Sayfamızda, içinde bulunduğumuz ayın önemli olaylarını aktarma gayreti gösteriyoruz. Aktardığımız bilgileri sayfamızın ölçüleri nispetince kısa tutmaya çalışıyoruz. Kitaplara sığmayacak yaşantıları bir kaç kelimeyle aktarma gayreti gösterdiğimiz sayfamızın bu ayki konusu Aziz Mahmud Hüdai Hazretleridir. Bu mümtaz şahsiyetle ilgili olayları çeşitli vesilelerle duyduk veya okuduk. Padişahın yaya, kendisinin at üzerinde olduğu o meşhur sahneyi hepimiz hatırlarız. Çiçeklerin zikirlerini işiterek, zikirsiz kalan boynu bükük kırık çiçeği Üstadı’na hediye eden Aziz Mahmud Hüdai’yi okuduğumuz kitaplardan biliriz. Kadılık makamının verdiği dünyevi hazzı yok etmek için pazarda ciğer satan Velî’yi duymayanımız yok gibidir. Üstadının abdest alacağı suyu ısıtmaya vakit bulamayıp da gönül ateşiyle kaynatan talebeyi hepimiz hatırlarız. O büyük zatın dünyadan hicret edişinin üzerinden asırlar geçmesine rağmen halen kerametlerini görür veya işitiriz. Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri’nin hicretinin 387. sene-i devriyesini 4 Ekim’de idrak edeceğiz inşaallah. Fırtınalı denizleri, sütliman eden Allah-u Teala’nın velî kullarının himmetine nail olabilmek umuduyla... 

Hakk’a ve hakikate çağıran büyük velî

“Yâ Rabbî! Kıyâmete kadar bizim yolumuzda bulunanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kerre türbemize gelip rûhumuza Fâtiha okuyanlar bizimdir... Bize mensub olanlar, denizde boğulmasınlar; âhir ömürlerinde fakirlik görmesinler; îmânlarını kurtarmadıkça ölmesinler; öleceklerini bilsinler ve haber versinler ve de ölümleri denizde boğularak olmasın!..”

ŞEYH Muhyiddin Üftade Hazretleri’nin ünlü talebesi, Celvetiyye tarikatının piri, âlim ve şair Aziz Mahmud Hüdâî, 1545 yılında Eskişehir Sivrihisar’da doğdu. Koçhisarlı olduğu da rivayet edilir. Asıl ismi Mahmud olup, “Hüdâî” ismi ve “Aziz” sıfatıyla birlikte “Aziz Mahmud Hüdâî” diye söhret bulmuştur. Fazlullah Efendi’nin oğlu olan Aziz Mahmud Hüdai’nin Peygamber Efendimizin soyundan geldiği için isminin başına Seyyid kelimesi de eklenmiştir. Nitekim bunu eserlerinden birinde “Ceddim-ü pîrim sultan, Sensin yâ Resûlallâh” diye ifade etmiştir.

BİR KEZ OKUDUĞUNU EZBERLERDİ

Çocukluğu Sivrihisar’da geçen, ilim yolundaki ilk feyzini babasından alan Seyyid Mahmud, bilâhare İstanbul’a gelip Molla Nâzırzâde’nin derslerine devam etti. Okuduğu herhangi bir kitabı hemen hafızasına kaydeden Seyyid Mahmud, tekrar kitaba bakma ihtiyacı hissetmezdi. Hocalarından Nazırzâde Ramazan Efendi tarafından husûsî bir ihtimâm gösterilen Seyyid Mahmûd genç yaşta, tefsir, hadis, fıkıh ve zamanın fen ilimlerinde büyük ilerleme kaydetti.

TASAVVUF YOLUNDA KENDİNİ YETİŞTİRMEYE ÇALIŞTI

Hocası Nâzırzâde’nin yardımcısı olarak seçilen Seyyid Mahmud, diğer yandan da Halvetî yolunun şeyhlerinden Muslihuddîn Efendi’nin sohbetlerine devam etti. Nazırzade Ramazan Efendi’nin Edirne’deki Sultan Selim Medresesi’ne çıkan tayini ile Edirne’ye geçen Seyyid Mahmud, burada kısa bir süre kaldı. Daha sonra Şam ve Mısır’a tayini çıkan Nazırzade, talebesi Seyyid Mahmud’u da yanında götürdü. Mısır’da bulundukları sırada, Halvetî seyhlerinden Kerîmüddîn Hazretleri’nden ders alan Seyyid Mahmud, tasavvuf yolunda kendini yetiştirmeye çalıştı. Seyyid Mahmud 33 yaşındayken geldiği Bursa’daki Ferhadiye Medresesi’nde 3 sene müderrislik yaptı.

HOCASINDAN 6 AY AYRI KALABİLDİ

Hocasının vefatı üzerine Bursa Kadısı olarak tayin edildi. Kadılık görevini ifa ettiği sırada Muhammed Üftade Hazretleri’ni tanımasıyla hayatı tamamen değişti. Kadılığı bırakarak Üftade Hazretlerinin Dergahı’nda talebe oldu. Uzun ve çileli bu talebelik sonucunda Muhammed Üftâde Hazretleri tarafından, Hüdai ismiyle çağırılmaya başlandı. Daha sonra ismine hürmeten Aziz kelimesi de eklendi. Üstadı tarafından icazet verilerek çocukluğunu geçirdigi Sivrihisar’a, gönderilerek hizmete başladı. Ancak bu hizmette sadece altı ay kalabildi. Üstadının ayrılığına dayanamayarak tekrar Bursa’ya döndü. Bursa’ya, 90’lı yaşlarındaki hocasına hizmetini görmeye devam etti. Talebesinin hizmetlerinden memnun olan Muhammed Üftade Hazretleri; “Oğlum! Padişahlar ardınca rikab etsin (Yürüsün)” diye dua buyurdu. O sene Üftade hazretleri vefat etti.

KÜÇÜK AYASOFYA’DA HOCALIK YAPTI

Aziz Mahmud Hüdâî kısa bir süre için gittiği Trakya’dan Seyhülislâm Hoca Sadeddin Efendi vasıtasıyla İstanbul’a geçti. Küçük Ayasofya Camii tekkesinde hocalık yapmaya başladı. Bu arada Fatih Camii’nde, tefsîr, hadîs ve fıkıh dersleri verdi. Burada kaldığı müddetçe, ilim ve devlet adamlarına kadar uzanan geniş bir muhit edinmiş oldu.

ÜSKÜDAR’DAKİ DERGAHI...

Daha sonra, Üsküdar’da dergâhının yerini satın alarak inşaata başlattı. Kısa sürede namı İstanbul sınırlarını aşan Aziz Mahmud Hüdâî vesilesiyle hasta kalpler şifa buluyordu. İnşaatı biten dergahı, toplumun çeşitli kesimlerinden insanlarla dolup taşıyor, devrin padişahları hürmette kusur etmiyorlardı. Üçüncü Murâd, Üçüncü Mehmed, Birinci Ahmed, İkinci Osman (Genç Osman) ve Dördüncü Murâd’a nasîhatlarda bulunuyor, manevi rehberlik vazifesini yerine getiriyordu. Dördüncü Murâd Han’a, saltanat kılıcını kuşatan isim Aziz Mahmud Hüdâî, İranlılara karşı yapılan Tebriz Seferi’ne de katıldı. Bu seferin sonrasında dündüğü Üsküdar’daki Mihrimah Sultan ve Sultanahmed camilerinde haftanın belli günlerinde sohbelerini de aksatmamaya özen gösteren Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri’nin talebesi olmak için halk adeta yarışa girmişti.

PADİŞAHLARIN SEVGİ VE SAYGISINI KAZANDI

Osmanlı tahtında yaklaşık 20 sene saltanat süren Üçüncü Murâd, hazrete büyük muhabbet besler ve yapacağı işlerde O’nunla istişare ederdi. Üçüncü Murad’dan sonra tahta çıkan Üçüncü Mehmed ve Birinci Ahmed de, Şeyh Hüdâî’ye büyük bir saygıyla bağlıydı. İstanbullular tarafından çok sevilen Şeyh Aziz Mahmud Hüdâî Hazretlerine zamanın padişahı Sultan Birinci Ahmed ile Valide Sultan da intisab etmiş ve tarihçi Nâima’ya göre, Şeyh Efendi abdest alırken Padişah su dökmüş, Valide Sultan havlu tutmuştur.

Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri, 4 Ekim 1628 Pazartesi günü vefat etmiş  ve camii yanına defnedilmiştir. Mevcut türbesi daha sonra inşa edilmiştir.

Ehl-i Sünnet îtikâdı üzerine PEKçok eser bıraktı

MEŞHUR  menkıbeleri günümüzde de söylenen Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri’nin Arapça ve Türkçe olmak üzere 30’a yakın eseri bulunmaktadır. Azîz Mahmûd Hüdâî, insanların Ehl-i sünnet îtikâdında bulunmaları ve ibâdetlerini doğru yapmaları için pekçok eser yazmıştır. Bu eserlerden bâzıları şunlardır:

1) Nefâis-ül-Mecâlis

2) Tecelliyât,

3) Dîvân-ı İlâhiyât

4) Habbet-ül-Muhabbe

5) Necât-ül-Garîk

6) Tarîkatnâme

7) Tezâkir-i Hüdâyî

8) Ahvâl-ün-Nebiyy-il-Muhtâr Aleyhi Salevâtullah-il-Melik-i-Cebbâr

9) Câmi-ul-Fadâil ve Kâmi-ur-Rezâil,

10) Feth-ul-Bâb ve Ref-ul-Hicâb,

11) El-Feth-ül-Ilâhî, 12) Hâsiyet-ül Kühistânî fî Serh-il-Fıkh-ı Keydanî

13) Hayât-ül-Ervâh ve Necât-ül-Esbâh

14) Tarîkat-ı Muhammediyye

15) Vâkıât,

16) Serhun alel- Kasîdet-il Vitriyye fî Medhi Hayr-il-Beriyye

17) Mensûr Mevlîd-i Nebî...

“Ey oğul! Bir mecliste bulunduğun zaman az konuş. Sana sorulmayan şeye cevap verme. Bir şey sorulursa cevâbını bilmiyorsan, bilmiyorum de. Bilmediğine, bilmem demek ilmin yarısıdır. Eğer cevâbını biliyorsan, kısa cevap ver. Sözü uzatma. Mecliste bulunanlara imtihân için bir şey sorma. Onlarla münâzara ve münâkaşa etme. Kendini beğenerek en başa, yukarıya oturma. Edebe çok riâyet eyle. Edepsizlik her zaman ve her yerde yasak ve sevimsizdir. Her yerin kendine mahsus bir edebi vardır. Arkadaşlarına cömertlik et ve iyi muâmelede bulun. Dünyâ sevgisini gönülden çıkar. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak yolunda senin önüne ve yoluna bir şey engel olursa onu terk eyle. Ey oğul! Dünyâ ve dünyâ nîmeti hayaldir. Gök kubbesi altında hiçbir şey aynı hal üzere kalmaz, hep değişir. Onun için dünyâ malına, makâmına ve dünyâ hayâtına güvenme. Biz bu dünyâda misâfiriz, yolcuyuz. Sonunda ayrılıp gideceğiz. Sıkıntın varsa üzülme. Bir an sonra ne olacağımız belli değil.”

KRONOLOJİ

1 EKİM I. Mahmut’un tahta çıkışı

(1730).

3 EKİM Doğu ve Batı Almanya

birleşti. (1990).

4 EKİM Aziz Mahmud Hüdai

Hazretleri’nin vefatı. (1628)

Medeni Kanun

yürürlüğe girdi. (1926)

6 EKİM Şükrü Naili Paşa

komutasındaki Türk

Birlikleri İstanbul’a girdi.

İstanbul’un Kurtuluşu

(1923).

Mısır Devlet Başkanı Enver

Sedat bir suikast

sonucu öldürüldü. (1981).

6 EKİM 1. Balkan Konferansı

Atina’da toplandı. (1930).

7 EKİM Hz. Osman (ra) halife oldu.

(644)

Rusya’da komünist ihtilali

yapıldı. (1917)

7 EKİM İnebahtı Deniz Savaşı

(1571).

Arap-İsrail Savaşı (1973)

ABD ile İngiltere’nin,

Afganistan işgali (2001).

8 EKİM Balkan Savaşı başladı.

(1912).

El-Aksa’da kanlı pazartesi

(1990)

9 EKİM Yanya Kalesi’nin fethi

(1431)

10 EKİM Hz. Hüseyin (r.a)’in şehadeti

(680)

11 EKİM Millî Selamet Partisi

kuruldu. (1972).

Mudanya Mütarekesi’nin

imzalanması (1922).

13 EKİM Ömer Nasuhi Bilmen’in

vefatı. (1971)

15 EKİM Türkiye’de yeni Anayasa’ya

göre ilk meclis ve senato

seçimlerinin yapılması.

(1961).

17 EKİM Kosova Savaşı. (1448).

Türkiye’nin NATO’ya

katılmasıyla ilgili protokol

Londra’da imzalandı.

(1951).

İlk Türk Tugayı’nın Kore’ye

çıkışı (1950).

19 EKİM II. Murat’ın Kosova Zaferi

(1448).

22 EKİM 1. Haçova Savaşı (1596).

23 EKİM Kırım Harbi’nin başlaması

(1853)

24 EKİM Birleşmiş Milletler

Örgütü’nün Kuruluşu

(1945).

25 EKİM İslam Ordusu, Haçlı

Ordusu’nu yendi (1197)

26 EKİM Balkan Misakı’nın kabulü

(1932).

29 EKİM Türkiye Cumhuriyeti’nin

ilanı (1923).

Milletler Cemiyeti

Konseyi’nin, Musul’u, Irak’a

bıraktığı “Brüksel Hattı”nı

tespit etti. (1924).

30 EKİM Mondros Antlaşması (1918).

31 EKİM Sütçü İmam,

Kahramanmaraş’ta Fransız

işgalcilere ilk kurşunu attı.

(1919)