Türkiye üniter bir devlet. İdari yapısı; bir başkent olmak üzere il, ilçe, kasaba ve köy şeklindedir. Yerel yönetimler olsa da işlerin büyük çoğunluğu merkezi yönetimden dönmektedir. Merkezi yönetimin her ilde temsilcisi vardır. Bütün alanlarda. Cumhurbaşkanlığı sistemiyle bütün yetkiler adeta tek elde toplanmıştır. Artık bakanlar seçilmese bile atama yoluyla göreve getiriliyor. Yani şu konuda daha verimli işler yapardık ama o işe daha ehil olan filan isim seçilmedi diye bir bahane de yok. O ehil filan isim istenirse hemen atanıyor; bakan, genel müdür, müdür vb. Buradan bakınca normalde bütün işlerin yolunda olması lazım. Ülkemizde başta eşitlik olmak üzere hangi konu yolunda? Ekonomiden adalete, kültürden eğitime hangi konu düzgün?
Ülkemizde her konunun berbat durumda olmasının temelinde eşitsizlik var. İnsan hayatını yönlendiren temel unsur eğitimdir. Eğitimdeki eşitsizlik insan hayatını ilgilendiren bütün işlerde eşitsizlik meydana getiriyor. Eğitimdeki eşitsizliği devlet ortadan pekâlâ kaldırabilir. Bütün okullar -özel okullar, kolejler dâhil- devlete bağlı. Devlet okulları direkt devlete bağlıyken eğitim içeriği ve vergiyle özel okullar ve kolejler de devlete bağlıdır. Bu böyleyken neden devlet eğitimdeki eşitsizliği ortadan kaldırmıyor. Eğitimdeki eşitsizliği ortadan kaldırmanın birinci adımı bütün etüt merkezi adı altındaki dershaneleri, özel okulları ve kolejleri ortadan kaldırmaktır. Okullar tümüyle devlet okulu olmalıdır. Maddiyata ya da statüye bağlı hiçbir okul yani ilk, orta, lise ve üniversite olmamalıdır. Hepsi eşit şekilde devlete bağlı okul olmalıdır. Eşitsizliği gidermenin birinci adımı budur. Bu adımdan sonra bütün okulların materyalleri olması gerektiği gibi aynı olmalıdır. Büyük şehirlerde okutulan kitap ile köy/kasabada okutulan ders kitabı aynı içerik ve sayfada olmalı. Başkentteki bir okul laboratuarında ne varsa diğer il, ilçe, kasaba ve köylerdeki okullarda da o olmalıdır. Var mı, yok tabi. Sadece materyal değil öğretmen de aynı olmalı. Büyük şehirdeki bir okuldaki öğretmenle Türkiye’nin herhangi bir köyündeki öğretmen aynı donanımda olmalı. Bütün bunları merkezi yönetim yapamaz mı, yapar. Neden yapmıyor? Eşitsizlik ilkokulda başlıyor üniversitede devasa bir şekle gelerek ülkenin bütün meselelerini yönlendiriyor.
Geçen yıldan beri üniversiteye girişte baraj kaldırıldı. Yani öğrenci kaç puan alırsa alsın tercih yapabilecek. Baraj kaldırıldı kaldırılmasına da bazı bölümler için ilk elli bine girme ilk yüzyirmibeş bine girme gibi yeni baraj getirildi. Tıp fakültelerine gitmek için ilk elli bine girme, hukuk fakültelerini tercih edebilmek için ilk yüzyimibeş bine girme şartı/barajı getirildi. Soru şu; tıp, eczacılık ve hukuk insanımız için gerekli eğitim de Türkçe eğitimi insanımız için gereksiz mi? Türkçe öğretmenliği dahası bütün öğretmenliklerde ilk üçyüz bine girme şartı var. Bir tıp doktoru, bir eczacı, bir hukukçu Türkçeyi bilmese de olur mu yani. Özellikle de hukukçu kendi dilini bilmeden nasıl kendi hukukunu bilecek? Daha diğer şartsız bölümleri hiç karşılaştırmıyoruz bile. Kamu yönetimi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, ekonomi, iktisat, maliye, muhasebe, ilahiyat, matematik, sosyoloji, tarih, coğrafya, fizik, kimya, biyoloji vb. bu bölümlere neden şart konulmadı? Bunlardan başka yüzlerce fakültede yüzlerce bölüm (dört yıllık) var bunlara neden şart yok. Kamu yöneticilerinin yani vali, kaymakam vb. gibi yöneticilerin bir avukat kadar değeri yok mu yani. Gördüğünüz gibi irdeledikçe konu nerelere varıyor. Sanki bir Türkçe öğretmeni bir doktordan daha az değerli, sanki bir ilkokul öğretmeni bir hukukçudan daha az kıymetliymiş gibi bir durum ortaya çıkıyor. Eşitsizliğin vardığı noktayı görüyor musunuz. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? İlkokul mezunu biri parası olduğu için müteahhitliğe başlıyor ve yaptığı binaların istisnasız hepsi depremde yıkılıyor. İşleri eğitime eğitimi eşitliğe dayandırmazsanız feci şekilde ölürsünüz, bu kadar basit. Türkiye ölüyor her anlamda.
Eğitimde başlayan eşitsizlik ekonomide son hızıyla devam ediyor!