BAŞLIĞA öteden beri bayılırım. Yeniliklerin, tabii ki

mantık dokusu içinde, her dönem, her ünitede yararlı olduğu ortaya çıkmıştır.

Tabii bu yeniliklerin toplumun huzurunu, güven duygusunu, örf ve geleneklerini

yıpratmaması çok ama çok önemlidir.

Şimdi buradan futbola geçeceğim. Yukarıdaki paragrafla

bağlantıyı siz kurun artık.

Sevgili okurlar; çeyrek finalin ilk randevusu Arjantin

ile Belçika arasındaydı. Belçika bu kupaya gelirken sürpriz yapabilecek

takımlar arasında gösteriliyordu. Avrupa daki grup maçlarında aldığı sonuçlar

kâğıt üzerinde büyük bir kesimde bu görüşü kuvvetlendiriyordu. Ve beklenilen de

oldu gibi. Belçika çeyrek finale dayandı. Karşısında ise kupaya başladığı

günden bu yana bir türlü, Hah işte Arjantin bu denilemeyen takım vardı. En

önemlisi de uzaylı topçu Messi nin takımıydı rakip. Yine bizi ne maç bekliyordu

be... Aaa o da ne Bir kere daha dağ fare doğurmak üzeriydi. Sonunda ne mi

oldu Bir serseri mayın Higuen in önüne düştü o da harika bir vuruşla patlatıp

maçın skorunu belirledi. Sonra mı Belçika bastırdı yalandan. Top yapılamadığı

için uzun uzun oynamaya başladılar. Ön tarafa da ne kadar kule varsa yığdılar

ama, sonuç alamadılar.

Şimdi burada bir yere geleceğim. Bu yere daha sonraki

paragrafta da geleceğim. Efendim; Arjantin, dörtlü alan savunmalı, tek ön

liberolu sistemle oynuyor. Yani, bugün Brezilya da destek hoca olan

Parreira nın 1994 deki sistemi ile. Yani Brezilya yı 24 sene sonra Dünya Kupası

şampiyonu yapan sistemle... Kalede Romero var. Güzel. Asıl önemli yere gelelim.

Sistemin en hayati yerleri tandem, yani geri dörtlünün ortasındaki ikili,

önlerindeki ön libero, onun önündeki oyun kurucu, yönlendirici, yönetici ve en

uçta da son adam. Yani, DeMichelis, Garay- Mascerano- Messi- Higuen... Sistemin

hayati yerlerinden görev alan bu oyuncuların hepsi de usta... Büyük büyük

firmaların futbolcuları. Var mı itirazı olan. İşte bu dörtlü alan savunmalı

sistemin bu yerlerinde böyle oyuncularınız olursa kolay kolay sizi kimse teslim

alamaz. Bizden örnek mi Biraz eski ama... Högh, Uche-Kemalettin-

Okocha-Boliç... Popescu, Bülent- Suat- Hagi-Hakan Şükür... Size hiç ekranlardan

veya gazete sütunlarından bundan söz eden veya yazan oldu mu

Sonra Hollanda-Kosta Rica maçına geçtik. Kosta Rica ne

ki Hollanda ise öf ki öf... Ama baktım ki Hollanda kaşınmış. Van Gaal, tutmuş

3-4-3 yapmış. Hani bu sistem Hollandalıların 4-3-3 ten sonra saptıkları yoldu

ya... Eh rakip de gariban olunca ne olacaktı ki Olan oluyordu az kalsın.

Tamam, Kosta Rica nın kalecisi harikalar bunda ama ya sonlara doğru o topu

kaleci çelmeseydi.

Neyse Van Gaal, yanılmıyorsam bitime 15 dakika kala aklını

başına aldı ve 4 lüye döndü... Yani Arjantin in, Brezilya nın, Almanya nın

oynadığı sisteme... Bunlar yarı finalde değiller mi Neyse, Huntelaar ı da Van

Persie nin yanına gönderdi. Bu sistem değişikliğinden sonra Hollanda sanki

soğuk duş almış gibi oldu. Maç penaltılara gitti. Bu bile Kosta Rica nın finale

kalması anlamı taşırdı. Aaa bir de baktık uzatmanın bitimine bir iki dakika

kalan Hollanda kaleciyi değiştirdi. Meğerse arkadaş penaltı kurtarıcısı imiş.

İki tane çeldi.  Tamam. Bu, dünyada

bugüne kadar rastlanmamış bir uygulama idi. Tuttu mi, tuttu. Peki, sahada

ısınmış ve hem de yüzde yüzlük bir tehlikeyi kurtarmış bir kaleci varken,

mantıklı mıydı Tuttu ya... Üçlü savunma kurgusundan bitime doğru dörtlüye

dönüş ne kadar doğruysa, bu da o kadar tutmuş bir palavra idi.