Televizyonlar dizi filmden geçilmiyor. Bunlardan bir kısmı “çuvalla para harcanarak” çevriliyor. “Para onların bize ne!” Diyenlere peşinen bir çift laf edelim. Bunlardan bir kısmının parası “bizim…” TRT’nin hazırlattığı dizi filmler gibi… Hemen hemen tamamının da hedef aldığı aile yapısı, kültürümüz ve tarihimiz de “bizim…” Dolayısıyla bu konuda söz söylemek için illâ TV yorumcusu köşe yazarı olmak gerekmez. Her duyarlı vatandaşın söz söyleme hakkı vardır. İşte biz de bu yazımızda bu hakkımızı kullanacağız.
Evet, ortada bir “film çevirme” var. Bir de “film içinde film çevirme” ve “gerçekleri tersyüz etme” var. İşte bizim üzerinde duracağımız konu, bu son kısım.
Kanûnî Sultan Süleyman’la ilgili dizide gördük. Sanki tarihimizden, ecdâdımızdan intikam alınırcasına, harem hayatı müstehcen görüntülerle ortalığa saçılmıştı. Gerçekte padişahların, şehzadelerin ve devlet ricâlinin hanımlarının, kızlarının değil vücudunu görmek, saçlarının bir telini bile yeryüzünde hiçbir nâmahrem görmemiştir. (Osmanlı Devleti idaresi zamanında bütün halk için aynı şeyi söyleyebiliriz.) Bu hassâsiyete sahip o insanların mahremlerinin –sanal olarak da olsa- teşhir edilmesi, en başta tarihimize, değerlerimize, kültürümüze hakârettir ve o görüntüler değerli şahsiyetlerin ruhunu muazzep etmektedir.
Şu “Payitaht Abdülhamid” dizisine bakınız. Bir yönüyle neredeyse Dallas’a benzetildi. Merhum Abdulhamid’indâmad adayı, nişanlısı olan Padişah kızını bırakıp Padişahın yeğeniyle görüşüyor. Gûya birbirlerini seviyorlarmış! Padişâhın oğlu, hâin bir kızı seviyor. Anasına başkaldırıyor. Koca bir Paşa’nın kızı, Osmanlının can düşmanı TheodorHerzl ile görüşüyor. Filmde “Haremlik-Selamlık” esası defalarca çiğneniyor. Bu yönüyle de İslâmiyet’e candan bağlı Sultan II. Abdulhamid’e saygısızlık ediliyor. Gerçekte, Sultan II. Abdulhamid’in karısı ve kızıyla ilgili ne o devrin gazete ve dergilerinde, ne kitaplarda tek fotoğraf göremezsiniz. Padişahın mahremleri dışında hiçbir nâmahrem, yani yabancı erkek, padişahın karısını ve kızını görmemiştir. Şimdi ise 80 milyon, padişahın karısını, kızını, yeğenlerini seyrediyor!
Diriliş Ertuğrul’da da “haremlik-selamlık” esasına hiç riâyet edilmiyor. Selam yerine hemen her defasına göğsü yumruklamakla iktifâ ediliyor. Obada cami ve mescit yok. Cuma namazına, cemaatle namaza hemen hemen hiç yer verilmiyor.
Sözde köy hayatını ve bölgelerimizi konu alan dizilerde de gerçekler delik deşik ediliyor. Kıyafetler tamamen “çağdaşlaştı”, “modernleşti.” Köylü kızları mini etek giymeye başladı. Haremlik-selamlık çoktan bir tarafa konuldu. Bu şekilde “film içinde film” çevirenler, köylerimizi Avrupa köylerine “paralel” hale getirdiler.
Askerlerin ve polislerin birinci derecede gözüktüğü dizi filmlerle ilgili de söyleyeceklerimiz var: Bu filmlerde, “hırsıza yol göstermek”, “delinin aklına taş düşürmek” deyimlerini tedâî ettirecek pek çok sahneler var. Bu konuda endişe duymaktayım. Meselâ askeriyenin “içeriden” görüntüleri, gözü üzerimizde olan “dışarıdakilerin” işine yarayabilir mi? Şahsen, devletle ve devletin bazı kuruluşlarıyla ilgili konularda ketûm olunmasından yanayım. Faydalı olacağını düşündüğümüz görüşlerimizi doğrudan ilgililere ulaştırabiliriz. Medya veya sosyal medya vasıtasıyla ortaya konulan görüşlerin bütün dünyaya açık olduğu açıktır. Mevzubahis olan askeriye ise çok daha dikkatli ve hassas olunmalıdır.
Bazı dizilerde, askerlerimizin etrafı düşmanlarca sarılmışken; bir anda uçaklarımızın helikopterlerimizin ve diğer askerlerimizin yardıma gelip arkadaşlarını veya sivilleri kurtarması gözleri yaşartmaktadır. Ancak askerlerimizin kullandığı bazı taktikler, haberleşmeler, vs. sergilenince, bunların “ağyâr” tarafından bize karşı kullanılmasından endişe etmekteyiz. Yurdumuzun, beşer tarihinde “en çok düşmanı olan ülke” olduğu bir gerçek! Bu gerçek karşısında herkes çok dikkatli olmalıdır. Buna film çevirenler de dâhildir.