HER gün olan ları konuşuyor ama olması gereken leri
ıskalıyoruz. Çünkü konuştuklarımız adalet ekseninde değil, taraf ekseninde
ilerliyor. Adalete sırtını dayamadan, sadece devleti içselleştirme üzerine
yapılan hamleler, devletin geleceğini tüketen adımlar oluyor. Yaşamakta
olduğumuz olayları, önemli gün ve geceler gibi derin bir metafizik aşkla
kutlamak yerine sonuçlarının ne olacağına yönelik önerilerle gündemler
oluşturulmalıdır. Çünkü öneri olmadığında geçmiş yanlışlardan ders çıkarmak bir
tarafa, çelişkileri büyüterek, bahanelerin esiri olmaya sürükleniyoruz.
Yaşanan olaylar düşünce kimyamızı yozlaştırıyor.
İndirgemeci bir tavır içinde olmak bu yozlaşmanın göstergesidir. Adalet aramak
yerine, önce konumunun kime karşı olacağını gözden geçirenler, geçici olarak
emniyet içinde olsa da emniyetsizliğe kapı aralıyor. Ülkemizin içinden geçmekte olduğu sarsıntılı süreci
değerlendirmek adına, düşünmek yerine savrulmaya yelken açmak kimseyi kıyıya
ulaştırmıyor. Üretilen bahanelerle ya sahiplenme ya da dışlama reflekslerinin
arkasına sığınarak deve kuşu rolü kimseyi korumaya yetmiyor. Çünkü yanlışlarını
doğrularıyla örtmek isteyen, zehre tatlandırmak için bal katan kimseye benzer;
zehir tatlanmaz ama balı murdar eder!
Türkiye nin temel sorunları hem sistemden, hem de
siyasetin demokratik hak ve özgürlükler ortak paydasında buluşamamasından
kaynaklanıyor . Bu bilince kavuştuğumuz zaman, üçüncü bir yola, olması
gereken e dikkat çeken bir yaklaşıma ihtiyaç duyarız. Bu sayede günün duygusal
durumu ile taraftar olmak yerine, geleceğin öngörüsünü ortaya çıkarmayı
başarılabiliriz. Ve adaleti önceleyen meşru bir zemin yakalayabiliriz. Elbette
ki bu üçüncü yol, zihniyeti, hedefi ve modeliyle yeni bir hikâye yazmanın
adımlarını da beraberinde getirir.
Hem yol gösteren hem de adımlayan bir insan için,
kardeşlerini uyarması ve kardeşlerini davet etmesi ahlaki bir vazifedir. Ancak
yapılan meşru davete icabet ise sünnettir. Biz; bu hassas dönemde bir ahlaki vazife olarak bu daveti yapmak
zorundayız. Şartlar davetin yapılmasını ortadan kaldırmıyor, bilakis davet
metodunun gözden geçirilmesini tetikliyor. Dün bizi gece gündüz çalıştıran
neyse bugün de aynı şey olmalıdır. Üstelik bugünkü şartlar, kendimizi bile
ikinci plana bıraktıracak boyutlara ulaşmıştır.
Yaşamınıza, başkalarınca ve önceden verilmiş bir anlamı
üstlenmeniz zor değil, zor olan ona kendince ve yeniden anlam verebilmenizdir!
İnsanlığın yaşama hakkının elinden alındığı günümüzde maddi manevi bütün
imkânlarımızı seferber etmek bunun için emniyetimizin tek şartıdır. Çünkü bizi
kuşatarak koruyacak tek şey: inancımız uğrunda yaptığımız faaliyetlerdeki
ihlas olacaktır. İhlası koruyacak şey ise, fedakârlık tır. Çünkü fedakârlık,
hayatın inandığın değerler merkezli olarak planlanmasıdır. Eğer emniyet arıyor,
güven bulmak istiyorsanız; ihlasınız ve fedakârlığınız ölçüsünde emniyetsizsiniz. Aksi takdirde; emniyetsizsiniz, sitede,
villada yaşamanız da sizi kurtarmayacaktır!