Pek çok toplumun sahip olmadığı genç bir nüfus potansiyeline sahibiz.

Küresel dünyanın gidişatını göz önünde bulundurduğumuzda, bu durumun büyük bir “lütuf” olduğunu bilmeliyiz.

“Gençlik ve gençler,” bir milletin istikbal potansiyelidir.

Eğitim sistemi, bizde ve bütün dünyada hala tartışılan önemli konu olarak tartışılmaya devam ediyor

Türkiye’nin ve Türkiye gençliğinin değişmeyen sorunlardan biri eğitim sorunudur.

Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana eğitime önem verilmişse de, bir türlü normal bir eğitim sistemine hâlâ geçilemedi.

Bütün yeniliklere ve normalliklere rağmen, ortalama eğitim süresi ve kalitesi açısından baktığımızda Avrupa’nın en geride kalan ülkesi konumunda olduğumuzu itiraf etmeliyiz.

Eğitim sistemimiz, evlatlarımızı ideolojik kalıp içine sokmaya çalışarak eğitmiyor, adeta öğütüyor.

80 yıldır dayatılan ideolojik eğitim sistemi, kişiliği-kimliği dikkate almadan, tek tip insan yetiştirmeye devam ediyor.

Eskiden beri alışılagelmiş öğretme-öğrenme süreci ezbere dayalı bir yapıdan bir türlü kurtulamadı.

***

Modern dünyanın gidişatına bakıldığında “dini arka plana iten” bir anlayış bizde de devam ediyor.

Dünyacı, benmerkezci, hazcı, şiddet ve şehvete meyilli, mutsuz, amaçsız birer insan tiplemesi giderek yaygınlaşıyor.

Eğitim sistemimizin temel felsefesine indiğimizde, 1900’lü yılların ABD eğitim sistemini andırıyor.

Bu sistemin kurucusu olan John Dewey’in “İnsanı biyolojik bir canlı” gören “manevi ve ahlâkî değerleri kabul etmeyen” bir eğitim sistemi anlayışıdır.

Bu sistem maddeci, çıkarcı ve Marksist bir anlayışla varlığını sürdüre gelmiştir.

Bu anlayıştan yola çıkıldığında, herkes çocuğunu okula maddi çıkar sağlasın ve memur olup devlet kapısında bir iş bulsun, çalışmadan para kazansın diye göndermektedir.

Çalışmayı külfet ve tembelliği fazilet gören bir anlayışla bütünleşen çıkarcı eğitimin yanlışlığı ve gelecekteki sonuçları bu eğitimin ne kadar yanlış olduğunu göstermektedir.

***

Günümüzde eğitimin iki temel yanlış üzerine oturduğunu söylemek durumundayız.

Birincisi, “ferdî kabiliyetlerin inkişafına fırsat tanımaması.”

İkincisi, “manevi ve moral eğitime, yani dine ve manevi değerlere önem vermemesidir.”

1970’lerin gençliği paraya bu kadar önem vermezken, 1990’ların gençliği mutlu olmanın temel aracı olarak parayı görmektedir.

Günümüz gençliği için para, değerler sisteminde en üst sırada yer almaktadır.

Yeni nesille ilgili en önemli sorunların başında yeni nesle gereken ”ideal” anlayışının verilmemesi sorunların temelini oluşturuyor.

Ailelerin ve gençlerin en büyük ideali, köşeyi bir an önce dönebilme zihniyetidir.

Bütün hesaplar bunun üzerine yapılıyor.

Son yıllarda başta sağlık olmak üzere pek çok konuda önemli değişiklikler yapıldı ama eğitimde yeni bir şey yok.

Çağın getirdiği diğer bir sorun da, “teknolojik gelişmelerdir.”

Teknolojik gelişmeler, insanlara bir takım kolaylıklar getiriyor ama ” kaliteyi ve üretkenliği” de alıp götürüyor.

Gençlerimizin büyük bir çoğunluğu, zamanlarını televizyonun, bilgisayarın ve internetin karşısında geçiriyorlar.

Gençlerimizin ne tür bir bombardıman ile karşı karşıya olduğunun henüz farkında değiliz.

Gelecekte bunun bedellerini çok acı bir şekilde ödemeye başladığımızda, işte o zaman feryatlar başlayacaktır.

***

Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Araştırmalar Merkezi’nin (SEKAM) yaptığı gençlik araştırmasının ortaya koyduğu sonuçlara göre gençliğin en önemli sorununun “eğitim” olduğu saptandı.

Eğitimden sonra gençliğin önemli olarak gördüğü sorunlar sırasıyla ahlaki yozlaşma, meslek edinme, iş bulamama ve aile tarafından anlaşılamamak olarak saptandı. 81 ilde 5541 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen “Türkiye Gençlik Raporu,” Gençliğin özellikleri, sorunları, kimlikleri ve beklentileri” başlıklı çalışmada 15-28 yaş arasındaki gençlere, “Gençliğin en önemli sorunu nedir” sorusu soruldu.

Katılımcılardan bu soruyu 1. Tercih ve 2. Tercih olarak cevaplamaları istendi.

Elde edilen sonuçlara göre katılımcıların yüzde 33’ünün eğitimi, yüzde 17’sinin ahlaki yozlaşmayı, yüzde 14’ünün iş bulamamayı ve yüzde 7’sinin de aile tarafından anlaşılamamayı öncelikli sorun olarak değerlendirdiği tespit edildi.

Geri kalan yüzde 18’inin meslek edinmeyi, yüzde 14’ünün eğitimi, yüzde 13’ünün ahlaki yozlaşmayı, yüzde 10’unun iş bulamamayı ve yüzde 9’unun da uyuşturucu kullanımını ikincil sorun olarak gördükleri saptandı.

***

Gelinen bu noktada yapılması gerekenlere daha sonra değineceğiz.

Bir cümleyle özetleyecek olursak:

İçinde bulunduğumuz küresel dünyanın gereklerini göz önünde bulundurarak, “Müspet ilimle din ilmini” harmanlamak suretiyle, yeni ve kalıcı bir eğitim sistemini hayata geçirmek bu işin başlangıcı olacaktır.