Geçtiğimiz günlerde Erzincan’ın İliç ilçesinde altın madeninde meydana gelen elim olayla birlikte ülkenin gündemi değişti. İliç ilçesinde siyanür atıklarının oluşturduğu dağda meydana gelen heyelanda çok sayıda işçi toprak altında kaldı. İliç ilçesinde işletilen altın madeni ilk defa da ülke gündemine geliyor değil. Daha önceden Kanadalı firmanın işlettiği altın madeninin 2022 yılında da siyanür borusunun patlaması ve zehirli atıkların Fırat Nehri'ne karışmasıyla gündeme gelmişti.

Siyanür patlaması sonrası Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da, “…Boru hatlarındaki arıza nedeniyle çevre kirliliğine neden olan altın madeninin faaliyetini DURDURUYORUZ!” diye açıklama yapmıştı. “İlave çevresel iyileştirme çalışmalarının tamamlandığı bakanlığımız denetim ekiplerince tespit edilene kadar tesisin çalışmasına İZİN VERİLMEYECEK” şeklinde duyurmuştu.

Aynı firma daha sonra da gündeme vergi borçlarının silinmesi ile geldi. Hem çevreye zarar vermiş, hem çalışmaya devam etmiş, hem de vergi borcu silinmiş!

2023’te yazdığımız son yazının başlığı “Çöken ‘2023’ Efsanesi”ydi. İktidarın yıllardır insanlarımızı oyalamak için uydurduğu “kızıl elma” olduğunu, ülkemize genel bir bakış ile bakıp özellikle Erzincan’daki bu madene dikkat çekmiştik.

İktidarın milletimize ekran önünde “2023” masalları anlatırken kamera arkalarında ülkemizin kaynaklarını, çevresini, ırmağını, ormanını, havasını, sahilini ve ülke insanımızın emeğini bir avuç küresel ve yerel sermaye sahiplerine peşkeş çekilmiş. Sanki ülke babalarından kalan miras gibi. Zaten bir bakanı özelleştirmelerin yanlış bir şekilde yapıldığını, ülke ekonomisine faydası değil zararı olacağını söyleyenlere karşı, “Babalar gibi satarız!” dememiş miydi?

Ülkemizde kimsenin inkâr edemeyeceği ekonomik krizinin önemli sebeplerinden biri de hiç şüphesiz milletimizin yıllardır emeği ile yapılan fabrikaların haraç mezat satılması oldu. Kendi kâğıdını üreten bir ülkeden tuvalet kâğıdını bile yurt dışından alan bir ülke durumuna düşmemizin sebebi “babalar gibi satan” zihniyettir. Erzincan’da karşılaştığımız durumda bu zihniyetin olumsuz sonuçlarından sadece biridir.

Ekonomik açıdan ülkemizi dışa bağımlı hale getiren bu zihniyet artık geleceğimizi de, çevremizi de yabancılar için ülkemizi bir talan alanına çevirmiş durumda. “Babalar gibi satarım” diyen eski bakan yabancılara toprak satışı için de, “Sırtlarına yükleyip götürecek değiller ya” ifadesini kullanmıştı. Evet, toprağımızı sırtlarına yükleyip götürmediler ama çevremize, suyumuza verdiği zararlarla yaşanmaz bir toprak bırakıyorlar. Suyumuza karışan siyanürü nasıl temizleyecek Kanadalı şirket? Zehirli suyun bedelini Kanadalılar değil, ülkemizin insanı ödeyecek.

İktidarlar, vatandaşlarının iktidarlara emanet ettiği toplumu yönetme emanetini “hak” çerçevesinde kullanmayınca yaşadığımız sorunlar kaçınılmazdır. Yaşadığımız deprem afeti olsun, Erzincan’daki meydana gelen afet olsun göz göre göre gelen olaylardır. Sorumlulardan göstermelik bir hesap sormak değil burada yatan zihniyetin değişmesi gerekmektedir.

Ekranlarda haberleri izlerken zihnin arkasında dolanan Bakara Suresi’nden şu ayetler oluyor: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, onun dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider ve kalbinde olana Allah şahit tutar. Hâlbuki o düşmanların en azılısıdır. O iş başına geçtiği zaman, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye koşar. Allah bozgunculuk yapanı sevmez.”

Erzincan’da meydana gelen elim olaydan vefat edenlere Allah’tan rahmet dileriz. Kayıplara, sağlıklı bir şekilde ailelerine ve sevdiklerine en kısa zamanda kavuşmaları için dua ederiz.