“Ben Necmettin beyi severim, O da beni sever. Benim Necmettin beye minnet ve teşekkür borcum var; bana Milli Gazete’de yazma fırsatı verdiği için. Çünkü, benim misyon yazılarımı başka gazeteler yayınlayamaz”

Kur’an ve Hadis Merkezi Başkanı ve Millî Gazete yazarı Siyami Akyel, uzun yıllar merhum Mehmet Şevket Eygi’yle teşriki mesaide bulundu. İslâmî basının öncü ismi Eygi, uzun yıllar Milli Gazete’deki yazılarıyla tanınıyordu. Milli Gazete yazarı Siyami Akyel ile vefatının 7’inci yıldönümünde Mehmet Şevket Eygi’yi konuştuk.

Ali Sertkılıç: Hocam, Milli Gazete’de “İlim ve İrfan Dünyamızın Çınarları” başlıklı yazı yazdınız. Yazınızda Mehmet Şevket Eygi, Ali Nar Hoca, Doç. Dr. Nedim Urhan Hoca, Enver Baytan Hoca, Prof. Dr. Osman Öztürk ve Yasin Hatipoğlu’ndan bahsettiniz. Malum, 12 Temmuz 2019 Mehmet Şevket Eygi, 16 Temmuz 2015 Ali Nar Hoca’nın vefat tarihi. Hocalarımızla yolunuz nasıl kesişti?

Siyami Akyel: Babam, bir İstanbul ziyaretinde Eminönü-Üsküdar vapurunda Bugün Gazetesi’ni okurken Şule Yüksel Şenler hanım “Mehmet Şevket Eygi kimdir, iyi tanımalı” tavsiyesinden bahsederdi. Milli Gazete çıkmaya başladıktan sonra da Milli Selametçi olarak Milli Gazete’yi okumaya başlamış. Eygi’nin yazılarına burada da tesadüf etmiş.

Whatsapp Image 2026 07 13 At 14.17.21 (3)

Şule Yüksel Şenler hanımın tavsiyesi, babamın anlattığı bu küçük kesit, zihnimde Eygi’yle tanışma fikrini ortaya çıkartmış belli ki. Kaldı ki Milli Görüş, Necmettin Erbakan Hoca ve Milli Gazete bağı aileden gelen bir mirastı. Eygi’nin de Milli Gazete yazarı olması, dikkatimi kendisine yönlendiren faktörlerdendi. Bu yüzden, 1996 yılında üniversite okumak üzere İstanbul’a geldiğimde Üstad Mehmet Şevket Eygi’yle tanışmak istedim.

Üstad Eygi’nin ilk tanıştığı gençlere klasik soruları vardır. Kimine namaz takkesi olup olmadığını sorardı, kimisine cebinde not almak için küçük bir defter ve güzel bir kalemi olup olmadığını. Namazları baş kapalı, takkeyle kılınması gerektiğini vurgulardı. Sultanahmet’teki evine ilk tanışmaya gittiğimde bana da Sultanahmet Camii’nin kaç minaresi ve kaç şerefesi olduğunu sormuştu. Dergi ve yayıncılık işleri vesilesiyle de kendisiyle tanıştık. Önceleri talebe-üstad ilişkimiz sonra dostluğa döndü.

Ali Nar Hocamızla ismen tanışmam ise İmam Hatip Lisesi yıllarına dayanır. Zile İmam Hatip Lisesi’nde Hadis hocamız kütüphanenin anahtarını bana vermişti. Okulumuzun kütüphanesinde İslâmî Edebiyat dergisinin sayılarına tesadüf ettim. Elbette, derginin baş yazarı Ali Nar Hoca ile birlikte Katip Sezer’e de. Sonradan öğrendim ki Katip Sezer, Ali Nar Hocamızın müstear ismiymiş. Kütüphanede okuduğum İslâmî Edebiyat dergisi ve derginin Genel Yayın Yönetmeni Ali Nar Hocamızla tanışmak, yine üniversite eğimi sırasında oldu.

Sonra İslâmî Edebiyat dergisinin Yazıişleri Müdürü olarak geniş bir çevreyle tanışma fırsatım oldu. Nedim Urhan Hoca, Enver Baytan Hoca, Osman Öztürk ve Yasin Hatipoğlu hocalarımızla tanışmam da Ali Nar Hoca vesilesiyle oldu.

Yani aslında, önce rahmetli Mehmet Şevket Eygi, ardından Ali Nar Hocamızla tanıştım. Sonra da diğer büyük çınarlarımızla.

Bundan dolayı hayatımda etki eden bu kıymetli şahsiyetleri “İlim ve Fikir Dünyamızın Çınarları” adıyla bir kitapta topladım. Kitabı, Ali Nar Hocamızın vefatından sonra çıkartma imkânı bulduğum için kendisi göremedi. Ancak Üstad Eygi, kitabı beğenmişti.

Whatsapp Image 2026 07 13 At 14.17.21 (4)

Ali Sertkılıç: Mehmet Şevket Eygi beyle İstanbul’da kesişen yolunuz menziline vardı mı?

Siyami Akyel: Eygi üstadımızla talebe-hoca ilişkimiz samimi bir dostluğa dönüştü zaman içinde. Eygi’nin nezaketi, Ehl-i Sünnet konusundaki hassasiyeti, Masonluk ve Sabetaycılık konusundaki hassasiyeti ve Siyonizm’e karşı duruşu; ecdadımız Osmanlı’ya olan sevgisi, eskimez yazımız Osmanlıca öğrenilmesi konusundaki çabası; sanata, mimariye, estetiğe ve özellikle dil eğitimine verdiği öneme yakından şahit oldukça kendisine olan muhabbetim daha da arttı. Özellikle birlikte kitap projesi yürüttüğümüz dönemde dostluğumuz kemâle erdi.

Üstad Eygi’nin iki yönü

Üstad Eygi’nin iki özelliği var, O’na iki yönlü bakmak gerekir. Bir yönü, insani ilişkileridir ki son derece nazik, beyefendiydi yani 'İstanbul Beyefendisi' diye tanımlamak gerekir. İkinci yönü ise mücadeleci kimliği.

Mehmet Şevket Eygi, 1960 yılından beri basının içindeydi ve çıkarttığı Bugün, Babıali’de Sabah ve Yeni İstiklal gazetelerini döneminin en etkin yayınları haline getirmeyi başarmıştı. Yahudilerin kendisine teklif ettiği reklam/rüşvet tekliflerini elinin tersiyle itmiş ve çıkarttığı gazetelerin çizgisinden asla taviz vermemiştir. Belki de sırf bu yüzden Yahudilerin, Sabataistlerin ve derin devletin hedefi haline gelmiş, gazeteleri dağıtılmamış, kapatılmış, iflas ettirilmiş ve yurt dışında sürgün hayatı yaşamak zorunda bırakılmış; ülkesine ancak 1974 Erbakan hükümeti affıyla dönebilmiştir.

Mehmet Şevket Eygi, çıkarttığı gazetelerde ve Milli Gazete’deki yazılarında İslâm’ı müdafaa etmiş, Ehl-i Sünnet inancını kıyasıya savunmuştur. Kurduğu Bedir Yayınevi’nde temel İslâmî eserleri yayınlamıştır. Üstad, gerek çıkarttığı gazetelerde gerekse vefatına kadar yazdığı Milli Gazete’deki yazılarıyla fikir üreten, içindeki fikir öfkesini hiç söndürmeyen bir çizgideydi. Bu yüzden Eygi’yi değerlendirirken nezaketi, beyefendi kişiliği, estetik kaygısı ve İslâmî mücadelesindeki kararlılığını iyi görmek gerekir.

Whatsapp Image 2026 07 13 At 14.17.21 (1)

Ali Sertkılıç: Birlikte kitap projesi yürüttüğünüzden bahsettiniz. Neydi o proje?

Siyami Akyel: Birlikte kitaplar çıkarttık. “Çareler, Çözümler, Teklifler, Tenkidler” kitabı Eygi’nin kendi yazılarından oluşmaktaydı ve Müslümanların sorunlarına çare, çözüm, teklif ve tenkidleri içeriyordu. “Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ve Bid’atleri Tenkid” özel sayı şeklinde bir dergi projesiydi, sonra kitaba döndü. Devamını getirmeyi planlıyordu ancak benim başka meşguliyetlerim ortaya çıkınca proje akim kaldı. Yine Abdü’l-Ehad Davud’un “Müslüman Olan Papaz”, Celal Yıldırım’ın “İslâm Ahlakından Parlak Sayfalar” gibi eserleri yayınladık. Bu proje kapsamında bir taraftan düzenli olarak önemli eserleri yayınlayacak, diğer yandan da Ehl-i Sünnet’i Müdafa ve Bid’atleri Tenkid adı altında süreli bir dergi çıkartmaktı hedefimiz. Bunun haricinde Üstad Eygi’nin Müslümanların evine Hilye-i Şerif projesi vardı. Bunun için de maliyet fiyatına Hilye-i Şerif levhaları hazırlamayı planlamıştı. O projeyi de birlikte yürüttük.

Üstad’ın hayalini gerçekleştirdik

Eygi’nin en fazla önem verdiği kitaplarından birisi “Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı” adlı eseriydi. Zaman zaman Eygi’yi ziyaretimizde “Yıktırılan Camilerle” alakalı Yeni İstiklal gazetesinde duyuru yaptığını, bunun üzerine Anadolu’nun değişik yerlerinden “yıktırılan, harap olan, kapatılan, amacı dışında kullanılan camiler” hakkında mektuplar aldığından bahsederek “keşke bu mektupları bir araya getirsek ve kitap yapsak” derdi. Meşakkatli bir iş olduğu için de kimse bu işte Eygi’ye yardımcı olmamış. Bendeniz hocam bu hayalinizi gerçekleştirilelim dedim ve “Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı” kitabı böylece ortaya çıktı. Önce tabloid boyuttaki Yeni İstiklal gazetelerini tek tek Sultanahmet’ten Süleymaniye’deki fotokopicilere taşıdık. Taramasını yaptırdık. Bu süreç yorucuydu. Sonra kitabın içindeki “Eminönü ve Fatih’teki yıkılan camiler” bölümünü hazırladık. Üstad Eygi’nin daha önce bu konuda yazdığı yazıları derledik. Böylece “Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı” eseri ortaya çıktı. Bu arada Eminönü ve Fatih’teki yıkılan camilerle alakalı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki arkadaşlardan yardım aldık. Yıkılan camilerin yerleri, şu anki durumları vs. hakkında. Yine yıktırılan, harap olan, amacı dışında kullanılan, kapatılan camilerle ilgili fotoğraf arşivi oluşturduk. O anki durumlarını tespit ederek fotoğraflarını çektik. Velhasıl, kitabın hazırlanma süreci altı aylık bir zamanımızı aldı. Aslında “Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı” kitabını çıkartırken Üstad Eygi’nin bir hayalini gerçekleştirdik; duasını aldık.

Whatsapp Image 2026 07 13 At 14.17.21 (2)

Laf değil proje ve icraat isteyen bir kişiydi

Bir görüşmemizde Üstad Eygi’ye kendi yazılarından oluşan dört kitap ve Eygi’nin hayatını anlattığım kitapların prova baskılarını götürmüştüm. Bunlardan çok memnun olmuş ve “İlk defa bir Müslüman, laf değil icraatla geldi” demişti.

Bu prova baskılar Eygi’nin kitaplarıyla birlikte Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’ne intikal etti muhtemelen. Eygi, ayattayken bunlardan “Ehl-i Sünnet’i Savunuyorum” kitabını çıkarttık. Üstad, kitaba “Değerli dostum Siyami Akyel bey, benim haberim olmadan bu kitapta yer alan yazılarımı toplayıp bir araya getirmemiş olsaydı, incelediğiniz bu eser gün yüzü göremeyecekti. Kendisine samimî teşekkürlerimi sunuyorum” demişti.

Üstad, hayatını, mücadelesini ve görüşlerini anlattığım kitabı da çok beğendi, dua etti ancak hayattayken yayınlatmadı. “Ben öldükten sonra yayınlarsın, Eygi kendini övdürmek için kitap yazdırdı, denilmesini istemem” demişti.

Ali Sertkılıç: Üstad Eygi’nin zengin bir kütüphanesi olduğu biliniyor. Kitaplarını Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’ne bağışladı. Kütüphanesi nasıldı, kaç eser vardı?

Siyami Akyel: Üstad Eygi’nin hayatı mücadeleyle geçtiğinden, bir dönem İslâmî basına öncülük ettiğinden çok sayıda kişiyle görüşmüş, tarihe tanıklık etmiştir. Eygi’nin bilgi birikimi, gördüğü yerler, güçlü hafızası, zekası ve yaşı birlikte değerlendirildiğinde tam bir münevver (aydın) olduğu görülecektir.

Eygi, Lübnan, Suriye, Almanya ve Fransa gibi farklı ülkelerde kalmıştır. Yurt dışına çıkmadan önce son derece İslami mücadelenin, Cihad’ın içinde olan birisi. Yurt dışından döndükten sonra ise kültür ve sanata daha fazla ağırlık veren bir Şevket Eygi'den bahsediyoruz.

Bundan dolayı yurt dışında çok sayıda sanat eserini görme fırsatı bulmuş, yurda döndükten sonra da Müslümanların kültür ve sanat alanında yapması gerekenlere ilişkin görüşlerini açıklamıştır. Böyle bir kişinin kitap biriktirmemesi mümkün değil elbette.

70 bin kitaplık kütüphanesi

Mehmed Şevket Eygi’nin. Türkçe eserlerin yanı sıra Arapça yazmalar, Osmanlıca, Fransızca, Almanca ve İngilizce eserlerden oluşan zengin bir kütüphanesi vardı. Üstad’la konuşmalarımızda kütüphanesindeki eserlerin 70 bin civarında olduğunu söylemişti. Bir kısmını Şile’deki bağ evine götürmüştü.

Üstad, çıkarttığı Bugün gazetesinin tüm koleksiyonları evinin hemen girişinde saklıyordu. Keza, Yeni İstiklal ve Büyük gazete koleksiyonlarının tamamı kendisinde mevcuttu. Üstad’la birlikte “Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı” kitabını çıkarttığımız hengâmda kitabın iki bölümünü hazırlamıştım. Bir bölümünü Üstad kendisi, diğer kalan bölümünü ise Yeni İstiklal gazetesindeki okuyucu mektuplarından derlemiştik. Bu vesileyle Yeni İstiklal gazetesinin tüm nüshalarını inceleme fırsatım olmuştu.

Sadece kitap değil, hat ve ebru sanatlarına da ilgiliydi. Yani zengin bir kütüphane, sürekli yazmak ve sanata önem vermek. Yani Mehmet Şevket Eygi, güzeli, en güzeli gören sanat bakışıyla Müslümanların örnek alması gereken bir şahsiyetti.

Ali Sertkılıç: Üstad Eygi’nin kütüphanesinin talibi çoktu. Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’ne bağışlaması nasıl gerçekleşti? Süreç nasıl işledi?

Siyami Akyel: Üstadın zengin kütüphanesine zaman zaman talipler çıktı. İSAM’a sadece Osmanlıca risalelerin dijitalini vermişti. Neden kütüphenesinin tamamını İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi)’a bağışlamadığının sorulması üzerine aynen şöyle demişti: “İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi) kitaplarımı istiyor ama orada dinde reformist görüşlü kişiler var. Mesela, Hayrettin Karaman’ın İSAM üzerinde etkisi var. Bu sebeple kitaplarımı oraya bağışlamam”.

Eygi’nin bütün derdi kitaplarının vefatından sonra korunmasıydı. Bu sebeple kurumsal bir yapı aradı. Nihayet, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talebi üzerine Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın beyin Eygi’yi ziyaretlerinde mesele hâsıl oldu.

Mehmed Şevket Eygi bey, bir kitabının bile heder olmasını istemezdi. Kendisinden kitap alıp getirmeyenlere sitem ederdi, gönül koyardı. Eygi’nin kitaplarını Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’ne ücretsiz vermesinin en büyük sebebi, kurumsal yapı içinde kitaplarının mezata düşmeyeceği kanaatiydi.

Ali Sertkılıç: Mehmet Şevket Eygi’yi anlamak neden önemlidir? Eygi’nin hayatınızdaki yeri hakkında ne dersiniz?

Siyami Akyel: Üstad Eygi’yi anlamak için onu tanımak yeterli değildir. Fikir dünyasının derinliklerine inmek, ne yapmak istediğini anlamak, görüşlerini topluma sunma kararlılığını fark etmek ve aydınlık bir dünyanın penceresini aralarken inançlarına nasıl sıkı sıkıya bağlı olduğunu görmek gerekir.

İnsaflı yorum yapan herkes, Eygi’nin nezaketli kişiliğine rağmen kalemindeki celadete, fikirlerindeki tavizsizliğine, bir estet gibi daima iyiyi ve güzeli aradığına ve İslam’ın “emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker/iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak farizasını yerine getirdiğine şahitlik eder.

Üstad’ın hayatımdaki yerine gelince: Gerçekten önemli bir yere sahipti. Her şeyden önce dertleşebildiğim, istişare edebildiğim bir büyüğüm, üstadım, dostumdu.

Bir ara işsiz kaldığımda Eminönü Belediye Başkanı Lütfi Kibiroğlu ve Korkut Özal’a benim için tavassutta bulundu. Netice alamasak da bu nezaketi benim için değerliydi. Düğünüme Ali Nar Hoca ile birlikte teşrif etti.

Zaman zaman, İslâm’a/Ehl-i Sünnet’e karşı yapılan saldırılar hakkında fikir alış verişinde bulunurduk. Bazen, bazı konularda araştırma yapmamı rica ederdi. Bazen yüz yüze, bazen mail üzerinden gelen bu taleplere memnuniyetle karşılık verirdim.

Muhammed Abduh, Agnostik mi?

Üstad Eygi, Cemaleddin Efgani ve Muhammed Abduh’un İslâm dinindeki reform çabalarına karşı Müslümanları uyarıyordu. Bir gün, İngiltere’nin Mısır’ın sömürge valisi Lord Cromer’in Muhammed Abduh hakkındaki beyanlarını araştırmamı rica etmişti. (Konuşmalarını rica kipiyle yapardı. Bu O’nun nezaketli kişiliğinden kaynaklanmaktaydı).

Kendisi de Milli Gazete’deki köşesinde Lord Cromer’i Abduh için “Agnostik olduğundan şüphelendiğim dostum Abduh…” (I suspect my friend Abduh was an agnostik) dediğini yazmıştı.

Ali Sertkılıç: Biraz önce Yeni İstiklal gazetesindeki yazıları gün yüzüne çıkartıp Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı eserini yayınlayarak Üstad’ın hayalini gerçekleştirdiğinizden bahsettiniz. Üstad’ın gerçekleşmemiş hayali var mıydı?

Siyami Akyel: Üstad Eygi’nin büyük hayalleri vardı. Ancak hayalleri büyük, imkânları kısıtlıydı. Geçmişte, iki tane günlük, bir tane haftalık gazete çıkartmış ve İslâmî basının öncüsü olmuş bir kişi olarak Eygi, sürekli yeni şeyler üretmek istiyordu, ancak imkânları kısıtlıydı.

Mesela, her zaman “rüzgar gibi daktilo yazan bir adamım olsa tek başıma haftalık gazete çıkartırım” derdi. Eygi, haftalık Yeni İstiklal, günlük Bugün ve Babıali’de Sabah gazeteleri kapatılıp, yurtdışında yaşamak zorunda kalması ve Erbakan hükümeti affıyla ülkesine dönmesinden sonra “Büyük Gazete”yi çıkartmıştır. Üstad Eygi, Büyük Gazete’yi tek başına çıkarttığını anlatırdı.

Ben de “Hocam, ben size yardımcı olayım. Rüzgar gibi on parmak yazı yazıyorum” derdim. O da “senin başka meşguliyetlerin var yoksa iyi olurdu” diyordu. İşte Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı bu şartlarda ortaya çıktı. Rüzgar gibi on parmak yazma bağlamında zaman zaman Üstad’ın Milli Gazete’ye yazdığı yazıları yazdığım da vakidir.

Bir milyon basılacak bir gazete

Milliyet gazetesi yazarı Taha Akyol, bir yazısında Mehmet Şevket Eygi ve temsil ettiği klasik Ehl-i Sünnet inancın toplumda kabul görmediğini, buna mukabil Hayrettin Karaman ve Fethullah Gülen’in toplumda kabul görme oranının Eygi’den fazla olduğu vb. hakkında bir yazı yazmıştı. Eygi’de Milli Gazete’de “Taha Akyol demiş ki” başlıklı bir yazıyla Akyol’u eleştirmişti.

Eygi’nin o yazıda da belirttiği, özel sohbetlerimizde de söylediği bir şey vardı. Üstad Eygi, imkanı olsa bir milyon basılacak ve tek sayı çıkacak bir gazeteyle (tabloid boy) dinde reformistlerin, dinlerarası diyalogcuların ve din karşıtları fikren susturmayı hayal ediyordu.

Eygi, bir konu hakkında istişare etmek üzere beni evine davet etmişti. Sohbetimizde Eygi, bir vakıf kurmak istediğinden, Sultanahmet’teki evini de bu vakfa bağışlamayı planladığından bahsetmiş ve vakfın kurucular kurulunda yer almam için talepte bulunmuştu. Ben de “Hocam, Ali Nar Hocam, kitaplarını ve İslâmî Edebiyat dergisini bana emanet etti. İnanın o emanetlerin altında kalmamak için uğraşıyorum. Bu yüzden, müsaade ederseniz kurulacak vakfın mütevellisinde bulunmak istemem” demiştim.

Ayrıca, kendisine, böyle bir vakıf kurmak yerine evi satarak hayalini gerçekleştirmesi noktasında fikrimi beyan etmiş, kendisi de kabul etmişti. Üstad Eygi, Balat tarafında müstakil tarihi bir eve kiracı olarak çıkmayı, vefat edinceye kadar orada yaşamayı düşündüğünden de bahsetmiş, ben de “oralar tehlikeli hocam” demiştim.

Üstad Eygi’nin evini satmaya çalıştık ancak, emlakçıların eve girmesine müsaade etmemesi ve ekonomik krizden dolayı evi satılmadı. Daha sonra da bir arkadaşa vasiyet ettiğini öğrendim.

Eğer evini satabilseydi, oradan gelecek maddi imkanla bir milyon basılacak tabloid boy bir gazete ile, çok estetik, birkaç dilde mükemmel bir broşür bastırarak dinde reformcuların, dinlerası diyalocuların ve din karşıtlarının çabalarını boşa çıkartacak; gazete ve broşürü ücretsiz dağıtacaktı. Maalesef hayali gerçekleşmedi.

Ali Sertkılıç: Üstad Eygi’yle ilgili hatıralarınızdan bahsetmenizi istesek.

Siyami Akyel: Birçok hatıramız var aslında. Ancak iki olayı anlatmak isterim. Bunlardan birisi Üstad Eygi ile birlikte Ali Nar Hoca’yı ziyaretimizdi. Ali Nar Hocamız Bağcılar Devlet Hastanesi’nde yatmaktaydı. Üstadı, Sultanahmet’teki evinden aldım ve hocayı ziyarete gittik. Hocamızın sevinci, üstadımızın hocamızla muhabbeti çok farklıydı. Aynı samimiyet ve saygıyı Enver Baytan Hocamızla Ali Nar Hocamızı, Osman Öztürk Hocamızı hastanede ziyaretimizde de şahit olmuştum. Allah-u Teâlâ hocalarımızın tümüne rahmet etsin.

Bir başka hatıramda, Üstad Eygi’yi Tv 5'e programa götürürken yolda konuştuklarımız. Ben, Üstad Eygi’ye “Hocam, Tv 5'teki programda Erbakan Hoca’dan bahsetseniz ne iyi olur?” demiştim. Amacım Üstad Eygi’nin Erbakan Hoca’ya muhabbetini herkesin öğrenmesiydi.

Üstad ise “Ben Necmettin beyi severim, O da beni sever. Benim Necmettin beye minnet ve teşekkür borcum var; bana Milli Gazete’de yazma fırsatı verdiği için. Çünkü, benim misyon yazılarımı başka gazeteler yayınlayamaz. Bunu da gazetedeki köşemde yeri geldikçe yazıyorum. Şimdi benim, konu açılmamışken Erbakan Hoca’yı övmem yakışık almaz” demişti.

Ali Sertkılıç: Son olarak kısaca Mehmet Şevket Eygi’nin portresini çizmenizi istesek nasıl tarif ederdiniz Üstad Eygi’yi?

Siyami Akyel: Eygi’nin portresini çizmek gerekirse:

1-Son derece kültürlüydü, sürekli kitap okuyordu. 70 bin kitaplık kütüphanesindeki kitapların yarıdan fazlası Fransızca, Arapça, Farsça ve İngilizce’ydi. Fransızcayı çok iyi biliyor. Hatta, Fransız televizyon kanalı Eygi’yle yaptığı röportajdan sonra Fransızcasına hayran olarak “Fransa’da Fransızcayı bu kadar güzel konuşan çok az insan var” demişti hayret ederek. Eygi, gazete okumuyor, televizyon seyretmiyordu. Yerli ve yabancı basını internetten takip ediyordu.

2-Muhalif bir duruşu vardı. Muhalefet ve eleştiri yapmanın aydın olmanın birinci şartı olduğunu vurguluyordu ancak olumlu muhalefet yaptığını ve Türkiye’nin ve vatandaşların daha iyi olması için, kimsenin elini taşın altına koymadığı için bunu kendisi yaptığını belirtiyordu.

3-Kendi hayat görüşünü uygulamaya geçirmek konusunda kararlılık gösteriyor; giyimi, yazı üslûbu, konuşması, meselelere bakışı kendine mahsustu.

4-Onu görenler tam bir İstanbul beyefendisi diyordu. Konuşması, tavırları, giyimi eski İstanbul Beyefendilerini andırıyordu.

5-Ülkesini ve içindekileri seviyordu. “Ülkemin taşını, toprağını, insanını seviyorum. Onlara bir zarar gelmesini istemiyorum. Ben Türkiyeliyim, Türkiye benim vatanım, ülkemdeki bir karın canın ayağının incinmesini istemem” diyordu.

6-Devlete değil bozuk düzene muhalefet ediyordu.

7-Galatasaray Lisesi ve Mülkiye’de okumasına rağmen İslâmî hassasiyetlerini hep ön planda tutuyordu. Yüzyıllardır süregelen Ehl-i Sünnet inancını hararetle savunuyor, İslam’da reform yapılmasına karşı çıkıyor “İslam, Peygamber Efendimiz, Ashab-ı kirâm, mezhep imamları ve büyük âlimlerin bize bıraktığı şekliyle korunmalı” tezini savunuyordu. Hatta bu hassasiyeti İslam ilimleri tahsil edenlerin birçoğundan daha ileri derecedeydi.

8-Modern dünyaya kapılarını kapatmıyor. Yabancı lisan sayesinde çağa ayak uyduruyordu.

9-Mensubu olduğu İslami camiayı kıyasıya eleştiriyor. Müslümanların nasıl giyinmesi gerektiğini, evlerini nasıl döşeyeceğini, sanatta kültürde, mimaride, estetikte, vasıfta neden geri kaldıklarını sorguluyor. Müslümanların güçlü, vasıflı kaliteli olması için neler yapmaları gerektiği konusunda çareler ve çözümler öneriyordu.

10-İslam’da reform yapılmasına şiddetle karşı çıkıyor, Dinlerarası Diyalog, Mezhepsizlik gibi cereyanların zararlı olduğu üzerinde duruyordu.

11-Tarikatlara ve tasavvufa sıcak bakıyordu.

12-Müslümanların lüks tüketim çılgınlığını eleştirerek, bu çılgınlığın Peygamber Efendimizin tasvip etmediği bir hal olduğuna vurgu yapıyordu.

13-Sanat, mimarlık, lisan, edebiyat, yazı, yabancı dil öğren menin önemi, geleneksel el sanatlarının geliştirilmesi, kültür, eğitim, dekorasyon, gençlik, estetik, edep, görgü, vasıflı insan gibi konularda yazılar yazıyordu.

14-Türkiye’nin ve Müslümanların en büyük sorunlarından birisinin vasıflı insan eksikliği olduğunu vurguluyordu. Vefatından yaklaşık altı ay önce İslâmî İlimler, Kültür ve Edebiyat Vakfı (İSEV)’nda konuk ettiğimizde bu konudan bahsetmişti.

15-Sabetaycılık konusunu sürekli yazıyordu. Sabetaycıların gizli, esrarlı ve çok güçlü bir cemaat olduğunu, Türkiye ve Müslümanlar için gizli planlar yaptıklarını belirtiyor, ancak bunu yaparken etnik Sabetaycılık düşmanlığı yapmadığını, Türkiye ve İslam aleyhinde çalışmayan Sabetaycıları da ayrı tuttuğunun vurguluyordu.

16-Bu çağda İslamcı geçinenler dâhil hemen herkesin “Şeriat” kelimesini kullanmaktan çekindiği bir ortamda yazdığı yazılarda İslam’dan ve İslam şeriatından bahsetmekten geri durmuyordu.

17-Osmanlıyı seviyor, Osmanlıcayı öğretmek için uğraşıyor, Osmanlıcanın hala yasak olmasına tepki gösteriyordu.

18-Köylülüğü değil varoş kültürü eleştiriyordu. Birgün “Hocam, yazılarınızda köylülükten bahsediyorsunuz. İnsanlar yanlış anlasınlar” demiştim. O da “Ben köylülüğü değil, varoş kültürü eleştiriyorum. Yoksa, ben Zonguldak Ereğlisi’nin şehirden uzak bir mezrasında doğmuş birisi olarak nasıl köylülüğü hor görebilirim?” demişti.

19-Tertip ettiği Sabah Namazları buluşmalarıyla, Müslümanların hiçbir dünyevi kelam etmeden sadece namaz için toplanabileceğini, bir araya gelebileceğini göstermişti.

20-Sadece eleştiri yapmıyor. Çare, çözüm ve teklifler sunuyordu.

Ali Sertkılıç: Teşekkür ederim Hocam, faydalı bir röportaj aldı.

Siyami Akyel: Ben teşekkür ederim.