Günümüz Türkiye sinde çocuk yuvasında kalan sahipsiz binlerce

çocuk bulunmaktadır. Bu çocuklar burada bir ailenin sıcak ortamından uzak

yetişmekte ve gelecek için sağlıksız bir nesil ortaya çıkmaktadır.

Peki, bu çocukları ailelerin yanına versek nasıl olur

Gerçi buna benzer çalışmalar yapılıyor ama benim teklifim

daha farklı Özellikle çocuğu olmayan çiftler teşvik edilmelidir. Bu çiftler

buradan çocuk edinerek hem kendilerinin yalnızlığını gidermiş ve hem de

sahipsiz kalan bu insanlara sahip çıkmış olurlar. Bunun için devletin bu tür

çocukları evlat edinenlere çocuk başına ciddi bir aylık vermesi yeterli olur.

Özellikle ekonomik durumu uygun olmayanlar da bu şekilde

sürece katılmış olurlar. Şimdiye kadarki uygulama çocuk sahibi olmak için belli

bir ekonomik seviye gerekliydi. Yani evlatlık almak isteyenlerin ciddi bir

ekonomik seviyede olması isteniyordu. Bu yanlış bir uygulama. Halbuki devlet

evlat edinmek isteyen ailelere doğrudan destek verse, hem aile mutlu olur ve

hem de çocuk sağlıklı bir ortamda büyür. Yani bu tür çocukları yetiştiren,

sahip çıkan ailelere belli bir ücret vermesi, çocukların sağlıklı koşullarda

büyümesini sağlar. Tabi ki devlet evlatlık verdiği çocukları ve aileleri de

sürekli takip ederek istismarın önüne geçmelidir.

Bu arada çocukların büyüdüklerinde şer an sıkıntı

çekmemeleri için üvey anneleriyle akraba olmaları için ondan veya onun birinci

dereceden yakın akrabalarından süt emmesi sorunu çözmüş olur. Böylece akraba da

olmuş olurlar

Bazı yaşlı insanlar tüm çocukları kendilerini terk

ettiğinden evde yalnız kalmaktadırlar. Onlar da çocuk almaya teşvik edilebilir.

Bu şekilde evde çocuklara bakan yaşlı kişilere ek aylık veya haftalık ev

temizliği işini yapan kişiler görevlendirilebilir.

YANİ SORUNLAR ÇOK, AMA ÇÖZÜMLER DE ÇOK. YETER Kİ

İSTEYELİM

İslam da evlat edinme olayı bugünkü anladığımız şekilde

değildir. Yani bir çocuğu alıp kendi çocuğumuz gibi yetiştirip, nesebimize

dâhil edemeyiz. Çünkü çocuk babasından başkasına nispet edilmez. Yani çocuğun

biyolojik ailesi inkâr edilmez. Bir çocuk yetiştirilecekse biyolojik ailesi ona

söylenir. Kendimizi onun biyolojik ailesi değil, koruyucu ailesi veya üvey

ailesi olduğunu vurgularız. Eğer ailesini bilmiyorsak bilmediğimizi vurgularız.

Bunun dışında çocuğu kendi ailemize, nesebimize manevi

anlamda dâhil ederiz. Buna mevla olayı denirdi Arap kültüründe... Biz günümüz

Türkiye sinde himaye ve yetiştiren olarak niteleyebiliriz. Üvey anne/baba

diyebiliriz. Koruyucu aile diyebiliriz.

Çocuk büyüdüğünde biyolojik olarak akraba olmadığından

arada hürmet oluşur. Bunu kırmanın yolu, süt emzirmektir. Böylece süt evladı

veya kardeşi olarak, aile içinde hürmet oluşmadan yaşamış olur. Eğer buna imkân

yoksa erken evlendirerek ya da üniversiteye göndererek mahremiyetin bozulmasını

engellemiş oluruz.

Bu çocuklar her ne kadar yasal olarak mirasçı

olabilirlerse Şer an akrabalara düşen mirastan pay alamaz. Ama onun

bakıcılığını üstlenen kişiler hayatta iken ona bir pay verebilirler. (yani

bağışta bulunabilirler)

Konu üzerinde aslında çok çalışmalıyız. Ama özellikle

yurtlarda kimsesiz ve sahipsiz insan yetişmesini engellemeli, toplum olarak bu

insanlara sahip çıkmalıyız. 

GENİŞ AİLE MODELİ DESTEKLENMELİ/TEŞVİK EDİLMELİ

Günümüzde devlet çok çocuk yapmak için teşvik vermeye

çalışıyor. Benim teklifim de devletin yeniden geniş aile yapısını ihya etmeye

çalışması olmalıdır. Yani anne, baba, dede, nenenin bir arada olduğu aile

yapısı teşvik edilmelidir.

Türkiye de her evlenen çift ailesini terk ediyor. Böylece

giderek yalnızlaşan bir yaşlı kuşak oluşuyor. Bu yaşlı kuşak (karı/koca) koca

bir evde yalnız yaşıyor ve bu toplumdaki bağı koparıyor. Halbuki genç kuşak

ailesiyle birlikte kaldığında ekstra bir ev ihtiyacı olmayacak. Ekstra yakıt

masrafı olmayacak. Elektrik, su ve mutfak maliyeti yarı yarıya inecek.

Çocukları olduğunda ekstra anaokulu veya bakıcı masrafı olmayacak.

Yani aile bireyleri birlikte kaldığında toplum kazanacak.

İsraf ortadan kalkacak. Konut sıkıntısı yok olacak. Üçüncü kuşak, sokakta veya

anaokullarında değil, ailesinin yanında yetişmiş olacak.

Devletin özellikle ailesinin yanında kalmayı teşvik

etmesi ve bu şekilde kalanlara ekstra avantajlar sağlamasını tavsiye ediyorum.

Bu sayede yaşlı kuşağın huzurevlerine gitmesi azalacak. Devlete huzur evi

maliyeti de binmeyecek. Yeni neslin ana okul maliyeti de ortadan kalkacak.

Yani devletin çalışan kadınların çocuklarını anaokuluna

gönderme primi vereceğine bu parayla ailelerin birlikte kalmasını teşvik

etmesi, gelecek için daha büyük kazanım olur... Bu sayede hem çocuklar dede ve

nenelerinin dizi dibinde sağlıklı bir eğitim alır. Hem de yaşlı bireyler,

çocukları ve torunlarıyla birlikte kalarak huzurevinin huzursuz ortamına

düşmemiş olur. Gençler de yeni ev kurma, kira ve masraflarla boğuşarak sonunda

huzursuz olup birbirlerine düşmesi engellenmiş olur. Böylece sağlıklı ve mutlu

bir aile yapısı kurulmuş olur.