İnsanların birçoğu, emekli olunca memleketine taşınıp rahat bir nefes almak umudunu canlı tutar. Umudu canlı tutmak iyidir, çünkü umut denen şey can çekişmeye başlarsa onu taşıyan kişi için hayatı yaşanmaz hale getirir. Hem o umut, fakirin ekmeği oluverdiğinde askıya çıkmaz, bedava verilmez, habire zamlanır durur. Rahat bir nefes almaya gelince, demek ki o çalışıp hayatını kazanmak üzere yerleşilen yerde pek de mümkün görünmez. Betonlarla kuşatılmak, insanlarca sataşılmak yahut her açıdan ciğeri sağlam tutup mutlu mesut yaşatılmakla bir alakası yoktur. Ergenlikten henüz mezun olmuş Gonyalı edasında ununu eleyip eleğini asmakla ve de onun tam karşısına kurulup muzip muzip etrafı kesmekle alakası bulunur.
Emekli olup köye yerleşme imkânı, belki sadece köşeyi dönmüş, voleyi vurmuş, şans yüzüne alabildiğine gülmüş, bahtı saçlarından önce ağarmış, Allah’ın kendisine yürü ya kulum demesini beklemeden memleketin her bir variyetine kâbus gibi çöken ağababasının yürü yağ tulumu demesiyle ihya olmuşlar için geçerlidir. Böyleleri elbette emekli olup ikramiyesinin keyfini çıkarır. Emeklilikte yaşa, taşa, başa takılıp ayağı kaymaz; ömrünün geri kalanını köşe bucak sızlanıp çözüm aramakla geçirmez. Hem zaten bu türün bahsettiği emeklilik ‘şu son vurgunu da halledersek bu işleri bırakacağım’ tiradından ibarettir. Yahut da ‘insan yaşlandıkça huzura ermek istiyor, bir emekliliği yok mu bu işin’ arayışında ‘solculuk da bir yere kadar kardeşim’ sızısı çeken kodamanlar gibi saldım çayıra Mevla’m kayıra tavrıdır. Gayrı huzur, doğdukları ama kırk yılın üstü uğradıkları topraklardadır.
Bir kısım insan için rahat nefes almak hak edilmiş emeklilik kıvamında mahşerden sonrasına kalır. Orada ilelebet dinlenebilmesi umulan ruh, dünyanın saçma sapan meşgaleleri için kendini fazla yıpratmamayı becerir. Beceriksizlik bu dünyaya has üstlerinde hâkimiyet kurup hayatı zehir edenleri seçen, sonra hiç tükenmeyen bir aymazlıkla aynı kapılardan merhamet dilenenlere izafe edilmelidir. Heyhat, güce doğru yanaşan, yanlayan derneklerden onlara sıra gelmez.
Ne tür bir düzen dayatılırsa dayatılsın, gerek emeklilik, gerekse hayatın herhangi bir evresi için yaşa, taşa, başa takılmamak gerekir. Bu üç unsur yani anasır-ı selalese (yaş, taş, baş) insan için her anlamda hadsizliği ele verir. Yılgınlığın, bitkinliğin, yoksunluğun da hak edip elde edememenin de önündeki engel bunlar diye gösterilse yeridir. Geriye heba edilen bir hayattan başka şey kalmaz. Ve hem de es kaza gerçekleşmiş olsa, tası tarağı toplayıp memlekete taşınmak sonucu dar alanda sebze meyve yetiştirmek, üç beş tavuk ve dahi dana edinmek; körelmiş, körleştirilmiş, körleşmiş bir ruha dinginlik bağışlamaz.
Çoğu insan salt yaşamını idame ettirmek adına ömrü billâh didinmek zorundadır. Ekmek aslanın ağzında, peynir fare kapanında, zeytin market reyonlarındadır. Ve elbette market reyonları aslan ağzından, fare kapanından, ekonomi kompedanı olduğunu zanneden zulüm erbabından daha tercih edilir bir şey gibi görünebilir. Sonuçta göz doktoru da psikiyatr kliniği de burnunuzun dibine dikilen bilmem ne kadar hasta garantili şehir hastanelerinde hizmete sunulmuştur. Ve dahi işçi milleti, yegâne mazeret biçimini kullanıp izin aldığında hastaneye gitmeyip mangal yapacak değildir. Hem o devasa hastaneler de üç beş müteahhit para kazansın, sonra fırsat bulunca fahiş ama göbek esneten bir fiyata İtalyanlara satarız diye yükseltilmemiştir. Ne çare ki yeterli sayıda müşteri uğramayınca… Neyse.
Bir kısım insan ise çalışmak, kazanamamak ve bir türlü emekli olamamak hususunda rahatlıkla karıncaya benzetilebilir. Nitekim karınca milleti ne denli maişet derdiyle geçim sıkıntısı içinde çalışıyor gibi görünse de onunkisi çerçöp biriktirmekten başka bir şey değildir. Bizimki, birikmediği durumda biriktiremediğine, muktedirlerin o sinsi diliyle ‘tasarruf edemediğine’ hayıflanır. Aç, açıkta oluşuna ve biriktirdiği takdirde birikenle ne halt edeceğine bakmaksızın kendisi için açılan yolda, gösterilen hedefe hiç durmadan yürüyeceğine ant içer. Belki başka şeyler de içer ama onların konuyla alakası yoktur. Varlığı, üç kuruş maaş mukabili yanında çalışıp minnet duyduklarının varlığına armağan olur. Zaten varlık lüzumlu lüzumsuz birilerine bağışlanmak üzere kendisine bahşedilmiştir!