbul İl Başkanı yapan M. Taşarın sahneden ittiği N.Kemal Zeybek...

ANAP sahnesinden indirildikten sonra, bana girecek parti mi yok deyip, soluğu Demirelin DYPsinde alan, Demirel başbakansa başbakanlık başdanışmanlığı, Demirel Cumhurbaşkanı ise Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığı yapan ve fakat kendisi sonraki yıllarda o günlerini Demirel bir kere çağırıp, danışmadı diye anlatanN. Kemal Zeybek...

DPye başkan olmuş. Ne diyelim Vatana, millete, Aydın Doğana, Kılıçdaroğluna, Güniz Sokakta oturanlara, Devletin Bahçelisine hayırlı ve uğurlu olsun.

* Çok önemli not: Bu iki karikatürü 50 yıl önceden aldım, bu güne mânâlandırdık; küçücük değişikliklerle...

HERŞEY SORGULANACAK BİRGÜN

Bab-ı Ali gazetelerinden bir çoğu, Almanyada baskı yapar. Oradaki işçilerimizin, gurbetçilerimizin bu ülke ile en önemli bağlantılarıdır bu gazeteler. Millî Gazetemiz de bunlardan biridir.

Yıllarca oralarda gazetemizin temsilciliğini yapmış bir kardeşimiz anlattı:

Alman hükümetinin yetkili kıldığı biri ile toplantı halindeyiz. Almanyada baskı yapan Türk gazeteleri temsilcileri olarak..

Yetkili şu soru ile başladı konuşmasına: Almanyadaki en etkili Türk gazetesi hangisidir

Türkiyede çok basan gazetelerin temsilcilerinin elbette biziz demelerine güldü Alman yetkili: Hayır dedi. Etki, satış rakamı ile doğru orantılı değildir. Eğer siz satışınızdan dolayı böyle diyorsanız, yanlıştır. Almanyadaki en etkili gazete Millî Gazetedir.

Elbette bu tesbitin dayandığı gerekçeler var. İlk akla geleni de dürüst olması, haberi doğru yazmasıdır.

Bir Milliyet yazarı Millî Gazeteyi konu etmiş. Acaba neden

Kendi gazetelerinin geçmişini ve bulundukları noktayı bu ülkenin insanlarından gizlemek için... Yani zaman kazanma işi...

Sadece iki nokta ile cevaplayalım durumu:

Millî Gazete anarşi kurbanlarını hergün listeleyerek, karşılarına sağcı, solcu tanımlaması da ekleyerek, ertesi gün kışkırtıcılığı ve K. Evren ihtilaline zemin hazırlama işini hiç yapmadı. Milliyet yaptı!

Millî Gazete bir patron gazetesi olmadığı için başbakan olmuş Bülent Ecevitin kelini işine geldiğinde saklayıp, işine gelmediğinde yani patronunun istediği yapılmadığında "Kel göründü" diye manşetine taşımadı. Milliyet bunu yaptı. Üstelik o Ecevitin en ateşli savunucusu, oy getiricisi idi.

Millî Gazete bu ülkenin gazetesi olduğu için adı Millîdir. Milliyet hangi milliyete daha yakındır

TATLI OLSA NE OLUR

Kılıçdaroğlu ile bir rüzgar yakaladığına inanan CHPnin son transferi eski başyazar Oktay Ekşi imiş. Kurucu Meclis Üyesi, bütün ihtilallerin yılmaz savunucusu, Andıççıların kalemşörü, CHPnin rüzgarına rüzgar katacakmış.

Yoğurdum ekşi dememek için bir girişimde bulunmuyorsa sayın Kılıçdaroğlu, ekşiyen yüzleri de görmelidir partisinde.

Zordaki Aydın Doğanın bir müdürünü (ceo diyorlar) il başkanı yaptı, eski başyazarını üye yaptı, yakın akrabasını da Destek Partisine (DP diyorlar) başkan yaptı; bu hesap ne hesaptır Estiğini sandığımız rüzgar Aydın Doğanın üfürdüğü olmasın

Kılıçdaroğlunu uyaralım dedik.

İKNA

Zaman aşımı dolayısıyla (!) yırtmış poltikacılarımızdan Mesut Yılmaz CHPden aday olmak istiyormuş ya da CHP Mesut Yılmazın adaylığına sıcak bakıyormuş... Gazetelere yansıyan haber bu.

Kırmızı bültenle aradığımız Dalan da haber göndermiş: Tutuklamazsanız gelirim!

CHP milletvekili adayı mı yapmak istiyor

Kılıçdaroğlu başkan olduğunda oldukça ümitlenen bir CHPlinin tesbitini kimse hafife almasın.

"Nur Serterin ikna odasından çıkan en başarılı öğrencisi Kemal Kılıçdaroğludur."

SABIRDAN SAADETE

Seçim yaklaşıyor, anketler yayınlanıyor. İnanırsanız AKP birinci, CHP onu zorlayacak diyorlar.

Bu ülkenin insanını tanımıyormuş gibi yapmak geliyor işlerine. Unuttukları gerçek şu: Bu ülkenin insanları dört eğilimli, dört bir yandan korunmalı ANAPı ve onun kötü kopyası DYPni gömdü mezalığa.

Bir ıslıkla sallanan AKP ve transfer borsası kuran CHPne mecbur mu

Saadete ermek bu ülke insanlarının da hakkıdır.

KURTARIVE

1980 öncesindeki ara seçimi 5-0 kazanarak, CHPden iktidarı devralan Demirele gittiği Ege vilayetlerinde halk bağırmıştı: "Kurtarıve bizi baba!"

İhtilalden sonra Demirel Güniz Sokakta sakinleşince sormuştuk: kurtarıve bizi baba, diye bağırmışlardı size. Evet, dedi gerdanını hareketlendirerek. Binaenaleyh ben onu kurtlara ver şeklinde anlamıştım.

Yasağı kalkıp sizi 500 günde kurtaracağım diye yollara düştüğünde de aynı haykırış yankılandı meydanlardan: "Kurtarıve bizi baba!"

28 Şubatı biliyorsunuz, geçelim. Çakallara kaldık, diye ağladı çocuklar, ikna odalarında.

Tapulu arazisindeki artık partileri birleştirerek DP adında bir parti sahibi olmaya kalkan Demirele ne diyelim

Hep kurtlara verdin, demekten başka.