Erbakan Hoca; ailesi, çevresi, okuduğu okullar dikkate

alınırsa hem maddî, hem manevî alanda çok iyi yetişmiş bir insan. Allah ın

verdiği zekâ onu dehâ sahibi yapmış. İTÜ öğreniminden sonra akademik

çalışmaları için Almanya ya gitmiş. Bir süre İTÜ de Öğretim Görevlisi olarak

çalıştıktan sonra Türkiye Odalar Birliği nde görev almış.

Muazzam potansiyeline rağmen Türkiye nin geri bırakılmışlığı

onu rahatsız etti. Odalar Birliği nde çalışırken Türkiye nin gelişip

sanayileşmesi, her ihtiyacını kendisinin üretmesi için mücadele verdi. Gümüş

Motor fabrikası ile yerli üretimin gerçekleştirilebileceğini gösterdi.

Batı nın ağzına bakan yöneticilerle bu işin olamayacağını

gördükten sonra siyasî hayata atıldı. Türkiye de kendi insanımızın karar merciî

olmasını istedi.

Erbakan Hoca, hayatı ve mücadelesini anlattığı Davam

kitabında bu yola girmesinin gerekçesini şöyle anlatır:

  -Bazen bize soruyorlar:

Bütün okulları birincilikle bitirmişsiniz. Dehâ çapında bir beyne sahipsiniz.

Bilim dünyasında büyük buluşlara imza atmışsınız. Bir bilim adamı olarak kalıp,

ilmî buluşlara imza atsaydınız, insanlığa böylece hizmet etseydiniz, daha iyi

olmaz mıydı diyorlar.

Bizim cevabımız şudur: Bir üniversitede profesör

olabilirsiniz, Nobel ödülleri de alabilirsiniz ama ülkenizin insanı bugün

olduğu gibi açsa, sefalet ve zorluklar içerisindeyse, dünyada 300 bin çocuk

yoksulluk içinde açlıktan ölüyorsa, sizin Nobel ödülleriniz ne işe yarar

(Davam, MGV yy. Sh. 17)

Bu sözler, zekâ ve bilgi sahibi, yaşanan gerçekleri

yakından gören bir ilim adamının ülkesi ve insanlığa karşı duyduğu sorumluluğun

en canlı örneğidir. 

Kendisini İnsanlığa Adadı

Manevî eğitiminden geçtiği hocaları ve okuduğu okullar

Erbakan Hoca yı ülkesine ve insanlığa hizmet etmeyi öğretti. Ekmeğini yediği,

havasını teneffüs ettiği ülkesine karşı sorumluluğunun şuurundaydı. Yer küreyi

tüm insanlarla birlikte paylaşıyorduk. Bu yüzden onlara karşı da sorumluluğunu

unutmadı. Bu görevleri yapmayı inancının bir gereği olarak görüyordu. Erbakan

Hoca, bu konuyu şöyle açıklar:

-Bizim inancımızda kimse kendisi için yaşamaz, kardeşi

için yaşar. Menfaati öldürmenin yolu budur. Hadis-i Şerif te de buyrulduğu gibi

gerçek iman sahibi kişi, kendisi için sevip istediğini mümin kardeşi için de

isteyendir. Çünkü; İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. Ancak,

iyilik kendi kendine olmaz. İyilik çalışmakla olur, cihat etmekle olur.

(A.g.e. sh. 29)

Erbakan Hoca bu amaçla siyasî partiler kurdu, meslek

kuruluşları oluşturdu. Pek çok kuruluşun çalışma modelini, çalışma esaslarını

ortaya koydu. Türkiye insanına disiplinli ve sistematik çalışma yöntemini

öğretti. Nice insanın yetişmesine vesile oldu. Türkiye siyasetine kalite ve

ivme kazandırdı. Tam bir plan ve program insanıydı.

Bu iş için gecesini gündüzüne kattı. Yorulmak nedir

bilmezdi. İşin zorluğu onu yıldırmazdı. Kendine güveni tamdı. Bu güç ve azmi

Allah a olan imanından geliyordu. Vaktinin bir saniyesinin boşa geçmesini

istemezdi. Yol ve araç şartlarını dikkate alarak 180 km. hızla gidebilecek bir

arabanın daha düşük hızla gitmesini istemezdi. Çünkü, insanlara ulaşıp daha çok

hizmet götürmeyi arzulardı.

Şu sözü, onun azmini anlatmaya yeter sanırım: Bu davada

Allah size 100 adım atacak güç vermiş de, siz 95 adımını atmışsanız; Allah

ahirette sizden kalan 5 adımın hesabını sorar.  

Çalışmayı İbadet Bildi

Erbakan Hoca ibadet aşkıyla çalışır, inanç ve

ideallerinin gereğini yapardı. Başkalarının söz ve tavırları onu yolundan

alıkoyamazdı. İnanmıştı bir kere. İşine bakar, hedefine doğru ilerlemeye

çalışırdı.

Yapılacak görev çok, zaman yetersizdi. Her yere yetişmek

mümkün değildi. Bu görevlerin yapılması gerekirdi. 9. 2. 2010 da Ajans 5.com,

Erbakan Hoca ya Günleriniz ve hizmetleriniz nasıl geçti sorusunu yöneltmiş, o

da, İnancımız bize insanlığa hizmet etmeyi emrediyor dedikten sonra şunları

söylemişti:

-Başbakanken, ben bir yandan masanın üzerinde günlük

görevleri yapmak, heyetleri kabul etmek gibi faaliyetleri sürdürdüğüm bir

çalışma masam vardı. Bir de arkada hazırlık yapmaya mahsus bir çalışma odası.

Heyetlerin gelip gitmesi çok vakit alırdı. Daima düşünmüşümdür ki, ben keşke

iki kişi olsaydım da, birisi bu heyetlerle meşgul olsaydı, birisi de içeride

asıl temel meseleleri düşünüp tanzim etseydi.

Hoca, bütün çalışmalarını cihat niyetiyle yapıyor, bir

ömür ibadet etmiş gibi sevap getiren cihada doymuyordu. Onun yıkılmayan,

yenilmeyen azminin sebebi buydu. Gerisini kendisinden dinleyelim:

-Ben Müslümanım. Ben cihat edeceğim. Herkesin karnını

doyuracak bir düzen kurulması için elimden gelen gayreti göstereceğim. Yoksa o

acı çeken, evine ekmek götüremediği için açlık çeken insanların hesabını

Cenab-ı Allah benden sorar. Cihat edeceğim, cihat edeceğim, cihat edeceğim.

İnsan demek, bu demektir. İyi insan olmak demek bu demektir. Siyaset de bu

büyük gaye için, cihat için yapılır. Siyaset beni ilgilendirmez demek,

Kur an ın yarısı beni ilgilendirmez demektir. Çünkü cihat; Kur an-ı Kerim de en

fazla sayıdaki ayette emredilen bir ibadettir. Bu sebeple biz siyaset

yapmıyoruz, cihat ediyoruz. Cihat etmeyen insan dünya imtihanını kazanamaz.

(Davam, N. Erbakan, MGV yy. sh. 26)