Camın bilinmediği zamanlarda demir, çelik, gümüş gibi katı şeylerin parlatılarak ayna yapıldığı gibi cam bulunduktan sonra camı mineralsiz su ile parlattıktan sonra arkasına sürülen sırla suretleri gösterdiği gibi gönüllerimizi de Kur’an ayetleriyle parlatırsak Rabbimiz her Müslümanın firasetini artırır.
Evimizdeki aynalarımızı bile güzel görünelim diye ara ara siliyoruz.
Güzel görünmek ve güzel görmek için gönül gözümüzü, içinde haram ve yalan bataklığında çöreklenip çoğalan mikroplardan temizlemek için ayna camını parlatan ipekten fırçalardan daha yumuşak Kur’an ayetleriyle her gün temizlemek gerekir.
Ten, temiz olsa da can, gönül kirli olursa cehennem ateşiyle temizlenme tehlikesi var.
“Kalbim temiz” diyerek tenini haramla dolduranların da cehennem ateşiyle temizlenmesi söz konusu.
Gecenin karanlığını yok eden ve tabiatı çiçekleriyle beraber parlatan güneş için Rabbimiz, “Ayet” kelimesini kullanır.
“Geceyle gündüzü iki âyet yaptık. Gece âyetini (Ay’ı) sildik, gündüz âyetini (Güneşi) gösterici kıldık ki; Rabbinizden bir nimet arayasınız, senelerin ve hesabın sayısını bilesiniz. Biz her şeyi açık seçik anlattık.” (İsra süresi ayet 12)
Neml süresinin 13’üncü ayetinde de Kur’an ayetleri için apaçık olan ve apaçık gösteren buyurmuş:
“Onlara âyetlerimiz apaçık ve apaçık gösterici olarak gelince “Bu apaçık bir büyüdür” dediler. (Neml süresi ayet 13-14)
Sevgili Peygamberimiz,
“Allah buyurdu ki, kim benim velime düşmanlık yaparsa ben de ona harp ilan ederim. Kulum, benim ona farz kıldığım şeylerden daha sevimli biriyle bana yaklaşamaz. Kulum bana yaklaşmaya nafilelerle öyle devam eder ki, ben de onu severim. Ben onu sevince onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey istese kesinlikle veririm, bana sığınsa onu korurum. Kulum ölümden hoşlanmadığı için onun canını almaktan tereddüt ettiğim gibi hiç bir şeyden tereddüt etmedim. Çünkü Ben ona kötü gelen şeyden hoşlanmadım” (Buhari, Sahih, K. Rikak, babüttevazu)
“Farzlar” deyince yalnız, namazlarımız ve oruçlarımız hatıra getirip onların nafilelerini de çoğaltmak değildir.
Kur’an okumak farz. Kur’an’da emredilenleri yapmak yasaklananlardan kaçınmak farz.
Eğer bunu gerçekleştirirse bir Müslüman, işte onun kulağı Kur’an’a aykırı şeyleri duymaktan hoşlanmaz, gözleri onun yasakladıklarına bakmaktan zevk almaz, eller, Kur’an’ın yasakladıklarını tutmaz, ayaklar, yasak yerlerde dolaşmaz.
Sevgili Peygamberimiz bir gün bir adamın durumunu anlatmış ashabına:
“Uzun yollardan yorgun argın (Kabe’ye) gelen adam ellerini gökyüzüne açarak “Ya Rab, ya Rab...” diye dua etmeye başlamış. Onun duası nasıl kabul olur, yediği haram, içtiği haram, giydiği (İhramı) haram, haramla beslenmiş” diye haber vermiş.” (Müslim, Sahih, K. Zekat, Babü kabülüssadaka)
Elbiselerimizdeki ve tenimizdeki kirlerden ve lekelerden daha fazla gözümüz, kulağımız, ağzımız, elimiz ve burnumuzdan girecek haramlara karşı daha dikkatli olalım.
Gönül kirlenirse, geçmişte yaşayan kazıklı Voyvoda, Korkunç İvan, Kurt adam, Drakula gibilere rahmet okutan Bushlar, Putinler, Şi Cinping’ler türer.
Ve onları koyduğu kurallar “Evrensel değer” patentiyle dünya devletlerine dayatırlar ve her ülkede soyguncular, tacizciler, teröristler, uyuşturucu mafyası, fuhuş ticareti… artar.
Yalnız yaşamıyoruz.
Dostlarımızı, arkadaşlarımızı, mahallemizi, sitemizi, danıştıklarımızı, danışmanlarımızı, özetle çevremizi seçerken dikkatli olacağız ve Rabbimizin: “Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sadıklarla beraber olun.” Emrine uyalım. (Tevbe süresi ayet 119)