Emperyalistler sömürmek için gözlerine kestirdikleri
ülkelerde var olan sorunları körüklemek yok ise bir takım sorunlar çıkarmak
için uğraşırlar. Ne yazık ki gözlerine kestirdikleri ülkeleri karıştırmakta
zorlanmazlar da. İçeriden ve dışarıdan bir takım destekçiler bularak, ellerini
ateşe fazlaca sokmadan işlerini yürütürler. Bunun en son iki örneğini Irak ve
Suriye oluşturuyor.
Irak ve Suriye yıllardan beri mezhep farklılıklarının olduğu
ancak, bugün olduğu gibi bir çatışmanın yaşanmadığı iki ülkeydi. Zaman zaman
bazı çatışmalar olsa da toplumlar kendi içlerinde bu sorunu çözmeye
çalışırlardı. Ne zaman ki Irak, ABD ve yandaşları tarafından işgal edildi,
arkasından bir takım dengeleri gözeterek oluşturulduğu ileri sürülen yeni yapı
ile bu ülkedeki dengeler yerle bir edildi. Bir yazımda da belirttiğim gibi
nüfusun çok az bir bölümünü temsil eden Talabani, Irak’ta denge unsuru olarak
ileri sürüldü. Şii Başbakan’ın yanına bir Sünni yardımcı verildi. Onu da
Başbakan terör olaylarına karıştığı iddiası ile mahkemeye verdi ve hakkında
idam kararı çıktı. Böylece ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldı. Elbette kimin
haklı olduğuna bizim buradan bakarak karar vermemiz hem mümkün değil, hem de
doğru olmaz. Ancak, bugün gelinen noktada sömürgeci güçlerin yazdığı ve
uygulamaya koyduğu, adına Şii-Sünni çatışması diyebileceğimiz senaryo kanlı bir
şekilde uygulanıyor. Suriye’de de benzer bir manzara sergileniyor. Suriye’deki
çatışmalar genellikle Beşar Esad’a yönelik eleştirilerle dile getiriliyor olsa
da aslında yıllardan beri azınlığın çoğunluğa tahakkümüne bir tepki olarak
ortaya çıkan direniş hareketine karşı Esad’ın bu kadar sert cevap vermesini
sadece koltuğunu koruma içgüdüsü olarak izah etmek sanıyorum doğru olmaz.
Suriye’de de Irak’ta olduğu gibi yaşanan mezhep çatışmasıdır.
Bu noktada emperyalist güçlerin böylesine kanlı senaryolar
yazmış olmalarına kızıp, tüm suçu onlara yıkmak işin kolay yanıdır. Bu
senaryoya alet olanların sorumluluğu senaryonun yazarlarında az olabilir mi
Niçin kendi sorunlarımızı kendimiz çözmeye çalışmıyor farkında olarak ya da
olmadan emperyalist güçlere hizmet ediyoruz
İslam ülkelerinde anlayış ve yorum farklılıkları hep olmuş
öyle ki bu farklılıklar ciddi çatışmalara da yol açmıştır. Geçmişteki tartışma
ve çatışmalar kendi aramızda yaşanırken günümüzde bu farklılıklar İslam
ülkelerinin kolayca sömürülmesine zemin hazırlıyor. Ülkelerin zenginlikleri
kendi insanımızın yararına değil, kan içici sömürgeci güçlerin insanlarına
hizmet etmektedir.
Kaldı ki farklıklara rağmen İslam ülkelerinde uzun yıllar
birlikte yaşamayı başarmış insanlar giderek intikam duyguları ile hareket eder
hale geliyor. Ülkemizde 12 Eylül 1980 darbesi öncesi yaşanan aynı silah ile
sabah solcunun, öğleden sonra sağcının öldürülmesi şeklinde kamplaşmanın
körüklenmesi gibi Irak ve Suriye’de de kimin kimi vurduğu belli olmaz bir
noktaya gelinmiştir. Bu noktada gerek Şiilere, gerek Sünnilere yönelik kanlı
saldırıların dış kaynaklı olabileceğini kimse düşünmüyor. Bununda ötesinde
çatışan tarafların silahlarını da hep aynı ülkeler veriyor. Oturup
serinkanlılıkla düşünmelerine imkân verilmiyor. Irak ve Suriye’de sürekli
olarak korku ve öfke körükleniyor. İnsanlar birbirlerine karşı kışkırtılıyor.
Öfke baldan tatlıdır sözünde olduğu gibi bir defa mantık devre dışı kalıp
kitleler öfkeleri ile hareket etmeye başladıklarında sömürgeci güçlerin işleri
kolaylaşıyor. Bir taşla birkaç kuş birden vurabiliyorlar. Var olan farklılıklar
bir yandan kalıcı düşmanlıklara dönüşüyor, öbür yandan yüz binler hatta
milyonlarla ifade edilen Müslüman hayatını kaybediyor. Ölenlerin büyük
çoğunluğunu da genç ve dinamik nüfusun oluşturduğu düşünülürse Müslümanlara
karşı soykırım uygulamasını bizlere yaptırıyorlar. Vakit çok geç olmadan İslam
ülkelerinin sorumluları başlarını ellerinin arasına alıp, “Biz ne yapıyoruz ”
sorusunun cevabını bulmaya çalışmalıdırlar.