Aile kurmaya karar verdiğimizde...
Evlenmeye niyetlendiğimizde...
Kız olsun erkek olsun en çok merak edilen konulardan birisi şu oluyor;
- Acaba bu adamın ya da hanımın geçmişinde neler oldu acaba?
- Ne gibi istenmeyen olaylara karıştı?
- Nasıl bir hayatı oldu bugüne kadar?
- Acaba, tanıştığımızda gerçek yüzünü gösteriyor mu göstermiyor mu?
- Acaba geçmişiyle ilgili sakladığı bir konu var mı, yok mu?
Bu türden sorular evlilik aşamasında en çok sorulan sorulardan!
Direk sorulmasa da sorulamasa da çevreden, tanıdıklardan bu soruların cevabı aranır...
Peki, ama gerçekte ne yapmak gerekir?
Bunun bir sınırı var mıdır? Ölçü nedir, ne olmalıdır?
ÖZELLİKLE HANGİ ALANLARDA GEÇMİŞ BİLİNMELİ?
Evleneceğim kişiden geçmişi saklamanın vebali var mıdır?
İşte tam da bu hususta önemli bir değerlendirmeye yer vermek istiyoruz.
Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım tüm bu sorulara ilişkin şunları ifade etti;
"Evleneceğimiz insanlarla geleceği paylaşacağız. Geçmiş, geçmişte kalmıştır. Binaenaleyh, eğer geçmişte bıraktığımız şeyler varsa ve bunları bugüne, yarına taşımıyorsak, taşımayacaksak, taşınmayacak hâller ise bunları paylaşmanın bir anlamı yoktur.
İşte hidayete ermiş, namaza başlamış, önceki hayatı dalgalı olan bir kimse, evleneceği kişiyi karşısına alıp: “Bak, ben hayatımın şu döneminde şöyle şöyle günahlar işledim, şöyle şöyle yanlışlar yaptım.” diyerek eski hayatını ne kendi içinde kurcalamalı ne de bir başkasına aktarmalıdır. Çünkü Cenâb-ı Allah birine hidayet lütfettiğinde, birine tövbe etmeyi nasip ettiğinde onun geçmiş günahlarını siliyor. Zaten tövbe demek, geriye doğru işlenen kötülükleri silmek anlamına geliyor.
Bu silme, öyle güçlü bir şekilde yapılmalı ki silgi izi dahi belli olmamalıdır. Yani insan, işlediği günahı zihin dünyasından da hatıralarından da çıkarmalıdır. Artık bir daha “Ben vaktiyle şöyle günah işledim, işlemiştim.” diye zihninden dahi o manzaraları geçirmemelidir. Çünkü eğer bir günah işlendiği hâlde hâlâ zihinde takılı kalmışsa, o günaha dönme potansiyeli devam ediyor demektir; sıfırlanmış değildir.
Yani bir duvarı boyuyorsunuz ama altındaki bir önceki rengin izleri kalıyor. Ne yapıyorsunuz? Bir kat daha, bir kat daha üstüne boya vuruyorsunuz; alttaki kötü manzara tamamen ortadan kaybolsun diye. İnsan tövbe ettiğinde de böyle tövbe etmelidir; geriye dönük bütün delilleri imha etmelidir.
Bazen zaman zaman duyuyoruz: İşte bir kardeşimiz tövbe etmiş ama eski hayatına dair albümü elinde bulunduruyor. İşte arkadaşlarına, dostlarına: “Bakın, eskiden ben böyleydim, işte bu hayattan bu hayata geçtim.” diye… Aslında bir yönüyle de ibret olsun diye; yani insan tövbe edebilir, ne kadar çukura düşmüş olursa olsun oradan çıkabilir anlamına belki bir motivasyon olsun diye söylüyor. Ama bunu yapmak doğru değil. Yani Allah bizi tövbe etmek suretiyle o günahlardan kurtarmış; o günahlarımıza birilerini şahit tutmanın, o günahlarla ilgili şahitlikleri çoğaltmanın bir anlamı yok.
MUTLAK SURETTE SÖYLENMESİ GEREKEN ŞEYLER
Ama bir insan eğer önceden bir evlilik yapmışsa, o evliliğinden çocuğu varsa, yeni yapacağı evlilikte bu durum karşına çıkacaktır. Yani karşındaki insan belki de evlenmiş boşanmış birini istemiyor, çocuğu olan birini istemiyor, şu şu durumda olan birini istemiyor. Bu tür geleceğe yönelik hayatınızla ilgili problem oluşturacak şeyler varsa, bunları mutlak surette söylemek gerekir.
İşte mesela bazen bakıyorsunuz, birtakım psikolojik hastalıkları var: “Evlenir, düzelir.” Olmuyor öyle. Yani evlilik, tedavi amaçlı yapılabilecek bir eylem değildir. “Namaz kılmıyor, evlensin düzelir.” Böyle tedavi amaçlı birilerinin kullanacağı bir süreç değildir.
Eğer fiziki olsun, ruhî olsun, aklî olsun bir hastalık geçirmişse bir insan, bunu söylemelidir. “Benim mesela iki böbreğimden bir tanesi yok.” Bunu karşı tarafa söylemelidir. Veya “Ben bir dönem bipolar hastalığı geçirdim, ilaç kullandım; sonrasında iyi olduğum söylendi.”, “Şizofreni tanısı konulmuştu.” gibi geçmişte yaşanmış ve ileriye doğru taşınabilecek olan durumları dile getirmesi gerekir.
Ama “Geçmişte içki içerdim, sigara içerdim…” Geçmişte ne yaptıysan yaptın; artık bunu bugüne taşımıyorsan, yarına taşımıyorsan ve bugüne yarına taşıma imkânı da ortadan kalkmışsa, yani öyle bir tövbe ettiysen ki artık yok, bunları söylemenin bir anlamı yoktur. Günahlarımıza şahit tutmanın bir anlamı yoktur.
BUGÜNE VE YARINA SİRAYET EDEBİLECEK OLAN ŞEYLERİ DE GİZLEMEMELİDİR İNSAN
Ama bugüne ve yarına sirayet edebilecek olan şeyleri de gizlememelidir insan; bunları dile getirmelidir. Böylelikle dürüst bir evlilik sürecine girilmelidir. Çünkü karşı taraf, ister erkek olsun ister kadın olsun, yarın öbür gün bunları öğrendiğinde “Sen benden önemli şeyleri sakladın.” diyerek birçok şey eskisi gibi olmayacaktır.
Dolayısıyla evlilik hayatını temiz bir sayfa olarak değerlendirmek gerekir. Ama biz temiz bir sayfa olarak değerlendiriyoruz diye birtakım kalıtımsal hastalıklar ortadan kaybolmaz. Bu sebeple dürüst olmak ve evliliği sağlam temeller üzerine kurmak gerekir."




