1 Temmuz 2014 Salı günü iftar programı için Konya TV nin

davetlisi olarak Konya ya gittim. İftara nazaran uçaktan iniş saatimiz biraz

erken olduğundan dolayı önce Mesnevi adlı bir otele yerleştim. Davetçi

arkadaşlar oradan oda ayarlamışlar. Biraz dinlendim. Hava İstanbul a göre epey

sıcaktı. Alışmadığım bir durum. Hâlbuki ben Ramazan da her yeri İstanbul gibi

sanıyordum. İkindi üzeri biraz dışarıya çıktım ve Mevlana Türbesi etrafını

kolaçan ettim. 1978 yılından beri Konya ya sık sık gelirim. Damağımda tadı ve

gönlümde yeri vardır. Konya yı her zaman sevdim. Mecnun un Leyla nın diyarına

âşık olması gibi bizde Konya ya yaren olduk. Ne söyleyeyim ya benim ilk

dönemlerimdeki ya da çocukluğumdaki feyyaz dönemim geçmiş ve sönmüş olmalı ki,

eskisi gibi feyiz ve zevk alamıyorum. Ya da Konya da bir şeyler değişti. Lakin

yine de Mevlana Türbesi ve çevresini seviyorum. Eski yapılarından ve Mevlana ya

aşina olmasından dolayı. Bununla birlikte, orada da kentsel dönüşüm diye bir

mimari bidat işleniyor. Eski evler yerine iri ve yüksek katlı binalar

dikiliyor. Böylece Konya nın havası veya mimarisi sekülerleştiriliyor. Kentsel

dönüşüm projesi aslında yapısal laiklik anıtlarından birisidir. Bu tarz

dönüşümler ancak afet zamanlarında olmalıdır. Şehir tabii olarak gelişmelidir. Bu

plansız olmalı anlamına gelmez.  Lakin

tarihi dokuyu plansız diyerekten yıkıp yeniden bir plana dâhil etmek, tarihi ve

hatıratı yok etmektir. Nesiller arasındaki köprüyü yıkmaktır.

Mevlana Türbesi ve çevresi özellikle Ramazan da sakin ve

asude görünüyordu. 

*

Herhalde gençlik dönemimde bana Konya yı sevdiren

hususlardan birisi Şark klasiklerine olan düşkünlüğümdür. Bu anlamda Mevlana

ile de meşgul oldum. Arapçada Muallakat şairleri gibi Farsçanın da dört şairi

vardır ve bunlardan birisi Mevlana dır. 1978 de Konya yı ziyaretim sırasında

Konya yı kitapların içinde yaşıyordum. Zamanla şarkiyat ile aramda tortular

oluştu. Belki de feyiz eksikliği bundandır.  

 Velhasıl akşama

doğru Konya nın tepelerinden birisinde iftar programına katıldık. TV5 ile Konya

TV nin ortak iftar programı idi. Konu Gazze ye yönelik saldırılardı. Programda

irticali bir biçimde fetih ruhuna değindim. Anlattıklarımı burada kısmen

paylaşmak istiyorum. Fetih ruhu olmadan fatihler olmaz. Fetih ruhuyla alâkalı

olarak iki örnek verdim. Bunlardan birisi, 1516 1517 tarihinde Biladü ş Şam ve

Kahire yi fetheden ve akabinde Kuzey Afrika yı topraklarına katan Yavuz daki

asalet, ruh ve sırdı. Onu başarılı kılan ondaki saklı ruhtu. Bu şüphesiz fetih

ruhuydu. Askerlerin Mısır yolunda Mercidabık ve Ridaniye savaşları öncesinde

serkeşlik etmelerine rağmen yılmamış ve yolundan dönmemiştir. Tek başına kalsa

bile yolundan dönmeme kararlılığı göstermiştir. Dedesi Fatih in İstanbul için

söylediği gibi o da lisanı halle Kahire için ya Kahire beni ya ben Kahire yi

alırım demiştir. Bu kararlılığı sayesinde Şam diyarını ve Mısır ı Osmanlı

haziresine ve topraklarına katmıştır. Böylece zayıflayan Memluklu tahtını

İspanya ve Portekiz güçlerine yem olmaktan kurtarmıştır. İki başlılığı da

savmıştır.

*

Fatih in gemilerini karadan yürütmesi gibi Yavuz da

develerini ve ordusunu çölde; Tih Çölü nde yürütmüş ve önümüzde rehberimiz

Peygamberimiz yürüyor diyerekten bir ara atından inerek çölde kumlar üzerinde

yalın ayak yürümüştür. Filmi yapılsa sezadır. Böylece nice zorluklara göğüs

gererek beş günde geçilmez denilen çölü geçmiştir. Çıplak veya yalın ayak

yürümek fatihin misyonuna olan saygısındandır. Bu ruhla mücehhez ve bezenmiş

olan fatihler mutlaka hedeflerine varırlar. Yavuz dan 401 yıl sonra Filistin i

ve Kudüs ü işgal eden Allenby de tersinden böyle bir ruh vardır. Buna işgal

ruhu denilebilir. Lloyd George un Kudüs ün düşmesi üzerine, İki yüz yıllık

rüyamız gerçekleşti. Haçlı Savaşları şimdi bitti demesine paralel olarak

İngiliz ordusu komutanı Allenby de Kudüs e aynen Yavuz un yaptığı gibi saygıdan

ötürü yalın ayakla girmiştir. Biz onlarınkine fetih değil işgal diyoruz ama

işgal bile böyle bir ruh gerektirir. Filistin i kurtarmak isteyenler zamanın

Selahaddin i ve Yavuz u olmak zorundadırlar.