Gençliği konuşurken ele aldığımız yaş grubunun merkezini eğitim öğretim sistemi bağlamında 6-22 yaş, sivil toplum bağlamında 15-30 yaş oluşturuyor. Asıl karakterimizin oluştuğu, karakterimizin temellerinin atıldığı 0-6 yaş grubu ile çok alakamız yok. 4-6 yaş grubu anaokulu dönemini saymazsak tabii. Bir insanın karakter gelişimi anlamında hayatının belki de en önemli dönemi olan 0-6 yaş aile eğitimi demektir. Anne ve babanın üzerindeki en ağır yüktür bu aslında. Altıncı yaştan sonra da aile eğitimi devam eder. Artık okulla iş birliği başlamıştır.

Çocuğun karakterinin oturduğu dönem ile evliliklerin en çok yıkıldığı dönem aynı zamana denk geliyor. Ailede yaşanan en sert çatışmalar çocuklarımızın hayatının en önemli döneminin merkezinde yaşanıyor. Bu işe bir de annelerin bitmek bilmeyen çalışma ve kariyer arayışını eklediğimizde gel de çık işin içinden çıkabilirsen. Diğer taraftan şunu da unutmamak gerekir ki, bir insanın azmettikten sonra başaramayacağı şey yoktur. Bazen çok kötü bir çocukluk dönemi geçirenlerin, bitmiş tükenmiş aileler içerisinde yetişenlerin ileride en büyük başarılara imza attığını, nice hayırlı işlere öncülük ettiğini görebiliyorsunuz. Bu durumun bir gencin kendi gayreti ve içerisinde bulunduğu toplumla da çok alakalı olduğunu söyleyebiliriz.

Bu açıdan bakıldığında gençlerimizin gittiği okullar, katıldıkları sivil toplum faaliyetleri ve öz gayretleri çok önemli. Bir gencin içinde bulunduğu atmosfer köklü değişikliklere vesile olabiliyor. Atmosfer dediğimiz şeyin özü iklimdir. Mesela 2000’li yıllara kadar imam hatip okullarında işte bu değerli iklim oluşmuştu. İmam hatip tabelasının altından geçmenin değeri denilen şey aslında imam hatiplerde oluşan iklimden başka bir şey değildi. Yani bir yerde belli bir sistem ve bilinç oturursa artık orada kıymeti tartışılmaz bir iklim hâkim olmaya başlar. Ardından bu iklime takılan her genç orada vakit geçirdiği her an kendine değer katmaya başlar. İşte bu toplam kaliteye de “ruh” denir. Çağların söz ettiği ruhun kısa ve öz tanımı budur.

Peki bu ruh nasıl oluşur. Bu ruhu oluşturanlar her dönem kendini bilen, kişisel gelişimini tamamlamış, yaptığı işe odaklanan, ne yaptığının farkında olan, ilim ve hikmet sahibi önderlerdir. Onlar ki, zamanın ruhuna hâkimdirler. Onlar, farklı fikirleri bir arada tutmayı başaranlardır. Onlar, dinlemeyi bilen, sorunları çözme anlamında gereken adımları cesurca atabilenlerdir. Onlar, etki ve ilgi alanlarının ayrımını çok iyi yapabilenlerdir. Onlar, asıl işlerinin ne olduğunu bilenler, gerçekten ne ile meşgul olmaları gerektiğinin farkında olanlardır. Onlar, yaşadıkları dönemi iyi tanıyan, iyi analiz ve gözlem yapabilen, okuyan ve araştıranlardır.

Peki bugün aranan ruhu bir türlü bulamamamızın sebepleri nelerdir derseniz, aslında çok açık ve net bir şekilde şunları söyleyebilirim. Okullarda öğrenciye temas etmek, bir insan yetiştirmek yerine illa bir okula idareci olmak isterseniz. Sağlıklı bir toplum için çalışmak yerine çok para kazanmanın derdine düşerseniz. Sivil toplumda hayırlı işler üretmek yerine siyasi münakaşaların harcı olursanız. Kur’an ve sünneti yaşanır hale getirmek yerine namaz kıldırma memuruna dönüşürseniz. Günün gereklerini yapmak yerine hayali kahramanlıkların derdine düşmüşseniz. Romantizm sizi un ufak etmişse, Hak-Batıl teraziniz bozulmuşsa, bugünün gençlerine söyleyecek sözünüz tükenmişse, iletişim problemleriniz dağları aşmışsa, Nebevi metodu yanlış yorumlar hale gelmişseniz, çarşı pazardan, piyasadan, halktan kopmuşsanız, protokol hastalıklarına tutulmuşsanız, bilmediğinizin farkında değilseniz aradığımız ruhu bulmanız mümkün olmadığı gibi gençliğimizi ayağa kaldıracak iklimi oluşturma imkânınız da kalmamış demektir.

Ne diyelim, Allah hepimize selamet versin.