Fener Rum Patrikhanesinin tarihi, ülkemiz için âdeta baştan sona bir ihanet ve entrikalar tarihidir. Bu nedenle bugünkü Fener Rum Patrikhanesinin durumuyla, ülkemiz için onun geçmişten günümüze yürüttüğü faaliyetlere bakmak gerekmektedir. Ancak bu şekilde hadise hakkında geçerli bir hüküm yürütebiliriz.

Fener Rum Patrikhanesinin din dışı siyasi faaliyetleri 1453te Fatih Sultan Mehmetin İstanbulu aldıktan sonra Rum-Ortodoks cemaatini teşkilâtlandırıp, başlarına Patrik seçtirerek, "Millet Başkanı" statüsüyle hem ruhani, hem de cismani yetkiler vermesiyle başlar 

Osmanlı Devletinin ibadet hürriyeti yanında, İstanbul’da faaliyet gösteren ve Hıristiyanlık üzerine

din eğitimi veren okullara müdahale etmemesi, her kilisenin yanında birer okul açılması, bu okulların Patriğin kontrolüne bırakılması, devletin Ortodoks-Rum cemaate ve Fener Rum Patrikhanesine vermiş olduğu imtiyazlardan sadece bir kaçıdır.

Patrikhane, Doğu Roma İmparatorluğu zamanında bile o kadar geniş imtiyazlara sahip değilken, zamanla bu imtiyazlar Osmanlı Devletine karşı bir silah olarak kullanılmış, Patrikhane, kilise çevresinde toplanan halkın milli duygularını sürekli körükleyerek, Megali İdea fikrini empoze etmiş; Yunanca öğrenimini öne sürerek bunu, Rumluk ve Yunanlılık için bir araç olarak kullanmıştır. Osmanlı Devletinin zayıflaması ile birlikte, Doğu Roma İmparatorluğunu yeniden kurmak ve Megali İdeayı gerçekleştirmek için faaliyetlerinde bir adım daha ilerleyen Fener Rum Patrikhanesi, Osmanlı Devleti içindeki azınlıkları kışkırtarak kiliseler vasıtasıyla Yunan milliyetçiliğinin güçlenmesine girişmiştir  Bu sebeple 1657de ilk defa ciddi bir biçimde Osmanlı Devleti ile Patrikhanenin arası açıldı ve Patrik III. Parthenios kendine bağlı Eflak ve Boğdan Voyvodaları’nı isyana teşvik ettiğinden Köprülü Mehmet Paşa tarafından ihaneti ortaya çıkarılarak Parmakkapıda idam ettirildi.[1]

 Patrikhane, ilerleyen zaman içerisinde faaliyetlerine Megali İdea yolunda devam ederek, Osmanlı sınırları içinde bölücü ve yıkıcı faaliyetler gösteren ‘Etnik-i Eterya Cemiyetini kurdu. Patrik ve diğer kilise mensupları bu cemiyetin mensupları, kiliseler ve okullar da cemiyetin tabiî bir şubesi gibi çalıştılar. Patrik Grigorius, bizzat Rumları isyana teşvik ettiği gibi, tarihimizde kendi adını taşıyan "Mora İsyanı"nın da tezgahlayıcısı oldu. 1821de II. Mahmutun Sadrâzamı Bendereli Ali Paşa tarafından basılan Patrikhanede, gerçekleştirilen Mora İsyanının plânına ilişkin belgelerin bulunması üzerine Patrik Grigorius suçlu bulunarak "kin kapısı" adı verilen Patrikhanenin kapısı önünde idam edildi. Ancak 1832de Mora İsyanının bir sonucu olarak Yunanistan, Osmanlı Devletinden ayrıldıktan sonra Patrikhane nezdinde Megali İdea yolu açılmış görülmekteydi. Bunun sonucunda Yunanistanın yayılma politikası; Patrikhanenin katkıları ve diğer Balkan devletlerinin birleşmesiyle gerçekleşmeye başladı. Nitekim, Girit İsyanının tezgahtarlığını da Fener-Rum Patrikhanesi yapmıştır. Fener Patrikhanesi, bunu takip eden yıllarda kiliseleri ve okulları birer silah deposu, papazlarını ise Megali İdea için savaşacak bir asker haline getirmek için çabalamıştır  Nitekim Yunanistan askerinin İzmire çıkışının ardından Metropolit Hrisostomos, dini ayin düzenleyerek Rumların Yunanistan ordusuna gönüllü olarak katılmaları için kampanya başlatmıştır.[2] Yunanistan askerinin İzmire çıktığı günlerde, Türk düşmanı Athenagoras, Atina Metropolidi Meletiosun yanında Yunanistan kilisesi Sen Synod Meclisinin sekreterliğini yapmakta ve Yunanistanın başında da Eleutherios Venizelos, Türkiyenin paylaşılması görüşmeleri için Paris Barış Konferansında bulunmaktaydı. 1919 Şubatında Venizelos, Barış Konseyinden, İzmir başta olmak üzere Anadolunun batı bölgesi, Edirne, bütün Trakya ve İstanbulun Yunanistanda bırakılması isteğinde bulunuyordu. Venizelosun "Greece at the Peace Conference" başlıklı istekleri Kuzey Epir, On iki Ada, Gökçeada, Bozcaada, İzmir ve havalisi ile Ayvalıkı içine alıyordu.[3]

 Atina- Fener Rum Patrikhanesi ittifakının bir sonucu olarak 13 Ekim 1919da Fener Rum Patrikhanesi batılı devletlere gönderdiği bir muhtıra ile Anadoluda başlayan Kuva-yı Milliye hareketinin aslında Türk barbarlığından başka bir şey olmadığını ileri sürerek, Rumların kurtuluşunun ancak batılı devletler tarafından Anadolunun işgal edilmesine bağlı olduğunu bildirdiler. Patrikhanenin hazırladığı bu bildiri, Atina Metropolidi Meletios tarafından İngiltere ve Amerikan yönetimine ulaştırılarak Hıristiyan dünyanın acil müdahalesi istendi. [4]

 Anadolu içlerinde savaşın gittikçe hız kazandığı günlerde (Nisan 1920), San Remo Konferansında varılan kararlar gereğince; Edirne, İzmir, Çatalcaya kadar Trakya bölgesi Yunanistana veriliyor,[5] Alaşehir, Balıkesir, Bandırma ve Bursanın düşmesi ile de Atinada şenlikler düzenleniyor ve düzenlenen bu merasimlere patrikhaneyi temsilen 38 ruhani metropolit katılıyordu. Athenagoras da, bu şenlikler esnasında hocası olan Meletiosun Fener Rum Patrikliğine getirilmesi için kulis faaliyetleri yürütüyordu.

8 Aralık 1921de, Meletios Patrik ilân edildi ve 6 Şubat 1922de Marsilyadan İstanbula geldi. İstanbul Rumları bunu, işgal kuvvetlerinin teminatı altında gösterilerle kutladılar[6]  Meletios, Osmanlı-Türk vatandaşı olmamasına rağmen dışarıdan tayinle gelmiştir. Bu durum, bugün olduğu gibi o gün de hukuka aykırıydı. Ancak o günden sonra kimi zaman açık-kapalı baskıyla, kimi zamanda kitabına uydurularak, Fener Rum Patrikhanesi milletlerarası anlaşmalara aykırı olarak dışardan tayin edilmişlerdir.

 Meletiosun Patrikliğini Osmanlı Hükümeti tanımayınca Patrik Vekili Metropolit Nikola şöyle bir açıklama yapmıştır: "Fener Rum Patrikhanesi, Başkan Wilson tarafından milletlerin kendi mukadderatlarına hâkim olmaları prensibine dayanarak 6 Mart 1919da Türk boyunduruğundan kurtulduğunu ve anavatanı Yunanistana iltihak ettiğini ilân etmiştir". Bu karar Bâb-ı Âliye resmi yollarla duyuruldu. Aynı zamanda Fener Rum Patrikhanesinin Türk Hükümeti ile her türlü bağlarını kopardığı da bir muhtıra ile büyük devletler temsilciliklerine tebliğ edildi.[7]

 Patrik Meletios, Patriklik makamına oturduğu andan itibaren yaptığı çalışma ve faaliyetlerle asıl niyetinin ne olduğunu açıkça göstermiştir. 16 Mart 1922de, ihanetinden dolayı idam edilen Patrik V. Gregorius için asıldığı yerde küçük bir kilise yaptıracağını açıklayan Meletios, bunun ardından İstanbul Rum Kadınlar Cemiyetine yaptığı ziyarette Anadoluda savaşan Yunanistan askerine yardım kampanyasının genişletilmesini, bu yolda Patrikhanenin bütün kutsal eşyalarını bile satacağını bildirmiş, ertesi gün toplanan St. Synod Meclisi, Anadoluda bulunan Yunanistan ordusuna telgraf çekilmesi kararını almıştır. General Populas kanalıyla ulaştırılacak bu telgrafta, Patrikhane ve Rum milletinin Yunanistan ordusunun arkasında olduğu yer almaktaydı.[8]

 Ancak, Haziran 1922ye gelindiğinde, Kuva-i Milliye birliklerinin ve ardından kurulan düzenli ordu birliklerinin memleketin genelinde işgalci kuvvetlere karşı galibiyetler elde edip genel durum Türk milletinin lehine gelişmeye başlayınca; Emperyalist Devletler, Türk askerinin direnişi karşısında Yunanistan askerinin çekilmek zorunda kaldığını anlamışlardı. Bu gelişme Patrik Meletiosu oldukça tedirgin etmiştir. Meletios, bunun üzerine İngiltere Başbakanı Lloyd Georgea bir telgraf çekerek; "İstanbul ve Anadolu Rumluğunun Türk Milli Mücadelesine terk edilemeyeceğinin ilân edilmesini" talep etmiştir. İşin başından beri Lloyd George ve Dışişleri Bakanı Lord Curzon tarafından desteklenen Meletiosun bu defa güvendiği İngiliz efendileri, yanında yer almayacaklar ve;

"...Bırakın Anadoluda bu işi silah halletsin”diyeceklerdir.

Büyük Taarruzun Türk Ordusunun lehine zaferle neticelenmesinin ardından artık her şeyin bittiğini anlayan Patrik Meletios ve sekreteri Athenagoras, Rum milletine yayınladıkları beyannâmede son gelişmelerin sükunetle karşılanmasını ve Tanrı’ya bağlanılması gerektiğinden bahsederek âdeta geleceğin hesabını yapmaya başlamışlardır.[9]

1922 yılının son günlerine gelindiğinde artık her şey netleşmiş Anadoluda emperyalist güçler ve onların işbirlikçileri tamamen susturulmuştu. Bunu hayli önceden fark eden Patrik Meletios, zaten yumuşatmaya başladığı tavrını Türk zaferinden sonra tamamen değiştirerek, Ankara ve Mustafa Kemal Paşa nezdinde Türklerle barışmaya yönelmiştir. Meletiosun nazarında artık; "Türkler barbar olmadığı gibi Mustafa Kemal Paşa da dünyanın en büyük kahramanlarından biridir"[10]  Patrik Meletios verdiği beyanâtta şöyle demektedir:

 "…Eğer Mustafa Kemal Paşa, Rum milletinin sürgün edilmesi meselesinde bu kadar ağır davranmasaydı dünyanın en büyük kumandanlarından biri olarak onu ilk önce ben selamlardım. Mustafa Kemal büyük bir fatihtir, fakat yenilgiye uğrayanları bağışlarsa ve doğuda barışı sağlarsa şan ve şöhreti daha da artacaktır. İntikam hisleri büyük adamlara yakışmaz. İnanıyorum ki; Mustafa kemal Paşa için yüceliğini ispatlayacağı gün bugündür. Sonra geç olacaktır"

Patrik Meletios yeni Türk hükümetiyle iyi ilişkiler kurmak ve ihanetleri için buradan daha iyi bir ortam bulamayacağının idrakiyle, gazetelere artarda verdiği demeçlerle âdeta bir Türk milliyetçisi kesilir. Fakat 1923te Lozan görüşmelerinin seyri, Meletiosu yerinden edecek gibi görünmektedir. Nitekim, Mustafa Kemal Paşa, 22 Ocak Bursa konuşmasında Patrikhane meselesini gündeme getirerek, büyük zafer sonrası kurulacak bağımsız Türkiye’de Patrikhanenin hiçbir imtiyazının olamayacağını bildirmişti. Bu durum Patrikhaneyi ve patriği derinden sarsmaya fazlasıyla yeten bir gelişme olmuştur.

Birinci Bölümün Sonu.

[1] Erol Cihangir, Papa Eftimin Muhtıraları ve Bağımsız Türk-Ortodoks Patrikhanesi, Turan Yay. İstanbul, 1996,  s.3-4.

[2] Süreyya Şahin, Fener Patrikhanesi ve Türkiye, Ötüken, İstanbul, 1996, s.164-218.

[3] Murat Hatipoğlu, Türk-Yunan İlişkilerinin 101 Yılı (1821-1922), TKAE Yay. Ankara, 1988, s.80-81. 

[4] Cihangir, a.g.e., s.5; Mesut Çapa, Pontus Meselesi / Trabzon ve Giresunda Milli Mücadele, TKAE Yay. s.38.

[5] Harry N. Howard, "Paris - San Remo - Sevrde Türkiyeyi Yok Etme Plânları", Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, S.35,

[6] Cihangir, a.g.e., s. 6-7.

[7] Cihangir, a.g.e., s.7.

[8] Cihangir, a.g.e., s.8-9.

[9] Cihangir, a.g.e., s.9-10.

[10] İleri Gazetesi, 29 Ekim 1922