Gazze katliamı olanca hızı ile devam ederken şekil şükül hareketlerin ve işbirlikçi medyanın etkisinden sıyrılarak düşünmemiz ve kendimize sormamız gereken çok önemli soruların olduğunu düşünüyorum. Benim kafama takılanlardan bazılarını samimiyetle sizlerle paylaşmak istiyorum:

Öncelikle haftalardır Gazze’de katliam devam ederken, sizce bugün iktidarda AK Parti değil de CHP olsaydı şimdiye kadar hükümet çoktan istifa etmek zorunda kalır mıydı kalmaz mıydı? Müslümanlar CHP’ye ya istifa ettirecek ya da somut bir adım attıracak kadar yüklenir miydi yüklenmez miydi?

Kabe imamlarından Sudeysi’nin akıl almaz açıklamalarını dinlemeyen yoktur. Sudeysi bizlere güzel Kur’an okumanın, Kabe imamı olmanın, sarıklı cübbeli vaaz vermenin, abdestli namazlı olmanın, Mekke’de yaşamanın aslında hiçbir anlamı olmadığını gösterdi mi, göstermedi mi? Aynı şekilde bu hadiseden kıyasla, bir insanı seçerken yakışıklı olması, uzun boylu ve genç olması, namaz kılması, abdestli olması, imam hatip mezunu olması ve güzel Kur’an okuması önemli midir, değil midir? Bunu da düşünebildik mi?

Haftalardır devam eden Gazze katliamlarına karşı özellikle Batı ülkelerinde akıl almaz protestolar yapılıyor. Cesurca meydanlara çıkıyor, İsrail’e giden destek gemilerinin önüne çıkıyor, stadyumlarda destan yazıyor, kendi ülke iktidarlarına inanılmaz baskı uyguluyorlar. Peki bizde neler oluyor? Bir tane İslâmî dediğimiz sivil toplum kuruluşu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne ya da AK Parti genel merkezine yürüme cesareti gösterebiliyor mu? Hükümeti harekete geçirecek tek bir somut protestoya şahit olanınız var mı?

Son olarak boykot konusunda bazı önemli noktalara temas etmek istiyorum. Yüksek lisans yaptığım dönemde Starbucks üzerine bir araştırma yapmıştım. Araştırmada en çok dikkatimi çeken şeylerden biri kahvenin dünyada petrolden sonra en çok tüketilen ikinci emtia olduğunu öğrenmem olmuştu. Kahve üzerine konuşulacak çok şey var. Boykotla alakalı olarak birkaç maddeden bahsetmek istiyorum. Türkiye’de özellikle gençler arasında kahve artık çayın yerini almış durumda. Özellikle gençlik çalışması yapan STK’lar bir gerçeği hala görebilmiş değil. 2000’li yıllardan itibaren ülkemizde kahve üzerine kafeler açılmaya başladı ve gençlerimiz akın akın bu kafelere hücum etmeye başladı. Maalesef günümüz STK’ları hala bu durumun farkında bile değil. Gençlerimiz kahve mekânlarına akın ederken bizimkiler hala masa tenisi, çay ve sohbet halkaları ile gençlere ulaşma hayalleri kurmaya devam ediyor. Gençlerimizi davet edebileceğimiz ve onların da gönüllü olarak gelebileceği mekânların içeriğini planlama noktasında hala doğru adımları atabilmiş değiliz. Şimdi şu soruları sormadan geçemiyorum:

Starbucks nasıl kuruldu? Nasıl küresel bir marka oldu? Leş gibi oturma ortamlarına nasıl oluyor da gençlerimiz akın ediyor? Biz neden bu işleri başaramıyoruz? Kahve ile gençliğin buluşmasını kendi çalışmalarımızda inovatif bir hamle ile harmanlayamaz mıyız? Yıllarca bu konular üzerine kafa yordum, düşündüm, raporlar yazdım, konuştum, anlattım ama değişen bir şey olmadı. İnşallah bundan sonra bir şeyler olur. Son cümle. Boykot elbette önemlidir fakat maalesef boykotun güçsüz ülkelerin, zayıf iktidarlarından kaynaklandığını ve aciz kitlelerin son çaresi olduğunu da aklımızdan çıkarmayalım! İsrail hiçbir katliamını boykottan dolayı sona erdirmemiştir.