Endişeli miyiz? Öyle isen neden?
Değişen hayat koşulları, yaşanmakta olanlar, kuşaklar arasındaki uçurumlar ve tutumlar ciddî anlamda hem endişe konusu hem de öfkeye neden. Öfkeye neden, hiçbir şey yapmayan, yapamayan, hayatın akışına kapılanların içinde bulunduğu psikolojik durum.
Öteden beri, büyükleri ile çocukları arasında bir gerilim var ve sürüyor. Bu bitmeyen psikolojik bir durum. Çocuk kendini bilmeye başladığı andan itibaren kendi olmaya bakıyor. Oğlan babanın, kız ise annenin gölgesinden kurtulmaya bakıyor. Böyle olduğu için sürekli gündeme gelen temel sorun, eskiyi arama duygusu. “Eskiden biz böyle miydik?” denir. Oysaki evet onlar da böyle idi. Farklı yöntemleri vardı bunun.
Kızlar ile annelerin arası giderek derinleşiyor. Farklı bir dünyanın içindedirler. Babalar ile oğullar da öyle. Ne ki artık onların arasındaki alanlar da daralıyor. Eski kuşaktan insanlar iyice azaldı. Şimdiki anne ile babalar ile çocukları arasında sanıldığı gibi öylesine büyük bir uçurum yok. Aynı nesnelerin dünyasındadırlar. Gençler, genç ve enerjik daha atak ve atılgan. Anne-babalar ise daha durağan. Onlar gibi olamıyorlar doğal olarak.
Sorunlardan biri ideal düşüncenin giderek yitmesi ve azalması. Kaygılar başka düzlemde seyrediyor olması. Daha modern, serbest yaşama duygusu ağır basıyor. Özlemi daha rahat olabileceği, yaşayabileceği veya daha lüks yaşayabileceği bir ortama geçiş yapma isteği. İdealsizlik onları daha rahat ve serbest bırakıyor.
Anne ile babalar da aslında yaşayışları bakımından onlardan çok da uzakta ve farklı değildir. Kendilerinin biraz daha muhafazakâr olmalarından kaynaklanıyor. Muhafazakârlığın da ölçüleri ölçüsüzlük.
Müslüman’ca bir hayatın bütünüyle yaşandığı söylenemez. Müslüman olma bilincinin gerekleri hakkıyla yerine getirilmiyor. Onlar da öncekilere göre açık ara başka bir yerdedirler. Modernlerin de farklı sorunları var. Bireyselleşme ve uzaklaşma kaygısı.
Gençlerin gözleri farklı bir alana açılıyor. Dünyayı başka görüyorlar. Onlarla birlikte yol alma duygusu, güvensizlikten kaynaklı. Öncelikle kendilerine olan güveni yok gençler üstü kuşağın. Kendileri yeterince donanımlı değildirler. Çocuklarına verecekleri bir şeyleri olmayınca sadece yakınıyorlar ve öfkeleniyorlar.
Öfkeleri şiddete dönüşüyor. Şiddeti salt darp olarak görmemek gerekir, davranış ve söz ile de şiddet olabiliyor.
Gençleri anlama ve onlarla birlikte yol arkadaşı olma gibi bir düşünceleri yok. Bu toprağın ruhundan olan çocukların genlerinde kendileri vardır. Kendileri daha güçlü ve onlarla birlikte olmayı da bilebilseler durum farklı olur.
Kulağına ezan okunmuş olan çocuk, sabah bir kez olsa bile besmele ile adım atmış birinin aslı üzerine dönmesi hiç de zor değildir. Öteden beri ısrarla üzerinde durduğumuz, büyüklerin veya kendini bildiğini düşünenlerin onlarla olabilme ahlâk ve erdemi içinde olabilmeleridir.
Sevgi ve merhamet dilini yitirenlerin bir şey söylemeye hakları yoktur.
Öfke ve tepki hangi sorunları çözer? Gençleri uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Onlarla olmak, anlamak gerekirse birlikte yol yürümek gerekmez mi? İnsan doğasında var olan kimi durumlar insanlık için örnektir. Bozulan bir topluma Harut ile Marut adında iki meleğin katılması, onlara eşlik etmesi, onlarla birlikte olması, olumsuzlukları yaşarken bir yandan da onlara örnek olmaları söz konusu. İlle de öyle olması gerekmez. Onlardan kopmadan, uzaklaşmadan, onların yanında bulunma çabası gerekir.
Dünyaya gözleri açık olan gençlerden de öğrenilecek şeyler var.
Onlarla birlikte olununca onların daha çok olumsuzluklara yönelmesine psikolojik engel olunur.
Toplumlun önünde yer alanların toplumu genel olarak gözetmeleri, gözlemleri, dinlemeleri ve anlamaları gerekiyor. Yoksa boş yere havanda su dövülür de durulur.