1. Felsefe, düşünce veya tefekkür, ilim, hikmet ve akıl aynı anlamda olup birbirinden farklı şeyler değildir. Bizim geleneğimizde eşyanın hakikatini araştırmak olan ilim kavramı, bilimsel bilgi, felsefe, burhan ve hikmet aynı anlamda kullanılmaktadır. Klasik dönemde felsefe; ya genel anlamda matematik, mantık, fizik, siyaset ve ahlak gibi bilimler anlamında ya da özel anlamda ilmî ilâhî yani metafizik anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda bilginin kötüye kullanılması ve felsefenin modern batı tarafından suiistimal edilmesi; bu ilimlerin meşruluğuna halel getirmez.
2. İnsanın en temel vasfı temyiz olup dini hükümlerle mükellef olmanın temel şartı da akıl sağlığının yerinde olması ve aklını gerektiği gibi kullanabilmesidir. Akıl sağlığı yerinde olmayan kimse İslam dini ile sorumlu tutulamayacağı gibi aklı başında olduğu halde aklını herhangi bir nedenle gerektiği gibi kullanamayan kişinin ehliyeti de olamaz.
3. İnsan; iyi-kötü, güzel-çirkin, adil-zalim, hak-batıl ve zararlı-faydalı ayrımı yapabilir ki işte biz bu yeteneğe temyiz ve akıl diyoruz. Bir bebeğin bile kendine faydalı ve zararlı ya da tatlı ve acı olan şeyleri ayırt edebilme yeteneği vardır. Bu yüzden en cahil kişi dahi yerde insanlara zarar veren bir diken kaldırmanın iyilik olduğunu veya hırsızlığın kötü olduğunu bilebilir. “KâlûBelâ”nın bir anlamı da işte bu insan fıtratıdır. Bu yüzden İslam dininin tebliğinden haberi olmayan bir insan bile Allah’ın varlığını ve birliğini bilmekle mesuldür.
4. Eğer din olmasa idi insan aklı, yolunu şaşırırdı. Fakat akıl olmasa idi insan, gerçek din ile uydurma ve tahrif edilmiş dinleri ayırt edemezdi. Akıl sayesinde kötü bir ailede yetişmiş insan iyi, Hıristiyan bir dünyada doğmuş bir insan Müslüman olabilir. Din; her açıdan insan aklına yol göstermek için gönderilmiştir.
5. İnsan aklı bilgi üretmez. Tıpkı midenin yiyecekleri besine çevirmesi gibi verilen bilgileri doğru bilgiye çevirir. Yani insan aklı, doğuştan boş olan zihne dışardan gelen bilgilerle çalışır. Burada esas olan akıl sağlığını korumak ve akla doğru bilgi vererek aklı kurallarına uygun olarak kullanmaya çalışmaktır. İslam dini, akıl sağlığını; içki yasağı gibi maddi tedbirlerle, günahlardan uzak durma gibi manevi tedbirlerle muhafaza altına almıştır. Günahların kalbi karartması ve kalplerin mühürlenmesinin bir anlamı da insan aklının sağlıklı çalışamaması yani temyiz görevini yerine getirememesidir.
6. Allah’ın insana bahşettiği ve insan olmanın en temel özelliği olan akıl; eşyanın hakikatini bilebilir. Bizi halife olarak yaratan ve bize yeryüzünü imar etmemizi emir buyuran Mevla; bunu yapabilmek için bize akıl ihsan etmiştir. Namaz vakitleri ve kıblenin tespiti için astronomiye, zekâtın toplanması ve mirasın dağıtılması için matematiğe, sağlık için tıp ilmine, yeryüzünün imarı ve cihat için teknolojiye, insanların sevk ve idaresi için siyaset ilmine ihtiyaç vardır. Yine faiz meselesinin anlaşılabilmesi için modern iktisat ve siyaset teorilerinin bilinmesi zorunludur.
7. Bütün bilgilerin kaynağı ilahidir. İlk insan yani Hz. Adem AS, aynı zamanda ilk peygamberdir. O bizim hem peygamberimiz hem de her şeyi öğrendiğimiz babamızdır. Ateş yakmayı bize öğreten O’dur. İlk tarımı yapan O’nun evladı Habil; ilk hayvancılığı yapan Habil’in kardeşi Kabil’dir. Yazı yazmayı bize öğreten peygamberlerdir. Demir’i işleyip zırh yapan, camı kullanan Davud AS’dır.
8. Bu yüzden bilginin İslamisi ya da İslâmî olmayan bilgi gibi bir şey söz konusu olamaz. İslamî olmayan şey; bilginin kötüye kullanılması ve bilgiyi kötüye kullananlara engel olunmamasıdır. Her şey gibi bilgi de bize emanettir. Onu insanların faydasına kullanmak ve bilgiye sahip çıkmak farzdır. İşte bu nedenle İmam Gazzâlî’ye göre her türlü bilgi farzdır. Ama bazı şeyler uzmanlık gerektirir ve herkesin bilmesine gerek yoktur.
9. Allah Teâlâ, birçok ayeti kerimede, yeryüzünde gezip dolaşın, yıldızlara bakın, eşya üzerinde tefekkür edin buyurmuş; kâinattaki her şeyin, Allah Teâlâ’nın yaratma, kudret ve ilmine delalet ettiğini ifade buyurmuştur. Yine ayeti kerimelerde, tefekkür etmeyen ve aklını kullanmayanların insan olamayacağı, bunların hayvanlardan daha aşağı olduğu ifade edilmiştir.
NOTLAR
- Daha fazla bilgi için Fahreddîn er-Râzî, et-Tefsîrü’l-Kebîr’den ilgili ayetlerin tefsirine bakılabilir.
- Yazının devamı gelecek olup 2 Şubat ve 29 Mart tarihli yazılarımızın da bu bağlamda tekrar okunması faydalı olacaktır.
Şems, 8. A’râf, 172. Nahl, 78. Bakara, 10.;Hacc, 53.; Nur, 50. Hûd, 61.