EHLİ Sünnet olmayı, daha önceki yazılarımızda;

* İslam’ı Allah (cc), Resûlü (sav) ve AshâbıKirâmın (ra) anladığı gibi anlamak;

* Bâtınî veya Hâricî olmamak yani aşırı olmamak,

* İnsaf sahibi ve mutedil olmak yani müteşeddit olmamak,

* Âmentü’yüinkar etmeyen herkesi Müslüman görmek,

* Kâbe’yi kıble bilen herkesi Ümmet kabul etmek,

* Kimseyi Müslüman olmaya zorlamamak,

* Tekfir etmeyi ana umde olarak görmemek,

* Ve kendisine saldıranlara karşı müdafaa hariç hiçbir gruba karşı düşmanlık beslememek gibi bazı temel esaslara dayanmak olarak tarif etmiştik.

Bu durumda bizler;

* Hiçbir gruba veya inanca karşı düşmanlık besleyemeyiz. 

* İnancı ve görüşü ne olursa olsun, kimsenin temel insani haklarına engel olmayız.

* Kimseyi kendi inancımızı ve görüşümüzü kabul etmeleri hususunda zorlayamayız.

* Kimsenin inancına ve görüşüne hakaret edemeyiz. 

* Yani özetle biz, kimseyi, Müslüman olmadığı veya ehli sünnet duruşu benimsemediği için hedef haline getirmeyiz.

Fakat bu demek değildir ki basiretsiz ve korkak davranalım. Asla!

Bu yazımızda;

* Ehli sünnet olmadıkları halde ehli sünnet gibi görünen,

* Ehli sünnet adına söz söylediğini iddia ederek ehli sünnet duruşu ve inancı bozmaya çalışan,

* Bunu bilerek veya bilmeyerek yapan,

* Fakat tâbî değil, metbû (yani öncü) durumunda olan yani bu işe öncülük eden kimseleri muhatap alıyoruz. 

Muhatapların hangi tavırlarını kastettiğimize dair birkaç örnek vermek gerekirse:

* Saldırganlık ve tekfirci tutum.

* Geleneği (minare, mevlit, türbe vsdahil birçok örnek verilebilir) bidat olarak görmek veya geleneğe saldırmak.

* Katı şekilcilik (İslam şekle önem verir ama aslolan ruhtur. Kastımız, ruhun ihmal edilmesidir).

* İslam’ı sadece inanç ve ahlaktan ibaret yani hayatın bazı alanları ile alakalı görmek.

* Mahiyeti ve gerekçesi ne olursa olsun kutsallara saldırmak.

Bu saldırıları yapan ve karmaşa çıkaranlar iki türlüdür: Mertçe ve açıktan yapanlar, sinsice ve planlı yapanlar. İlk grubu tabi ki tasvip etmemekle birlikte, bunlara karşı mücadele daha kolaydır. Zira bunlar açıkça düşmanlık yapanlardır ve biz insanları, bunların düşmanlığına kolayca ikna edebiliriz.

Fakat bu işi gizlice yapanlar, daha tehlikelidir. Zira bunlar, bize, kendimizden görünerek yaklaşır ve saldırırlar.

Peki, bu kimselerin amaçları nedir? Bu tür davranışta olanların hepsini aynı kefeye mi koymak gerekir? Hayır, asla!

Birincisi bilgisizliktir: Maalesef bazıları, saflık ve iyi niyetle, ama bilmediklerinden veya anlamadıklarından, ehli sünnete aykırı bu davranışları tasvip etmektedirler.

İkinci sebep menfaattir: Bazıları ise bilerek ve isteyerek yapmakla birlikte Ehli Sünnet düşmanı olduklarından değil, bir takım menfaatler ya da başka sebeplerden dolayı, ehli sünnete aykırı fikirleri benimsemekte veya desteklemektedirler. Maalesef bu insanlara hidayet dilemekten ve nasihat etmekten başka elimizden gelen bir şey yoktur.

Üçüncü neden, düşmanlık ve art niyettir: Bunlar, ehli sünnet duruşu; bozmak, ortadan kaldırmak veya ele geçirmek için isteyerek, düşmanca ve planlı olarak çalışan kimselerdir.

Dördüncüsü ise; bazen de ehli sünnet fikirlerini benimsemeyenlerin, ehli sünnet davranmalarıdır. Bunlar, ilk etapta, ehli sünnete aykırı veya onu yıkmaya yönelik faaliyetlerde bulunmasalar bile; uzun vadede, bu insanların inanç ve yaşantıları, ehli sünnet inancını benimseyen halk ve özellikle gençler üzerinden olumsuz etkiler yaratacaktır.

Burada en tehlikeli olanlar; üçüncü gruptakiler yani ehli sünnete düşman oldukları halde eli sünnet gibi davranan ve hatta ehli sünnetin savunuculuğunu yapma iddiasında olanlardır.

Peki bunlar niçin doğrudan değil de gizlice düşmanlık yapmaktadırlar?

1. Tarih boyunca inançlar ve hatta kültürler; asla düşman saldırısı ile yıkılmazlar. Yani düşmanlık ve zorlama, hiçbir insanın hayat tarzını, inancını veya şahsiyetini değiştiremez. Bunun için bir insanın ya kendi kararını kendi değiştirmesi ya da kandırılması gerekir. 

2. İnsanların kararlarını değiştirmek zor ve uzun süreli bir iştir. Bu yüzden daha çok tercih edilen yöntem, aldatmadır. 

3. Peki, biz herkesten şüphe mi edeceğiz? İslam adına konuşan herkes aynı mıdır? Halis niyetli olanları nasıl ayırt edeceğiz? Bu tür hainler yeni olmadığı için bunlara karşı tedbir alınması mümkündür. Burada birkaç hususu değerlendirerek iyi ve kötü niyetli olanları ayırt etmek mümkündür:

* Birinci; bu tür insanların şahsiyetlerine bakmak gerekir. Tabi ki günahsız insan yoktur ama aslolan, insanların genel halleridir. İnsanların genel hallerini bilmek için de onları tanımak gerekir.

* İkincisi; bu insanların “dinarları” ve “dirhemleri”dir. Tabi ki insanlar ilim öğretmek ile geçimlerini temin edebilirler. Ama bunun da bir ölçüsü olmalıdır.

* Üçüncüsü; bu tür insanların, peşinden gelenlere ilmen ve ahlaken ne kattıklarıdır. Peşinden gelenlere ilmen ve ahlaken bir şey katmayanlarda, hayır yoktur.

* Dördüncüsü; ilim ve ferasettir. Müslüman, ana meseleleri bilmelidir. Ana meselelerde aldanan kimsede bir takım sorunlar var demektir. 

* Son olarak akıllı bir insan, kendinden daha düşük seviyede ahlak, akıl ve ilme sahip kimsenin ardına düşmemelidir. 

4. Bütün bunlara rağmen aldanıp hata ediyor isek; Allah’a teslim olmaktan ve istiğfar etmekten başka çare yoktur. İnsan hata eder. Yeter ki bilerek veya ihmal ile hata etmesin. Yeter ki hatasında ısrar etmesin. Yeter ki hatasını düzeltsin. Son olarak şunu ifade etmek istiyoruz ki; ehli sünnet görünümlü ehli sünnet düşmanlarının olması, ehli sünnetin hala çok güçlü olduğuna işarettir ki bu yüzden Mevlâ’ya şükretmeliyiz.

Yani hem dünyada hem de ülkemizde Müslüman olmak ve ehli sünnet inanca sahip olmak; hala geçer akçedir veya birileri tarafından saygı duyulması ya da korkulması gereken bir şey olarak görülmektedir. Bu ise İslam ve Müslümanlar adına ümit vericidir. Yeter ki bu imkânları, en güzel şekilde değerlendirmek için gayret edelim.