Çelişkilerin en çok yaşandığı bir dönemdeyiz diyeceğiz ama öyle değil. Zihinler karışık ya da bir yerden bir yere doğru evrildi. Çelişki ve açmazlar birbirine koşut gene de.

Medya artık eskisi gibi değil. Gazeteler, köşe yazıları, haberleri kovalayan muhabirler, televizyonlardaki tartışmalar zayıfladı, etkisiz kaldı. Diğer yandan da gücü elinde bulunduranlar tek kutuplu bir ortam oluşturdular. Gerçeklerin gün yüzüne çıkması ve tartışılması söz konusu olamıyor.

İdeolojik karşıtlıklar olmayınca olay ve durumların asıl boyutu ortaya konulamıyor. Hasımlar ideolojik olmanın ötesindedir.

Emperyalizm hayatımızın hemen bütün alanlarını kuşatmış durumda. Kıpırdanamaz hâle gelinmiş. Geçmiş zamanda Batı özlü, gene de iddiası olan bir sol vardı. Militanlığı, çabaları ve çatışmaları bile söz konusuydu. Sol düşünce kendisini evrensel olarak tanımlardı. Gerçekten de öyle bir özelliğe sahipti. Sol bizim topraklara gelince Türkleşti, Türk Solu oluverdi. Irk olgusu ağır bastı. Geçmiş zamanda Amerikan savaş gemileri boğaza geldiğinde “Go home” denirdi. Türk sağı ve milliyetçileri de tam zıt bir yerde yer aldı. Aslında aynı özden beslenenler farklı konumlarda, yerlerde yer alarak çatıştılar. Onlar da Türk merkezli, sağ ve milliyetçi idiler. Muhafazakârlık sonradan türedi. Vardı da siyasal anlamda Turgut Özal ile karşılık buldu. Şimdilerde ise o çizgiyi temsil eden bir siyasal yapı var. Onlar zaten İslâmcılıktan evrilme bir öz taşıyor olsalar bile şimdi o özün çok uzağındadırlar. Görünümleri İslâmcı, eylemleri emperyalizm yanlısı sağ bir muhafazakârlık.

Türk vurgulu olgu ruhlara öylesine derinden işlemiş ki, Türk olmayan unsurlar da Türk vurgusuyla tanımlanıyor ve özellikle de yeğleniyor. Türk Yahudiler bu örneklerden biri. Çokuluslu emperyal kuruluşlar, şirketler de Türk vurgusuyla tanımlanırlar.

Batıcı İslâmcı muhafazakârlar iktidarda olunca ironik bir durum ortaya çıkıyor. Çokuluslu kurumları sahiplenme ya da üzerlerindeki etkileri azaltmak için yanıltıcı kimi yaklaşımlarda bulunulmakta. Böyle olunca peşlerinden sürükledikleri kitleleri tam anlamıyla kendilerine benzetmektedirler.

İsrail ile ilişkiler, Filistin işgali ve saldırısı üzerine yoğunlaşınca asıl çarpıklık ortaya çıktı. Siyonizm’e hizmet veren gemiler, kurumlar, birçok ülke içinde kendilerine yer bulamadığı hâlde Türkiye’de kolaylıkla yer bulabiliyor. İsrail’e hizmet eden kurumlar kimi ülkelerin fuarlarında yer bulamazlarken Türkiye’de çok rahat faaliyet gösterebilmektedirler.

Kimi sivil kuruluşlar ile AGD’nin ortaklaşa eylemleri yeni bir durumu daha ortaya çıkardı. Bir süredir, Türkiye’den İsrail’e ihracat yapılmadığı, ticarî ilişkilerin tamamen kesildiği söyleniyor idiyse de gençlerin çabasıyla öyle olmadığı ortaya çıktı. Ambarlı Limanı’nda mal yükleyen gemiye karşı eylem başlatılınca, görevliler direndi, hatta silah bile kullandılar. Zeytinburnu açıklarına açılan gemi daha sonra Haydarpaşa Limanı’na yanaştı, gençler orada eylem yaptı gemiye çıktı ve oradan kaçırttı. Daha sonra Gebze’deki limana yanaştı. AGD’li gençler tutuklandı, gözetim altına alındı, sonra yargılanmak üzere serbest bırakıldılar.

Demek ki bir yanıltan güç ve onların sözcüleri var, onlar görünürde ağırlıktadırlar. Ne ki gerçekler de asla gizlenememekte. Küçük bir çaba bile çok şeyi ortaya çıkarabilmektedir.

Sözü şuraya getirmek istiyorum. Emperyalizme direnen o eski Türk Solu’na ne oldu? Yerlerinde yeller esiyor. Artık onların emperyalizm ve karşıtı olma gibi bir dertleri ve sorunları yoktur. Liberal kapitalist düzende yer kapma, paylaşma çabasındadırlar. Türk Solu veya sol Kemalizm ile özdeşleşince o ideolojik farklılık ortadan tamamen kalktı. Sosyal medya çarşısında solun eski ve kimi yeni kurtları da var. Var da artık onların beklenti ve arayışları başkadır. İslâm karşıtlığı şimdiki ideolojilerini oluşturuyor. Liberal muhafazakârlar tek rakipleri. Yani emperyalizm literatürlerinden çıkmıştır.