Yaklaşık 14 günlük zaruri bir molanın sonunda yine sevgili okuyucularımla birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Hemen belirteyim ki, İstanbul’a çocuklarımı ve torunları görmek için bir plan yapmıştım. Planımı uygulamaya koymak için oğlum İstanbul’dan Ankara’ya gelerek beni aldı. Ne var ki, sabah kalktığımda boğazımda o güne kadar görmediğim bir şişlik vardı. Yola çıkmadan aile hekimine göstermek istedim. Aile hekimi şişliğin iltihap olduğunu ancak, emin olmak için bir tetkik yaptırmanın iyi olacağını belirtti. İstanbul’a gelir gelmez öncelikli olarak hastaneye gittik ve şişliğin sebebi araştırıldı, araştırma sonucu mikrobik bir durum olduğu, bunun sonucu olarak iltihaplanma yaşandığı söylendi. İlk müdahale ile iltihaplı alan boşaltıldı ve ilaç tedavisine başlandı. Böylece ben de bir genel sağlık kontrolünden geçirilmiş oldum.
Yaklaşık 10 günlük zaruri izin sonucu hem torunlarımla birlikte vakit geçirmiş ve bir de hiç hesapta olmayan bir hastalığın tedavisi gerçekleşmiş oldu. Bu arada hiçbir şeyim yok derken çeşit çeşit ilaçlar günlük hayatıma girmiş oldu. Tüm bunlara rağmen bugünüme çok şükür. Allah bu günümüzü aratmasın. Kısacası, Ankara’ya döner dönmez yazılarıma başlama kararlılığım yaşadığım bazı psikolojik sıkıntılar sebebiyle iki gün gecikmiş oldu. Böylece hayatımız günlük seyrine döndü. Bu ise sabah erkenden her sabah aldığım gazeteleri bayiden alarak, onları okuyarak günlük hayatıma başlamak oldu. Bazı arkadaşlarım her ne kadar 50 liraya yakın bir para ödeyerek günlük gazeteleri almak yerine internetten takip etmemin iyi olacağını söyleseler de nedense 50 yıllık alışkanlığın bir sonucu mudur bilmiyorum ama ben gazeteleri tek tek ele alıp, sayfalarını gözden geçirmeden gazete okumaktan bir zevk almıyorum. Sanki gazetedeki mürekkep kokusu bizde farklı bir bağımlılık yapmış. Her ne ise. Gazeteleri okuduğumda yine gündemin enflasyon, yani hayat pahalılığı ve zamlar olduğu gerçeği ile bir kere daha karşılaştım. Bu arada özellikle dünkü gazetelerde öne çıkan haber enflasyonun tek haneye indirilmesi konusunda yapılanlar ve yapılması düşünülenler idi. Bu arada, gazeteleri almak için bindiğim dolmuşa Ankara’da bulunmadığım süre içinde yaklaşık yüzde 80 zam yapıldığını gördüm. Çünkü kısa mesafe 17, uzun mesafe 20, öğrenci ise 10 lira olmuştu. Bu durum ister istemez insanın aklına, “Fiyat artışları çift haneli iken enflasyon nasıl olacak da tek haneye inecek?” sorusunu getiriyordu. Özellikle de benzine son iki ayda yüzde 82 zam yapılmışsa enflasyonu geriletmenin zorluğunu tartışmaya bile gerek yok. Çünkü akaryakıt ve enerji ürünlerindeki fiyat artışının hayatın her alanına yansıdığı biliniyor. Bu köşede zaman zaman ücretleri artırmaktan çok insanımızın fiyat artışlarının durdurulmasına ihtiyacı olduğuna dikkat çekiyorum.
Bu arada iktidarın enflasyonu tek haneye indirmek hususunda bir hedefinin ve çalışmasının olması doğal ama bir yandan sürekli olarak para basarak ücretlerde artış sağlanmanın özellikle dar ve sabit gelirlilere yararı olması için fiyat artışlarının durdurulması gerektiğinin bilinmeyen bir yanı yok. Ancak ne var ki, iktidar sahipleri ücretlilerde sağladıkları artışlar da enflasyon oranına yaklaşılamıyor. Bu arada bir de özellikle emekliler de son ücret artışı konusunda üvey evlat muamelesi gördüler ve ciddi bir açıklama da yapılmadı. Sadece son günlerde emeklilerin ihmal edildiği gerçeğinin itirafı gibi yaşanan sıkıntının yılbaşında ele alınacağı belirtiliyor. Peki, emekliler yılbaşına kadar nasıl ayakta kalacak? Bunun gibi daha pak çok soru sıralamak mümkün ama iktidar sahiplerinin fiyatlar bu hızla artmaya devam ederken nasıl olacak da enflasyonu tek haneye indireceklerini topluma izah etmeleri gerekmez im? Çünkü laf karın doyurmuyor, derde derman olmuyor.