Ülkemizde ve dünyada, düzensizlik, adaletsizlik kol gezerken, mevcut hali beğenmeyip, olmaz bu kadar, yeter artık diyenlerin, ışığı, aydınlığı göstermeleri gerekir.
Dünya hızla, karmaşaya doğru giderken, aklı başında insanlar, güneşin patlayacağı günden önce, kirlerden ve paslardan arınmış olmayı umut etmekteler.
Aynı şehirde… Birkaç kilometre arayla oluşturulmuş mahallerde dahi, gelir paylaşımındaki adaletsizliğin yol açtığı uçurum ve farklılık gözümüzün içine içine batarken… Yine, dünyanın farklı coğrafyalarında, bir yanda yükselen apartmanlar, öbür yanda teneke evler, utanç abidesi olarak karşımıza çıkarken, hiçbir şey olmamış gibi yürümek insanlığa sığar mı?
Bu yüzden itiraz edenlerin tavırlarını makbul ve hatırlı görüyorum.
Hayatını, sabahla akşam arasına sıkıştıran… Merhametsizliğe, adaletsizliğe, katmanlar arasındaki ekonomik uçuruma gözünü ve dimağını kapatanlar, elbet, gelecek adına söz edemezler.
Ülkemizde… Arabalar çoğalıyor, doğru.
Ülkemizde, apartmanlar, biraz daha yukarıya yukarıya çıkıyor, doğru.
Ülkemizde, yollara, yeni yollar ekleniyor, doğru…
Ülkemizde, derin bir kamplaşma, derin bir yeis, derin bir vicdan karartması da yaşanıyor.
Yolların, yolakların… Arabaların çoğalması, zaman zaman, gıda alan çocuğu büyümesi gibidir… Tabi bir gerekliliktir.
Az aklı olan, projesi, programı olan yönetim, bir ülkeyi, elbet beş on sene içinde, genel seyir içinde, ileriye, ileri seviyelere götürür.
Hâlâ, bu ülkeyi, geçmiş yirmi yıl, otuz yıl, elli yıl öncesiyle kıyaslayarak, bakın, ne kadar da geliştik, değiştik demek, karşısındaki insanları anlamayanlar yerine koymaktır.
Paranın ve gelirin çoğalmasına paralel, adalet duygusu gelişiyor mu, empati yapma gücü oluştu mu?
Kendin için istediğini başkası için de istiyor musun?
Şehrin sokaklarını, evin, hanen biliyor, kirletmemek için çaba sarf ediyor musun?
İnsanı… Sırf Allah yarattı diye… Allah şerefli mahlûk olarak dünyaya gönderdi diye, insani değerleri dokunulmaz kabul ediyor musun, etmiyor musun?
Gidişata itiraz edenler… Gidişatı beğenmeyenler, laf üretmek yerine, kendi ölçeklerinde, sivil inisiyatifler oluşturmak zorundalar.
İnsanı dışlayan… İnsanı, maddenin arkasına iten düzene itiraz edenler, elbet, güçlerini, görüşlerini, tepkilerini ve hayallerini, düşlerini birleştirmek, aynı yola kanalize etmek durumundadırlar.
Siyasetin, keyfilik ve gelecek devşirme sanatı haline getirildiği bir yerde, hiçbir dem, adaletten, insani değerlerden, İslam’ın cihanşümul kucaklayıcılığından bahsedemezsiniz.
Kendini değiştirmeyip, dünyayı değiştirmeye kalkanlar, boşluğa düşerler, sözlerinin ve eylemlerinin hiçbir zaman tesiri olamaz.
İtiraz edenler, ayrıcalıklı insanlardır… Başkalarının göremediğini görmüşler, başkalarının yapamadığını yapmaya kalkmış, olup bitene diliyle düzen vermeye çalışmışlardır.
Gerçekten dünyanın yeniden merhametle, adaletle, insaniyetle, vicdanla tanışması, yüzleşmesi gerekiyor.
Bunu yapabilirsek, bir şeylerin değişmesine başlamış olacağız… Ve itirazımızın anlamı olacak…