Şu dünyaya geliyorsunuz, o kadar yıl yaşıyor ve bir ev sahibi olamıyorsunuz. Ciddi ciddi düşündüğünüz zaman bu fevkalade trajik bir durum. Derinlemesine düşünmediğinizde evsizliği normal karşılamak bir yana, olması gereken bir şey gibi bile algılayabilirsiniz.
Daha acı olanı şu ki; geceli gündüzlü çalışıp çabaladığınız halde yine de başınızı sokacak bir eve sahip olamıyorsunuz! Çalıştıklarınız bir tek göz oda bir eviniz olmasına yetmiyor. Köstebeklerin, örümceklerin, karıncaların, kurdun kuşun bile yuvası varken insanın bir yuvasının olmaması gerçekten hüzünlü.
Dünyaya bir ev sahibi olmak amacıyla gelmiş gibi ömür boyu bu hedef için uğraşmak nasıl garipse bedenini dört duvar arasında soğuktan sıcaktan, tehlikeden ve düşmandan koruyacak bir haneden mahrum olmak da o denli acıklı bir durumdur.
İnsanın evinin olması, ruhunun bedeninde selamette olması gibi bir saadettir. Allah insanı var kılmadan evvel ona evini hazırlamıştır. Önce dünya evi yaratılmış, sonra insan bu dünyaya yerleştirilmiştir.
Ev güven demektir. Hayata daha çocuk yaşta alışsın, taşınacağı evde uyum problemi çekmesin diye insana evcilik sevdirilmiştir.
İki farklı cinsin buluşup birleşmesine sayısız isimler vermek mümkünken “evlilik” adını vermemiz hiç tesadüf değildir. Mutluluk ve huzur gibi sükûnet ve mahremiyetin mecrasından çıkıp dışarıya doğru akmasını engelleyebilecek olan evden başkası değildir.
Ev evliliğin örgütlenmiş biçimidir. Zihin bile ev ile ifadelendirilmeyen bir izdivaç üzerine korelasyon kurmaktan acizdir. Tasavvurun içinde eve dair bir suret, tahayyülün içinde ise hayata ait bir muayyen mekân vardır.
Her insan kendini evi ile tanımlar. Şayet eviniz yoksa adresiniz de yoktur. Yokluğa değil çokluğa karışıp anonimleşirsiniz. Başka bir hususi mekânınız olmadığı için dışarısı eviniz olur. Evsizlikten kendinize çatısız ve de duvarsız bir ev inşa edersiniz.
Eski bir dostum nerede güzel bir ev görse iç geçirir ve, “Ömrümüz başkalarının evlerini sevmek ve onlara imrenmekle geçiyor” derdi. Nedense sanki inşa edilen bir ev değil de evden biri bir şiir ya da hikâye yazmış gibi gelirdi bize.
Ev kendi çevresinde cereyan eden her eylemi güzelleştirir. Eve dönmenin sevincini kim inkâr edebilir? Evde kimse var mı diye kulağımızı kapıya yaslayıp aşina bir sesi beklemenin heyecanı elbette tarif edilmezdir. Evdeki hesabın çarşıya uymazlığını samimiyet, işin oluruna gitme ve iyimserlikten başka nasıl açıklayabilirsiniz ki?
İnanmazsanız türkülerimize bakın, evler bir başka güzel, evlerinin önü bambaşka!
“Evlerinin önü üç ağaç çınar”, “Evlerinin önü handır.”, “Evlerinin önü yoldur, yolaktır.”
“Evlerinin önü boyalı direk”, “Evlerinin önü mersin”, “Evlerinin önü yonca”, “Evlerinin önü bulgur kazanı”, “Evlerinin önü bakla”, “Evlerinin önü susam”, “Evlerinin önü tahta araba”, “Evlerinin önü marul”, “Evlerinin önü yoldur”, “Evlerinin önü kahve dibeği”, “Evlerinin önü bir ufak bayır”…
Ben bir çırpıda bu kadarını buldum, eminim siz daha fazlasını bulursunuz.
Evlerinin önünü güzel kılan evin kendisi, evi güzel kılan ise yârin evle bütünleşmesi yani evin kalbinde oluşudur.
İnsanın içi neyse ev odur. Evinden uzak olan içinden, iç sesinden, iç ısısından uzak olan gibidir. Talihinin insana bu dünyada bir ev bağışlaması öyle fazladan ya da lüks bir şey değildir.
Birden fazla evi olanlar aynı anda evlerinin her birinde oturup sabahlayamadığına göre evin fazlası evi olmayana ait olsa gerektir.
Dünyada kılını kıpırdatmadan hiçbir şey yapmadan yaşayıp gitmekle çalışıp çabalayarak, vaktini, emeğini ve alın terini sarf edip hiçbir şeye -en azından bir eve- sahip olamamak arasında bir fark olması gerekmez mi?
Karnını doyurması, çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını görmesi gereken parayı oturduğu eve kira diye ödeyen kişinin bu dünyada eksik yaptığı, başaramadığı şey nedir?
Aslında can alıcı soru budur!
Havaic-i Asliye’ye (asli ihtiyaçlar) ulaşamamış birinin dini ve ahlaki sorumluluklarını hakkiyle yerine getirebilmesinin kolay olabileceğini sanmıyorum.
Evi olmayan dünyaya hangi kapıdan girip, karşılara hangi pencereden bakacaktır? Eviniz yoksa anahtarınız da yok, tablo asmak için bir duvardan da yoksunsunuz demektir.
Bir de homeless denilen evsizler vardır ki sokakları hol, oturma odası, yatak odası, banyo-tuvalet diye bölümlere ayırmışlardır. Onları uyandırmak bile haneye tecavüz olarak yeter. Yerle gök arasında bir yerde kendi bedenlerini sığdırabilecek kadar bir boşluk bulmuşlardır ya bu bile onlara yetip artar!
Dünyada bütün ev edinemeyen insanların sözcüsüdür evsizler, evliye bile evi çok gören sistemleri sokakları, parkları, bankları ve çöp yığınlarını mesken tutarak protesto ederler.
Evi olmamak nasıl bir duygu? Bunu evi olana değil, olmayana sorun.
Muhtemelen sizlere içi boş ve tamtakır ev’lenme cüzdanlarını gösterip “anlatılmaz yaşanır” diyeceklerdir.