* Gazzeli çocuğun annesini Siyonistler katlettiler, öyle çaresiz ağlıyor, gözyaşı döküyor!
- İslam âlemi dâhil tüm bir dünya bu katliamı sadece ve sadece izliyor!
* Gazzeli çocuğun babasını Siyonistler çadırda canlı canlı yakarak katlettiler!
* İslam âlemi dâhil tüm bir dünya bu katliamı sadece ve sadece izlemeye devam ediyor!

- Babası Siyonistlerce çadırda canlı canlı yakılan çocuğun hıçkırıkları ve haykırışları gök kubbeyi delerek arş-ı âlâya yükseliyor!
- İslam âlemi dâhil tüm bir dünya bu katliamı yine sadece ve sadece izlemeyi sürdürüyor!
* Gazzeli çocuğun hıçkırıkları ve haykırışları bir süre sonra duruyor! Çocuğun gözleri sadece sonsuzluğa yöneliyor!
- İslam âlemi dâhil tüm bir dünya bu katliamı yine ve yine sadece ve sadece seyrediyor!
* Gazzeli anneler çaresiz, Gazzeli babalar çaresiz, Gazzeli yaşlılar çaresiz, Gazzeli gençler çaresiz!
- İslam âlemi dâhil tüm bir dünya bu katliamı sadece ve sadece izlemekle yetinmeye devam ediyor!
***
Ve o düstur; “İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin?” (Araf, 155)
BAY YUMURTA!
Yumurtayı da Sudan'dan alacağız artık... Haberler böyle...
Şu ana kadar bu haberleri yalanlayan, tekzip eden de çıkmadı.
***
Bir zamanlar patates vardı. Adı, ‘Bay patates!’ idi! Halen de öyle, pahalı!
Bir zamanlar yağ vardı. Adı, ‘Yağ bey!’ idi! Halen de öyle, pahalı!
Şimdi de ‘Bay yumurta!’
Her gün fiyatı biraz daha artan, ‘gezen’i neredeyse bulunmayan ‘Bay yumurta!’
* Tarım ülkesiyiz ya, hani!
* Kendi kendimize yeten bir ülkeyiz ya, hani!
* Üç tarafı denizlerle çevrili, verimli toprakları olan, akarsuları, nehirleri olan bir vatanımız var ya, hani!
* Çok çalışkan, muhannete (başkalarına) muhtaç olmayı asla ve asla kabul etmeyen bir yapıya sahibiz ya, hani!
Gezeni bırakın, oturan tavukların yumurtalarını üretemez duruma geldik, neredeyse!
Yazın köylerine giden ve 6-7 ay köylerinde kalan yazlıkçılarımız bile yumurtayı, ekmeği şehirden alıyor. Üç harfli marketlerden çoğunlukla...
Ayıp ki ne ayıp!
Şimdi de son bir haber, ilginç mi ilginç; Sudan'dan yumurta ihraç eder konuma gelmişiz!
Sudan nere, Türkiye nere!
Türkiye’ye 3 bin 600 kilometre uzaklıktaki Sudan’dan 2 milyon yumurta alacakmışız!
Sadece yumurta mı? 50 bin büyükbaş, 2 bin küçükbaş hayvan, 8 bin ton et, 2 bin ton tereyağı, 500 ton bal, bin ton sarımsak, 2 bin ton üzüm, 5’er bin ton patates, domates, buğday, arpa, yulaf, mısır alacakmışız!
3’üncü ülkelere gönderilmek veya Sudan’a ihraç edilmek üzere domuz ve maymun eti de alacakmışız! Yansıyan haberler böyle…
***
Vallahi bu satırları kaleme almak bile o kadar zoruma gidiyor ki!
Küresel sisteme bu kadar mı boyun eğeceğiz!
Küresel baronlar bir tarım ülkesini bu derece mi boyunduruğu altına alır!
Küreselcilerin son yıllarda ifade ettikleri neydi; tek ekonomi... Tek para… Tek sağlık... Tek dünya... Tek aile... Tek gelecek...
Şimdi buna bir de “Tek gıda” ekleniyor...
- Sakın üretme, satın al!
Ayıptır... Ayıptır... Ayıptır...
Bir yumurtayı da üretemeyen bir devlet haline geldiysek vallahi de billahi de ayıptır, hem de çok çok ayıptır!
Kelimelerin ‘kifayetsiz’ kaldığı durumlar vardır ya, hani!
İşte bu nokta tam da böyle bir nokta!
Başka da bir şey demek istemiyorum...
BİR DOKUNDUM, BİN AH İŞİTTİM!
Akademisyen Serkan Şahin, yapay zekâ konusunda bir konferans verdi.
İlginç olan, konferans haberini de yapay zekânın yapmasıydı.
Bu gelişmeyi burada kaleme alırken bir merakımı ilettim;
- “Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Erzincan Şubesinde konuşan Serkan Şahin'e program sonunda, Türkiye Yazarlar Birliği Erzincan Şubesi Başkan Yardımcısı Lütfi Şimşek bir teşekkür belgesi ve bir kitap takdim etti. Ben, Lütfi Şimşek’in bu hediyeleri Serkan Şahin’e takdim ederken ne düşündüğünü, hangi duygular içinde olduğunu çok merak ettim…”
Bu merakımı giderdi Lütfi Şimşek, yolladığı şu notlarla;
* “Yaklaşık 30 yıldır teknolojinin bu boyutunu makalelerde dile getirdim. Seri halinde "Eşyanın Öteki Yüzü" başlığı altında yıllarca yazdım. Hatta bütün makalelerimin özü budur. Teknolojik yeniliklerin hepsine kafa tuttum. Bütün ilgi alanımı kuşatan bu yenilikler (şimdiki yapay zekâ da dâhil) oldu. Ve bu tehlikeye imalı işaretlerle set çektim, engel oldum. Yine aynı fikirdeyim…”

SONUNDA DÖNÜŞÜMÜZ KARA TOPRAK DEĞİL Mİ?
Sizin de çevrenizde eskiye özlem duygularını güçlü bir şekilde dile getirenler var mı?
Teknolojik gelişmelere biraz burun kıvıran, mutluluğu kara demlikte, kara sabanda, su değirmeninde arayanlar yok mu? Bence çok!
Yazar-şair Lütfi Şimşek'e kulak verelim;
- "Neden “kara demlik çayı” diyeceksiniz? Kara sabanı da paylaşıyorsunuz bu ara… Harman makinesi kolunu çeviriyorsunuz.
Kıyıda köşede virane bir “su değirmeni” bulmuş, onarıyorsunuz…
Koyun yününden dokunmuş yer kilimleri…
Bahçenizden birkaç “gezen tavuk” sesi geliyor. Tavana asılı sepette saman içerisinde “köy yumurtası”.
Bakır maşrapada yayık ayranı ve tandır ateşinde pişen lavaş ekmeği için “dönere değişmem” diyorsunuz!
Temeli taş, duvarı kerpiç, bacası toprak, tavanı ağaç ev!
Su, gözeden gelir soğuk mu soğuk…
Çayır otundan ördüğünüz “sağlam ip”inizle yükünüzü taşırdınız.
Toprağınız “doğal gübre” ile hayat bulur, nefes verirdi.
Toprağı işleyen “kara saban”ınızla toprağınıza “nâ mahrem eli” daha değmemiş.
Şimdi “kara demlik” çayı kaynaya dursun,
Siz yine “kara saban”ınızı toprağa çalın…
Zaten sonunda dönüşümüz “kara toprak” değil mi?"
***
Teşekkürler Lütfi Şimşek… Birçoklarımızın hislerine, özlemlerine tercüman olduğun için…