Bismillâhirrahmânirrahîm!
Şöyle düşünün! Bir yerde adınıza kayıtlı tapulu bir araziniz var. Bir gün geldiğinizde bir baktınız ki, arazinin üzerine bir yapı inşa edilmiş ve levha olarak da yapanın adı yazılmış. Ne yaparsınız? Boş ver, der; yapılana razı mı olursunuz yoksa malınızı gasbedip arazinizi “işgal” edenle mücadele ederek hakkınızı mı ararsınız! Bu “korsan”lığa hiç birinizin “evet” demediğini görür gibiyim. İsrail’in yaptığı budur!
Daha fazlası da var: Gaspçı çete, hem Filistin topraklarını işgal ediyor; hem de o toprakların asıl sahiplerine yapmadığını bırakmıyor. Vahşet, katliam ve soykırımın örneği görülmemiş olanını yapıyor. İsrail’in Refah’a girişi barbarca ve vahşiceydi. Filistin kampına gerçekleştirdiği saldırı insanlık ve hukuk dışılığın zirvesiydi. İsrail, katliam ve soykırım yaparak baştan beri “savaş suçu” işliyor. Bu “insanlık ayıbı”nı kim durduracak?
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Netanyahu’nun çocukları bombalamasına, hukuk tanımayışına şiddetli tepki gösterdi: “ABD ve AB, ellerindeki güce rağmen bu katliamı durdurmak için bir şey yapmıyor. Onlar bu cinayetlerin suç ortaklarıdır.” (29.5.2024)
Son 25 günde 1 milyondan fazla Filistinli yerlerinden edildi. İsrail, Filistinliler için güvenli bölge bırakmadı. Filistin’de yapılanlar tarihin en büyük soykırımıdır. Çadırkentlere sığınan bebek, çocuk ve kadınlar, kaza süsü verilerek diri diri yakılmaktadır. Öz Sağlık-İş Sendikası olaya şöyle tepki gösterdi: “Sağlıkçıları öldürüyorlar. Bu caniler artık tüm insanlık için tehdit oluşturmaktadır.” (Millî Gazete, 29.5.2024)
ERBAKAN’CA ÇÖZÜM
TÜRKİYE, İslâm ülkelerinden herhangi biri değildir. Ortadoğu’nun amiral gemisidir. Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı, kutsal toprakları işgalden kurtarmak için direnenleri tribünlerden seyreden bir ülke olamayız. “Ümmetin lideri”, “dünya bizi kıskanıyor” söylemlerini “uçuk” iddialar olmaktan çıkarınız! Filistin’de insanlık ölüyor. Şimdi “Erbakan’ca duruş”a ihtiyacımız var.
Erbakan Hoca, siyasi hayatı boyunca Kudüs, Mescid-i Aksa, Filistin konularındaki duyarlılığı ile tanınıyor. Başbakan olduğu günlerde El-Halil kentinde çatışmalar yaşanıyordu. Erbakan konuya el attı. Filistin yönetimiyle İsrail arasında, “El-Halil kentinin Filistin Yönetimi’ne Devri Antlaşması”nı sağladı. (15 Ocak 1997)
Bununla da yetinmedi. Bölgede barışın “kalıcı” olması için Türkiye, İtalya, İsviçre, Danimarka, İsveç ve Norveç’in dahil olduğu ülkelerle bir “Barış Gücü” oluşturulmasına karar verildi. Türkiye bu antlaşmayı imzaladı. Bakanlar Kurulu onayladı. TBMM’de, 20 Şubat 1997 tarihinde görüşülerek bütün siyasi partilerin oy birliğiyle, alkışlar eşliğinde kabul edildi.
İsmail Heniye’nin sık dile getirdiği üzere, Siyonist İsrail, Erbakan hükümeti döneminde, Filistinlilere bir tek mermi bile atmaya cesaret edemedi. At sahibine göre kişnerdi. Aksa Tufanı harekâtının 37. gününde İslâm ülkeleri Suudî Arabistan’ın başkenti Riyad’da toplandığında, İsrail’e karşı tek yaptırım kararı alamadılar. Kınama(!) ile yetindiler. Tarihi misyonu olarak Türkiye toplantıya öncülük edemez miydi? Dünyaya efelenmek yerine; diplomatik ilişkilerle sonuç almak önemliydi.
SİNSİ TUZAKLAR
FİLİSTİNLİ direnişçiler, Aksa Tufanı’nın başladığı sekiz aydır, acı ve ağır bedeller ödemek pahasına destanlar yazdılar. Askerî üstünlüğü hep ellerinde tuttular. Siyonist İsrail’i yenilgiye uğrattılar. Buna rağmen İsrail ve iş birlikçileri sinsi tuzaklarla varlıklarını sürdürmek istiyorlar. Yalnız, Netanyahu’yu cezalandırmakla işi geçiştirmeyi düşünüyorlar. Ortada 76 yıllık bir işgal var. Bölgede akan bunca kan ne olacak? Doğru ve insanî çözüm işgali sona erdirerek, Filistinlilere topraklarını geri vermektir.
1947 şartları yerine, 1967 şartlarını konuşmak da sinsi tuzaktır. BM, bölgede iki ayrı toplum oluşturma kararını 1947’de verdi. Çözümde 1947 şartları esas alınmalıdır. Terörist İsrail’in toprak gaspı yaptığı unutulmamalıdır. İşgalcilik, dünya barışını bozmuştur. İsrail, işgal ettiği topraklardan çekilirse dünya barışı sağlanır.
Dünya devletlerinin dörtte üçü Filistin’in özgürlüğünü, bağımsızlığını destekleyip “devlet” olarak tanıyacaklarını açıkladılar. Bu yetmez! Özellikle İslâm dünyası Filistin’e tam destek vermelidir. Bir bayrak ve toprakla devlet olunmaz. Sınırların netleştirilmesi, para birimi, asker, diplomatik ilişkiler gibi devlet olmanın gereği konularda Filistin’in yanında yer alınmalıdır.
Bu çağda “işgal” ve “soykırım” dünyanın en büyük ayıbıdır. İnsan hakları çığırtkanlığı yapan bunca kuruma rağmen; bebek, çocuk ve kadınlarla savaşılıyorsa; insanlar yaşadıkları çadırlarda yakılıyorsa, hangi “insan hakları”ndan söz edilebilir? Âcil koduyla savaş derhal durdurulmalıdır. Özellikle Türkiye ve İslâm dünyası “Barış Gücü” oluşturmak için “âcilen” harekete geçmelidir. Beklemek kayıptır.